65. Cannes Film Festivali: Ödüller

65. Cannes Film Festivali: Ödüller

Amour

Bu yıl 65. Cannes Film Festivali’ni daha sıkı takip etmeye başladığımda kendimce heyecanlanmış artık dünya sinemasına daha ilgiliyim diye sevinmiştim. Lakin oldukça sıkıcı bir ödül töreni izleyince tüm heyecanım kayboldu. Reality haricinde doğru düzgün bir sürprizin olmadığı, Leos Carax ile Jacques Audiard‘ın eli boş döndüğü törende bilin bakalım kim Altın Palmiye aldı? Tabiki de Michael Haneke. Ben Haneke‘nin o büyük hayranlarından biri değilim. Amour‘u da izlemeden bir şey söylemek istemiyorum. Ama evet, zaten daha önce festivalden pek çok kez ödül alan yönetmenin yerine bir başkasının adını duymayı tercih ederdim. Oldukça heyecansız, Ken Loach‘un dahi ödül aldığı bir listeyle sonlanmış oldu böylece 65. Cannes Film Festivali. Yarına bol bol resimleri de paylaşır, son bir Cannes yazısı yazarız. Şimdilik ödüllerle idare edin. Buyursunlar:

Yarışma Ödülleri
Altın Palmiye: 
Amour (Michael Haneke)
Jüri Büyük Ödülü: Reality (Matteo Garrone)
En İyi Yönetmen: Carlos Reygadas, Post Tenebras Lux
En İyi Senaryo: Beyond the Hills; Christian Mungiu
En İyi Erkek Oyuncu: Mads Mikkelsen, The Hunt
En İyi Kadın Oyuncu: Cosmina Stratan ve Cristina Flutur; Beyond the Hills
Jüri Ödülü: The Angels’s Share (Ken Loach)
Altın Kamera:
Beasts of the Southern Wild (Benh Zeitlin)
En İyi Kısa Film: Sessiz (Rezan Yeşilbaş)

Belirli Bir Bakış Bölümü Ödülleri
Belirli Bir Bakış Ödülü: After Lucia (Michel Franco)
Özel Rütbe Ödülü:
 Djeca (Aida Begic)
En İyi Kadın Oyuncu: Emilie Dequenne ve Suzanne Clement; Laurence Anyways
Jüri Özel Ödülü: Le Grand Soir (Gustave Kervern, Benoit Delepine) 

FIPRESCI Ödülleri
Yarışma:
 In the Fog (Sergei Loznitsa)
Belirli Bir Bakış: Beasts of the Southern Wild (Benh Zeitlin)
Directors’ Fortnight: Hold Back (Rachad Djaidani)

Cinefondation Ödülleri
Birinci: Doroga Na (Taisia Igumentseva)
İkinci: Abigail (Matthew James Reilly)
Üçüncü: Los Anfitriones (Miguel Angel Moulet) 

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

7 Yorum

  1. Memento

    Bizden başlayayım. Rezan Yeşilbaş, Nuri Bilge’den sonra ödül alan ilk isim yanılmıyorsam. Geçen seneden sonra tekrar bir ödülün daha bir Türk’e teslim edilmesi tabi ki oldukça sevindirici. Keşke NBC dışında büyük ödüllere aday gösterilecek yönetmenlerimiz olsa. Umudu kesmemek gerek.

    Ödüllere dönersem. Reality ile ilgili okuduğum eleştirilerin hepsinde filmin pek başarılı olmadığı belirtiliyordu. Buna rağmen jürinin Reality’e ödül vermesi şaşırttı. Mateo’dan daha çok hak eden yönetmenler vardı. Tabi izlemeden konuşuyoruz her zamanki gibi ama eleştirilere göre konuşuyoruz. O eleştirilere göre Jacques Audiard ödüllük bir performans sergilemiş Rust & Bone’da. Hakkı yenmiş olabilir. Keza uzun bir aradan sonra film çeken L. Carax’nın da hakkı yenmiş. Holy Motors festivalin en beğenilen filmlerinden bir tanesi idi. Christian Mingiu’nun filmi epey sevilmiş. Ödüllerin Mingiu’nun filmlerine gitmesi şaşırtmadı. Ken Loach’un filmi aşırı başarılı bulunmadı. Fazlasıyla iyimser denilip eleştirildi. Ama yönetmen ödülü ona gitti. Gene Loach yerine Carax veya Audiard’a gidebilirdi ödül. Haneke bir kez daha ödül kazandı. Açıkçası ben sevindim Haneke’nin ödüllendirilmesine. Zira gerçek anlamda bir efsane kendisi. Filmlerini sevmek, izlemek çok zor ama bu, onun usta olduğu gerçeğini değiştirmez. Eleştirilere göre Amour’dan daha başarılı bir film çıkmadı festivalden. O yüzden bir sürpriz beklememek gerekiyordu. Oscarla karıştırmamak gerek Cannes’ı. İki sene önce ödül almış olsa da rakipsiz olduğu bu sene de tekrar ödüle kavuştu, ki hak ettiğine eminim.

