BAFTA – Live Blogging

BAFTA – Live Blogging

Sonuçlar zaten açıklandı ama BBC One’da banttan yayın başladı. O yüzden teşekkür konuşmalarını dinleyip söz verdiğimiz gibi “Live Blogging” yapmakda yarar var.

Paul McCartney ve Alexandre Desplat
  • En İyi Özgün Müzik: The King’s Speech; Alexandre Desplat

23.13 – Sonunda Desplat‘in birileri tarafından ödüllendirilmesi harika. Konuşmasında da heyecanı hissediyorsunuz zaten. Tüm ekibin ışıldayan gözlerle teşekkür konuşmasını dinlediğini izlemek daha da güzel. Ödül törenleri The King’s Speech‘i daha çok sevmemize sebep oluyor sanırım. Çünkü ekibi harikulade isimlerden oluşuyor. Senarist, oyuncular ve tabi Alexandre Desplat

  • En İyi Özel Efekt: Inception

23.17 – Inception zeka pırıltılarına sahip bir film. Oscar Boy Ödülleri oylamasında ne kadar sevildiğini de görüyorum. Ben de beğendim kesinlikle. Ama teknik kategoriler haricinde En İyi Film ödülünü almasından yana değilim pek. Neyse konumuz özel efekt zaten. Hak ettiler! Ödülü de Jennifer Lawrence ve Jesse Eisenberg verdi. Bu aralar her yerde beraberler haberiniz olsun.

Helena Bonham Carter ve James McAvoy
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Helena Bonham Carter, The King’s Speech

23.25 – Herkes burada almasını çok doğal karşılıyorlar ama Oscar’ı akıllarından bile geçirmiyorlar. Ben süpriz yapabileceğini düşünmeden edemiyorum. Teşekkür konuşmalarında da o kadar başarılı ki bu ona ekstra oy getirebilir bence. Yine tonlarca espri yaparak alkışları topladı. Belki performansı çok özel değildi biliyorum. Buna rağmen Oscar’ı alırsa da üzülmem.

  • En İyi Çıkış Yapan İngiliz Yazar, Yönetmen ya da Prodüktör: Chris Morris, Four Lions
  • En İyi İngiliz Filmi: The King’s Speech

23.35 – Emma Watson saçlarını erkek gibi kestirmiş öncelikle onu söyleyelim. Ödülü de o verdi. Normalde En İyi Film ve En İyi İngiliz Filmi ödülleri farklı filmlere gider ama bu sene istisnai bir durum yaşanıyor. Yalnız sonuçlarını bildiğiniz bir ödül törenini izlemek kadar sıkıcısı yok. Mike Leigh‘nin “Yine mi kaybettim?” bakışları da kayda değer. The King’s Speech… Hala şaşırıyorum aslında zaferlerine.  The Social Network‘ün aldığı tonlarca eleştirmen ödülünden sonra hem de.

  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Geoffrey Rush, The King’s Speech

23.43 – YAAAAAY! Keşke Geoffrey Rush burada olsaydı da teşekkür konuşmasını izleyebilseydik. Andrew Garfield bozuldu mu? O nasıl bir ifadeydi öyle?

Rosamund Pike, David Seidler ve Dominic Cooper
  • En İyi Özgün Senaryo: The King’s Speech; David Seidler

23.47 – Rosamund Pike önce ne diyeceğini unuttu, sonra adayları açıklamadan sonucu okumaya kalkıştı. Sunucu bir yandan saldırdı, Dominic Cooper “Sahneyi terk edebilir miyim?” diye sordu… Yine de ona bayılmaktan vazgeçemiyoruz, yanlış mıyım? David Seidler‘a gelirsek… Tüm ekip birbirine tapıyor bunu gayet iyi anladık. Teker teker birbirlerine teşekkür ediyorlar. Nasıl bir aşkla çekmişlerse artık.

  • İngiliz Sinemasına Katkılarından Dolayı Özel Ödül: Harry Potter serisi

23.58 – J.K. Rowling, Rupert Grint, Emma Watson, David Yates… Hepsi orada. Zaten İngilizlerin neredeyse tamamının bu seride oynadığını düşünürsek salonda elbet birileri daha vardır. Kitabın ne kadar iyi bir uyarlaması olduğu tartışılsa da izlediğimizde bize zevk veren filmlerdi hepsi de. Yedi filmi en baştan oturup izledim yakın bir zamanda. Ne denilebilir ki… 2000’li yılların en önemli sinema olaylarından biri bana kalırsa.