    Amerikalılar beklendiği gibi ödüllendirilmediler. Gerçi Cronenberg’e ödül gitmesini bekliyordum ama şaşırmadım. Diğer Hollywood filmlerinden (Killing Them Softly, Lawless, Paperboy) daha sağlam bir film çekmişse de eleştirmenlerin ayılıp bayılmadığı bir film oldu. Paperboy zaten çok kötü bulundu. Lawless da izleyenleri ikiye böldü. Killing Them Softly için “Amerika’yı kutsayan bir film” denmiş. Altyazı dergisinin eleştirmenleri de filmi beğenmemişler. Farklı bir film değilmiş. Lawless için de aynı şeyi söylediler. Yani bu eleştirilerden sonra Amerikalıların ödüllendirilmeyeceği çok açıktı. Kaliteli filmler çektiklerinde geçen seneki gibi ödüllendiriliyorlar.

    Marion Cotillard’ın ödül almasını istiyordum. The Playlist sitesi de Cotillard’ın ödüllendirilmemesine şaşırmış. Onlar da ödülün kendisine gideceğini düşünmüşler. Bakalım Oscarlarda favori haline gelecek mi.

    Bir Cannes daha sona erdi. Son kertede tören şahsen beni sıkmadı. Ödüllerden de memnunum, bir kaç tanesi dışında.

    Yanıt
  2. shifty

    haneke hayranı olmadığın ve ken loach’un bile ödül aldığını burun kıvırarak söylemenden avrupa sinemasına ne kadar uzak biri olduğunu gösteriyorsun. ayrıca cannes bir ödül töreni değil bir film festivalidir. yani ödül töreninde hollywood’a özel cafcaflı gösteriler görmeyi beklemek saçma. her festivali yazmaman gerektiğini de bir kere daha kanıtladın

    Yanıt
    1. Umur Çağın Taş

      Cafcaflı gösteri beklediğimi kim söyledi? Sürpriz olmasını isterdim dedim. Leos Carax ya da Mungiu alsın istedim Altın Palmiye’yi. Son cümlene ise bir cevabım yok. Senin her yazıda böyle sivri bir cümle ekleme takıntın var zaten.

      Yanıt
    2. shifty

      1 haftalık festivalde de ne süprizi bekliyorsan artık. sezonun ilk büyük festivalinde tüm iddialılar yarıştı ve en iyisi ödül aldı. daha ne süprizi olacak.
      imza : mainstream hater

      Yanıt
  3. yaxley

    Öncelikle ben de bizden başlayayım.Rezan Yeşilbaş’ı gönülden tebrik ediyorum.Umarım bu ödül sayesinde yolu açılır.Türk sineması bir Nuri Bilge daha kazanır.Gerçekten hepimizi gururlandırdı burda.Ki törene dair tek iyi şeydi o anlar.Hatta normalde nefret ettiğim Belçim Bilgin’e bile sempati duymaya başladım.Işıl ışıldı sahnede..

    Ancak törene gelirsek…Son derece sıkıcı bir törendi.Cannes’ın bir ödül töreni değil festival olduğunu belirten shifty arkadaşımız acaba açıklayabilir mi…Festivalin kapanışında herkesin şıkır şıkır giyinip, dakikalarca kırmızı halıda salınıp ve bir dolu insanın karşısında bir sunucu tarafından sunulan ve ödüllerin sahibini bulduğu olaya ne ad veriliyor??..Ha pardon bir sonraki cümlende tören olduğunu kabul etmişsin zaten ne diye cevap vermeye kalktıysam.Neyse..

    Haftalardır tüm sinema dünyasının büyük bir merakla takip edilen ve dünyanın en büyük sinema eventi olarak lanse edilen Cannes Film Festivali’nin böylesine sönük bir şekilde ödüllerini dağıtması yazık gerçekten..Tabi ki de Oscar gibi komedi şovları, sirk gösterileri falan beklemiyoruz onu belirteyim de çünkü şimdi mainstream haters arkadaşlarımız çemkircek sinema bu siz anlamazsınız bıdı bıdı..diye…
    Eleştirdiğim şey at kovalarmışcasına hızlı ve oldukça saçma bir şekilde Fransızca ile dağıtılması..Öte yandan ödül sunsun diye ünlü birisi çağırılıp yine de ödülü Moretti’nin açıklaması…Tabi ödülü açıklarken de sırf sanat adamıyız biz, süsü püsü sevmeyiz coolluğu bozulmasın diye ağzının kenarıyla ve yine gonzalez hızıyla açıklanıyor bu ödüller…Ve belki de en büyük saçmalık sadece ödülü alacak kişilerin törene gelmesi.Ki “şu hatun gelmiş demek kadın oyuncu ödülü onun yoksa niye gelsin” gibilerinden muhabbetler de dönüyor..O zaman ne esprisi kalıyor tören yapmanın ya da ödülü önceden açıklamamanın…Teknik olarak tüm yarışma filmlerinin ekibinin törene katılması ve bizim kazananı o anda öğrenmemiz değil midir doğru olan…

    Neyse çok yazdım ama ben baya sinirlendim izlerken..Ekranlara kilitlendik, 1 saat boyunca Audrey ve birkaç Fransız oyuncuyu kırmızı halıda poz verirken izledik sırf ödül heyecanı uğruna ve 20 dk’lık bir ödül dağıtıverelim muhabbetiyle kalakaldık…Madem cafcafı sevmiyordunuz (ki cafcaf olsun şov olsun diyen de yok ortada) ne demeye yağmur altında toparladınız onca insanı..Bir basın toplantısıyla açıklayavereydiniz 2 dk’da..

    Filmlerin hiçbirini izlemediğim hiç hiçbiri hakkında yorum yapmıyorum.Ama muhtemeln The White Ribbon’ı sevmiş biri olarak Amour’u da severim..Diğer filmlerden de ümitliyim.özellikle Beyond the Hills…

    Bu arada shifty isimli arkadaşımız, Haneke ile ilgili söylediklerin “Spielberg hayranı değil misin?? Hollywooddan ne kadar uzak olduğun belli” kadar saçma ..Avrupa sinemasını sevmek için ne zamandan beri Haneke sevdalısı olmak gerekiyor.Ki sinemaya aşık olmak için ne zamandan beri Avrupa’nın kişiselliğin zirvesinde gezinen mıymıntı filmlerini sevmek gerekiyor..Sizce de fazlaca bayatlamadı mı artık bu Avrupa sineması coolluğu…

    Yanıt
    1. shifty

      vahh canım. ben haneke ve ken loach’u küçümseyişine laf ettim. aynı senin avrupa sinemasının mıymıntı filmlerden oluştuğunu söylemen gibi. (doğrudur cümlemde sanki haneke’yi sevmeyişine laf etmiş gibi görünmüşüm ancak amacım bu değildi. zaten sizin sevip sevmemeniz adamın yaşayan en iyi yönetmenlerden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor.) ayrıca film festivallerinin kapanışında ödüllerin de verildiğini ilk defa görüyorsun anladığım kadarıyla. ismi cannes ödül töreni değildir, cannes film festivalidir. ödüllerin arasında şarkılar yada saçma espriler beklememek gerekir. bu sitede neredeyse 10. kez söylediğim gibi de filmleri izlemeden önce “keşke şu alsaydı, bu alsaydı, o daha önce aldı zaten, kariyerinin en iyi filmi değil” gibi yorumlar yapmanın da ne kadar gereksiz olduğunu belirtmek istedim. siz zaten kendi kafanızdaki isimlerin ödül almasını istiyorsanız yıl sonunda anketler yapıp kazandırmaya devam edebilirsiniz. o değil de AVRUPA SİNEMA ÇOK COOLL YİĞEĞE

      Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.