  • En İyi Animasyon: Toy Story 3
  • Orange Rising Star Ödülü: Tom Hardy

0.12 – Emma Stone ya da Andrew Garfield alsaydı daha çok sevinirdim sanırım. Gelmemiş olması da ayrı bir olay tabi. Hem de diğer 4 aday buradayken biraz komik oldu.

  • En İyi Uyarlama Senaryo: The Social Network; Aaron Sorkin

0.19 – Sonuna kadar hak ettikleri bir ödül. Belki de The Social Network‘deki olağanüstü diyaloglar sebebiyle bu sene başka bir senaryoyu o kadar başarılı bulamıyorum. Oscar’ı da garanti artık Aaron Sorkin‘in ama akıllar hala En İyi Film dalında ne olacağında.

  • En İyi Yönetmen: David Fincher, The Social Network

0.23 – David Fincher‘ın bu ödülü alması, The Social Network‘ün Oscar için hala bir şansı olduğunun büyük bir göstergesi. Tom Hooper yerine Fincher‘ın almasına tabiki de seviniyoruz. Tilda Swinton, David Fincher‘ın kazandığını öyle bir açıkladı ki “İyi ki başkası kazanmadı!” der gibiydi. Fincher da geceye katılamayanlardan biri olduğu için ödülü Jesse Eisenberg ve Andrew Garfield kabul etti.

Gerard Butler ve Darren Aronofsky
  • En İyi Kadın Oyuncu: Natalie Portman, Black Swan

0.30 – Ödülü Gerard Butler gibi uyduruk bir aktörün sunmasına mı yansam yoksa Natalie Portman‘ın burada olmamasına mı? Ödülü almak üzere Darren Aronofsky sahneye geldi. Hamileliği sebebiyle İngiltere’ye gelemediğini söyledi. Natalie için ne harika bir film oldu düşününce… Hem Oscar’ı, BAFTA’yı, Altın Küre’yi, SAG’i alıyor. Hem de çocuğunun babasıyla tanışıyor.

  • En İyi Erkek Oyuncu: Colin Firth, The King’s Speech

0.34 – Geçtiğimiz sene de Colin Firth almıştı, bu sene de o aldı. O kadar çok alkış aldı ki Oscar sahnesindeyken neler olacak merak ediyorum. Colin Firth sıradan romantik komedilerden sonra A Single Man‘le bir anda “Biz bu adamı neden hiç ödüllendirmedik?” listesine girdi. Niye birden ciddiye alındı bilmiyorum. İyi bir oyuncu olduğu kesin ama bence çok şanslı bir aktör. Kariyerinin zirvesinde ödüllendiriliyor, sırası geldiği için değil. Ki biliyorsunuz ödül sezonlarında buna pek rastlamıyoruz. Firth için söylenebilecek çok şey var. Hak ediyor. Zaten hak ettiği için bu sezon tüm ödülleri aldı. The King’s Speech ‘in Firth dışında bir oyuncusunun daha Oscar alabileceğine dair bir his var içimde, haberiniz olsun.

  • En İyi Film: The King’s Speech

0.40 – Hem En İyi İngiliz Filmi, hem de En İyi Film ödülünü almaya “başarı” denir, orası kesin. Tabi The Social Network‘ü tercih edenimiz çok ama olsun. Sonuçta bu onların ödülleri. Bize sadece takdir etmek düşer. Ama bu ödüllere de rağmen hala Oscar belirsiz.

Yarın BAFTA’yı tekrardan inceler, resimleri de ekleyip üzerine konuşuruz. Sadece sonuçlarını bildiğiniz bir töreni izlemenin ne kadar sıkıcı olduğunu öğrendim. Tüm dallardaki sonuçlar için buraya tıklamanız yeterli.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. yepp

    yok jennifer lawrence nicholas houltla berabermiş,x-meni çekerken tanıştmışlar.nicholas houltı bayağı beğendiğimden pek yakışmışlar diyemeyeceğim jennifer lawrence 20 yaşındaymış nasıl bir 20 yse çok büyük görünüyor,aynı şekilde jesseye de yakışmazdı adam yaşlanmıyor resmen

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir