2013′ün En İyi 20 Erkek Oyuncu Performansı

2013′ün En İyi 20 Erkek Oyuncu Performansı

Eski okuyucular bilir, 2012’de yılın en iyi 50 filmi, en iyi 20 erkek & kadın oyuncu performansı üzerine listeler yaptım. Artık bunun da Oscar Boy Ödülleri’nin sahipleri açıklanmadan evvel bir geleneğe dönüşmesini istiyorum. Dolayısıyla oylama devam ederken 28 Şubat’a kadar önce performansları, ardından da 10’lu listelerle yılın en iyi filmlerini sıralayacağım. Bugün yola erkek oyunculardan başlıyoruz. Başrol ya da yardımcı fark etmeksizin bana göre yılın en iyi performanslarını sunmuş 20 oyuncuyu sıraladım aşağıya. Readers Choice’da hala kendi favori performanslarını oylamayanları şu adrese, geri kalanları ise listeme davet ediyorum. Başlayalım…

Fruitvale Station

#20: MICHAEL B. JORDAN, Fruitvale Station

Gezi olaylarının hala taze olmasından dolayı Fruitvale Station ve The Square sanıyorum normalden çok daha büyük bir etki bıraktı üzerimizde. “Şimdi”yi güzel yakalayan iki film, Türkiye’deki izleyicide bambaşka bir tat bıraktı. İki filmin de kendince çarpıcı anları vardı; ama sanıyorum Fruitvale Station’da boğazımızı düğümleyen an polis şiddeti sebebiyle hayatını kaybeden Oscar Grant’in erken vedasının kaç yaşında olduğunu öğrendiğimiz o final sahnesiydi. Michael B. Jordan’ın birbirinden güzel performanslarla dolu, gelecek vaat eden kariyerinin en güzel halkalarından biri olmayı başardı. The Wire, Friday Night Lights ve Parenthood ile televizyonda başlayan çıkışı önümüzdeki yıllara Fantastic Four’da dün kesinleşen rolü ile devam edeceğe benziyor. Ayrıca John Hillcoat’un yeni filminde Kate Winslet, Chiwetel Ejiofor ve Casey Affleck’den oluşan bir kadroya eşlik edeceğini de ekleyeyim.

Rush

#19: CHRIS HEMSWORTH, Rush

Bu yılın en güzel sürprizlerinden biriydi sanırım Rush. Ara ara üzerindeki örümcek ağlarını atıp, eskimiş sinema diline yenilik getirmeyi başaran Ron Howard, bir kez daha biyografi konusunda iddialı olduğunu kanıtladı. Herkesin filmden konuştuğu performans Daniel Brühl’e ait olsa da ben Chris Hemsworth’ün abartısız işçiliğini bir adım önde görüyorum. Ne yazık ki Thor sebebiyle zamanında pek ciddiye almadığım genç aktör, Rush’da karakterine boyut kazandırarak tüm önyargılarımı darmadağın etti. Sıradaki projeleri ise enteresan. Snow White and the Huntsman ile Avengers’ın devam filmleri ve Michael Mann ile Cyber adında bir iş gözüküyor şimdilik. Lakin bir yandan da Ben Whishaw, Cillian Murphy ve Tom Holland’lı yeni Ron Howard filmi Heart of the Sea için kamera karşısına geçecekmiş.

The Past

#18: TAHAR RAHIM, The Past

Jacques Audiard’ın sinemaya kazandırdığı pek çok güzel film var elbette. Ama özellikle Tahar Rahim’in yıldızlaşmasına bulunduğu katkı es geçilecek gibi değil. Geçtiğimiz yıl orta halli Our Children’da bile parlamayı başaran Rahim, The Past’deki sakin ve derinden ağır ağır ilerleyen karakterinde yine harikalar yaratıyor. Özellikle yanında çalışan Sabrina Ouazani ile karşılıklı sahnesi görülmeye değer. Finali de unutmamak gerek. Gerçi son yılların en değerli ve en çarpıcı finali olduğu için, Rahim’in performansı olmasa da bu finali unutamazdık. Size heyecanlanmak için bir sebep vereyim hemen: Tahar Rahim, yeni Fatih Akın filminde karşımıza çıkacak. Eylül’de Almanya’da gösterime giren yaparım, umuyorum buralara da tam ödül sezonunun orta yerinde uğrar.

Barkhad Abdi | Captain Phillips

#17: BARKHAD ABDI, Captain Phillips

Paul Greengrass’in yönetmenlik anlayışına ve bu vizyondan çıkma filmlerine tahammülüm olmasa da Captain Phillips’deki Barkhad Abdi’yi es geçecek değilim. Sırf “I’m the captain now.” dediği andaki oyunculuk gücüyle bile ilk 20’ye girmeyi hak ediyor. Berbat yazılmış bir senaryonun esiri olduğu final haricinde, Abdi’nin filme kattığı şey çok. Hatta kimi anlarda başroldeki Tom Hanks’in varlığını tamamen unutturup, sadece ona odaklanmamıza sebep oluyor. Benim yardımcı erkek oyuncu dalımda ilk beşe girmeyi son anda kaçırsa da, Akademi’den ve tabii ödül sezonu içerisindeki pek çok birlik / eleştirmen grubundan hak ettiği değeri gördü. Aldığı BAFTA da cabası. Oyunculukta kariyerine devam ettirip ettirmeyeceğini ilerleyen yıllarda hep beraber göreceğiz.

Ryan Gosling | The Place Beyond the Pines

#16: RYAN GOSLING, The Place Beyond the Pines

Ryan Gosling konusunda ne kadar mesafeli olduğumu fark etmişsinizdir diye umuyorum. Lars and the Real Girl ve Half Nelson’daki performansını inanılmaz derecede başarılı bulsam da Blue Valentine, All Good Things, The Ides of March ve Drive’da yeni bir şey sunduğunu düşünmüyorum. Ama 2013’ün ilk yarısında izlediğimiz The Place Beyond the Pines, Gosling ve Cianfrance ortaklığının bu sefer aktörün lehine işlemesini sağlamış. Oğlunun vaftiz edildiği sahnedeki performansı bu yıl beni en çok etkileyen sahnelerden biriydi. Öyle ki büyük hayal kırıklığı yaratan Only God Forgives ile The Gangster Squad’i tamamen unutturdu. Terrence Malick’in Hollywood’daki tüm popüler oyuncuları bir araya toparladığı yeni filminde yer almış genç aktör. Ama Malick’in kendisini kurgu masasında terk edip etmeyeceğine dair henüz bir ipucu yok.

Nawazuddin Siddiqui | The Lunchbox

#15: NAWAZUDDIN SIDDIQUI, The Lunchbox

Filmekimi’nin güzel sürprizlerinden biri oldu The Lunchbox benim için. Aldığı eleştirilerden pek haberim yoktu. Bir zaman dilimini doldurmak için bilet almıştım. Neyse ki hiç pişman olmadım. Yılın en iyi senaryolarından birine sahip olmasının yanı sıra, Nawazuddin Siddiqui’nin içten ve eforsuz performansıyla da öne çıkıyor The Lunchbox. Bu yılın en iyisi olduğu söylenemez. Ama 2013 faslı kapatılmadan mutlaka izlenmesi gereken yapımlardan. Siddiqui’nin Shaikh isimli karakterine yarattığı portre ise takdire şayan. Normalde yardımcı bir rol olmasına rağmen, The Lunchbox’ın en ulaşılabilir insanına dönüşmüş. Ekranda olmadığı her an onu özlüyor ve geri dönmesi için içten içe heyecanlanıyorsunuz. Sanıyorum bir performansı iyi yapan da seyircide yarattığı bu özlem oluyor.

Sam Rockwell | The Way Way Back

#14: SAM ROCKWELL, The Way Way Back

Hollywood’da çalışmakta olan; fakat bir türlü arkasına yeterli kampanya desteğini alamayan oyunculardan biri Sam Rockwell. Ortalama bir gişe filmi olan Charlie’s Angels’da bile ortalamanın üzerinde bir performans vermiş, Moon ve Confessions of a Dangerous Mind’da işçiliğinin en üst noktalarına ulaşmış bir aktör. Bu sene de The Descendants’ın senaryosuyla Oscar alan Jim Rash ve Nat Faxon’ın filminde yılın en iyi oyunculuklarından birini sunuyor. Öyle ki kimi yerlerde çuvallayan ve özellikle kadın karakterlerine pek de iyi davranmayan senaryoya rağmen tüm filmi başından sonuna kadar sırtında taşıyor. Eminim o da ilerleyen yıllarda tıpkı Christian Bale gibi doğru bir projeyle buluşup Akademi’nin huzuruna çıkacak. Yakın gelecekte prestijli bir projesi yok. Ama bakarsınız yer aldığı bağımsızlardan biri parlamasına yardımcı olur.

Will Forte | Nebraska

#13: WILL FORTE, Nebraska

Saturday Night Live kadınlarının yeteneklerinen sürekli bahsediyorum; ama bir türlü beylerine sıra gelmiyor. İşte hazır Nebraska ile bu fırsatı yakalamışken, bir zamanlar SNL’de en çok kahkahayı toplayan yeteneklerden biri Will Forte’yi konuşma zamanı. Televizyonun bugüne kadar gördüğü en iyi komedilerden 30 Rock’da Jane Krakowski’nin garip aşığı olarak takdirimizi kazanan Forte, Nebraska’da Bruce Dern’ün oğlunu canlandırmakta. Yılın en gösterişsiz çalışmalarından biri olmasına rağmen, özellikle son çeyrekte biraz da karakterine uygun görülen anlar sebebiyle adeta parlıyor. Komedide yıldızlaşan oyuncuların geniş kitleler tarafından takdir edilmesi çok güç oluyor biliyorsunuz. Ama Forte o sayılı azınlığın arasına bir gün girecek gibi gözüküyor. En azından Alexander Payne’in filminde umut vaat ettiği kesin.

Elyes Aguis | The Past

#12: ELYES AGUIS, The Past

The Past’in üç önemli erkek karakterini de listemde ağırlamam, kadroyu ne kadar beğendiğimi güzel izah ediyordur diye umuyorum. Normalde çocuk oyuncuların ödüllendirilmesi için kendilerini ispat etmelerini tercih etsem de Elyes Aguis, Asghar Farhadi’nin son başyapıtında yer aldığı her sahnede rol çalıyor. O kadar doğal, o kadar içten bir oyunculuk sergiliyor ki bu genç adamın yeteneklerine hayran kalmamak imkansızlaşıyor. Belki de filmin daha çok izlemek istediğimiz tek karakteri Aguis’ninki olabilir. Bunda da performansının payı büyük. Geçtiğimiz yıl Quvenzhane Wallis ve Logan Lerman’a emanet ettiğimiz alkışlar, 2013’de bu miniğe ait anlayacağınız. Başrolde yer aldığı bir yapımı izlemeyi çok isterim. Umarım yakın zamanda bir sonraki projesiyle ilgili haberler alırız.

Johan Heldenbergh | The Broken Circle Breakdown

#11: JOHAN HELDENBERGH, The Broken Circle Breakdown

Belçika adına Oscar’a aday olan The Broken Circle Breakdown’ın iki başrolü de hiç kuşkusuz Avrupa sinemasının bu yılki en iyi performansları arasında yer almakta. Aynı zamanda hikayenin yaratıcısı olan Johan Heldenbergh, The Broken Circle Breakdown’ın alışılmışın dışındaki babası olarak listede yer almayı sonuna kadar hak eden aktörlerden bir diğeri. İşin en çok hoşuma giden kısmı da kendisini daha evvel bir kez olsun izlememiş olmam. Yani kendimce küçük bir keşif yaptım diyebiliriz. Yönetmen Felix van Groeningen’le daha evvelde çalışmış olan Heldenbergh, Hollywood’un derin sularından uzakta enfes performanslar vermeye devam ettiği müddetçe hep takipte olacağımız bir aktör olarak kalacak.

Toni Servillo | The Great Beauty

#10: TONI SERVILLO, The Great Beauty

Kimileri tarafından bu yılın Holy Motors’u olarak özetlenen The Great Beauty, Fellini’ye yaptığı göndermeler, modern Roma portresi ve eşsiz hayat tanımıyla hiç kuşkusuz 2013’ün en iyilerinden biri. Lakin burada sadece Paolo Sorrentino’yu takdir edip kenara çekilmek yanlış olur. Daha evvel Il Divo’da da Sorrentino’nun başarısına büyük katkıda bulunan Toni Servillo, ortaya öyle bir performans çıkarmış ki etkilenmemek elde değil. Bu yıl Leonardo DiCaprio, Oscar Isaac ve Sam Rockwell örneklerinde de görüldüğü gibi, kimselere ihtiyaç duymadan koca filmin yükünü üstleniyor. Öyle ki daha ağzını açmadan, perdede kendisini gördüğümüz ilk anda bile seyirciyi etkisi altına almayı başarıp başımızı döndürüyor. Keşke büyük usta Theodore Angelopoulos’un yarım kalan filmindeki çalışmasını da izleme imkanımız olsa.

Ali Mosaffa | The Past

#9: ALI MOSAFFA, The Past

Ve listedeki üçüncü The Past oyuncusu… İran asıllı Mosaffa, ara ara Sherlock Holmes ve Müfettiş Gadget benzetmeleri yaparak eğlendiğimiz Ahmad karakteriyle girdi ilk 20’ye. Uzunca bir sürede kendi ödüllerimde ilk beşteki yerini korudu. Son virajda James McAvoy ve ikinci kez izlediğim Inside Llewyn Davis’deki Oscar Isaac’i de katınca yarışa ne yazık ki Mosaffa’dan vazgeçmek zorunda kaldım. Ama bu performansının nitelikli olduğu gerçeğini asla değiştirmiyor. Bana kalırsa filmin başrolünde yer alan Berenice Bejo’dan daha fazla hak ediyor takdiri. En etkileyici sahneler Tahar Rahim, Pauline Burlet, Sabrina Ouazani gibi isimlere yazılmış olsa da Mosaffa büyük olaylara ya da dramatik dönüşlere ihtiyaç duymadan da başarıya ulaşıyor. Yılın “Keşke hak ettiği değeri görebilse.” dediğimiz performanslarından.

Matthew McConaughey | Dallas Buyers Club

#8: MATTHEW MCCONAUGHEY, Dallas Buyers Club – Mud – The Wolf of Wall Street

McConaughey için ne söylesem bilemiyorum. Şundan 2 sene evvel yaptığı romantik komedilerle dalga geçtiğimiz ve aynı adamı oynamasından bıkıp usandığımız bir aktördü kendisi. Magic Mike, Killer Joe ve Bernie ile başlattığı fırtına bu yıl Dallas Buyers Club, Mud ve The Wolf of Wall Street ile devam etti. Şu aralar televizyonda da True Detective ile beğeni toplamaya devam ediyor. 2012 ve 2013 içerisinde yer aldığı 6 filmde de rolünün hakkını veren McConaughey’nin bana göre tek büyük sıkıntısı var, o da durmadan aynı adamı oynuyor oluşu. Ama tabii bu işini iyi yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. Bu üç filmdeki performanslarını en iyiden başlayarak sıralamamı isteseniz The Wolf of Wall Street, Mud ve son olarak da Dallas Buyers Club derim. Yalnız çoğunluk benimle aynı fikirde değil. Yeni Christopher Nolan filmindeki halini görüp tekrardan konuşalım derim. O arayı da The Wolf of Wall Street’deki doğaçlama sahnesiyle kapatırsınız artık.

Bruce Dern | Nebraska

#7: BRUCE DERN, Nebraska

Bu yılın en iyi filmlerinden biri olduğuna ve buram buram sinema koktuğuna sonuna kadar inandığım Nebraska zaten elinizi nereye atsanız, birbirinden kaliteli performanslarla karşınıza çıkıyor. 70 ve 80’li yıllarda birbirinden değerli filmlerde yer alan, yılların eskitemediği Bruce Dern de bu isimlerden biri. Nebraska’nın Woody Grant’i Dern’e o kadar yakışmış ki, rol yaptığını anlamakta güçlük çekiyorsunuz. Yaptığı işi çok kolaymış gibi gösterebilen efsanevi aktörlerden biri kendisi. Son dakikada yerini James McAvoy’a teslim etmiş olsam da Dern’ün Nebraska’daki işçiliğine saygım sonsuz. Sıradan sinemacıların çok konuşturarak bıktırdığı yaşlı karakterlerinin aksine, Alexander Payne usta aktöre öyle güzel bir rol teslim etmiş ki zaten hayran kalmamak elde değil. Kariyerinin en iyi performansı olduğu konusunda da hepimiz hemfikirizdir diye umuyorum.

James McAvoy | Filth

#6: JAMES MCAVOY, Filth

Bu yılın güzel sürprizlerinden biri olan Filth’de, kendi jenerasyonunun en iyilerinden biri olarak gördüğüm James McAvoy olağanüstü bir performans sunuyor. Yanılmıyorsam BIFA haricinde Filth’i doğru düzgün değerlendiren bir grup olmadı; ama aynısı zamanında Tyrannosaur’daki Olivia Colman’a da yapıldığı için açıkçası Amerika’daki kampanya bağımlısı ödül gruplarının ne düşündüğü pek de umrumda değil. Bugüne kadar Starter for 10’den Atonement’a, The Last King of Scotland’dan The Last Station’a kadar pek çok önemli filmde yer alan McAvoy, Filth’de kariyerinin zirvesine tırmanıyor. Ve sanıyorum Jessica Chastain ile birlikte rol aldığı, Harvey Weinstein’in dağıtım haklarını elinde tuttuğu The Disappearance of Eleanor Rigby ile yıllar sonra bir kez daha sezona hızlı bir giriş yapacak. Merakla beklemekteyiz.

Oscar Isaac | Inside Llewyn Davis

#5: OSCAR ISAAC, Inside Llewyn Davis

2012 yapımı 10 Years, belki televizyon filmi olarak gösterilseydi pek çok izleyiciye ulaşır ve bir internet fenomenine dönüşürdü. Ama beyazperdede sessiz sedasız gösterime girip bir anda ortalıklardan yok olduğu için kimse Oscar Isaac’le erkenden tanışma fırsatı yakalayamadı. Coen Kardeşler’in başyapıtlarla dolu kariyerinin son halkası olan Inside Llewyn Davis’de, filme adını veren karakter olarak öyle güzel bir oyunculuk sunuyor ki Isaac sesini duyduğunuz anda koltuğunuza kilitleniyorsunuz. Evet, belki Coenler’in su gibi akıp giden senaryolarında bir oyuncunun çuvallama imkanı oldukça düşük. Ama sırf bu sebepten Isaac’i görmezden gelmek de haksızlık olur. Şimdi sırada J.C. Chandor, Alex Garland ve William Monahan filmleri var. Hollywood’a yeni bir prens geliyor sevgili okuyucu. Hazır mısın?

Chiwetel Ejiofor | 12 Years a Slave

#4: CHIWETEL EJIOFOR, 12 Years a Slave

Ve geldik son dörde… Açıkçası bu dörtlüyü sıralamakta o kadar güçlük çektim ki hala da kafamda soru işaretleri var. Ama bir yerden söze başlamak gerek. Bugüne kadar Love Actually, Kinky Boots, Children of Men gibi yapımlarda sessiz sedasız çalışmaya devam eden Ejiofor, 12 Years a Slave’de yılın en çarpıcı işlerinden birini ortaya koyuyor. Beyazperdedeki gücü o kadar yüksek ki, canlandırdığı Solomon Northup karakterini seyirciye ondan daha iyi ifade edebilecek bir başka aktör çıkar mıydı emin değilim. Ne ajitasyon soslu finalde, ne de Fassbender’ın canlandırdığı karakterden kaçarken çalışmasının zirvesine ulaşıyor Ejiofor. Onun marifeti hiç konuşmadığı anlarda. Tek bir bakışıyla, dudağını dahi oynatmadan öyle güzel ifade ediyor ki içinden geçenleri tüyleriniz diken diken oluyor. Adını sıkça duymaya devam edeceğimiz bir aktör bana kalırsa. Sinema dünyasının yepyeni, ama bir o kadar da yıllanmış yıldızı.

Leonardo DiCaprio | The Wolf of Wall Street

#3: LEONARDO DICAPRIO, The Wolf of Wall Street

2012’nin En İyi 20 Erkek Oyuncu Performansı” listesinde zirveye yerleştirdiğim Leonardo DiCaprio, yine olağanüstü bir performansla karşımızda. What’s Eating Gilbert Grape’den beri bir türlü “olmuş” dediğimiz bir çalışmasına rastlayamıyorduk. Ama Leo, önce Django Unchained ve bu sene de The Wolf of Wall Street ile cümle aleme ne kadar büyüdüğünü, bir aktör olarak ne kadar kendini geliştirdiğini kanıtladı. Jordan Belfort portresi için kariyerinin zirvesi desek, yalan olmaz. Ve bu sene de Oscar’ı kazanmayı herkesden daha çok hak ediyor. İçimden bir ses de bizi 2 Mart gecesi şaşırtabileceğini söylemekte ya neyse. Jonah Hill ile bir kez daha bir araya gelmek için kolları sıvayan DiCaprio, zaten kendi jenerasyonunun en iyisi olduğunu daha evvel de göstermişti. Hala şüphelenenler için ise Scorsese’nin son harikası The Wolf of Wall Street güzel bir sus payı olarak beklemekte.

Joaquin Phoenix | Her

#2: JOAQUIN PHOENIX, Her

“Sizce yaşayan en iyi aktör kim?” diye sorulduğunda eminim Al Pacino ve Robert De Niro isimleri ilk söylenenler olacaktır. Ama sorunun başına “Hala iyi filmler yapmaya devam eden” ibaresi eklendiğinde akla gelen bir isim var, o da Joaquin Phoenix. Benim için Sean Penn ile birlikte sinema sektörünün zirvesinde duran ve asla da yeri sarsılmayacak olan Phoenix, tıpkı DiCaprio gibi arka arkaya bir kez daha muhteşem bir çalışma koymuş ortaya. The Master, Walk the Line ve Two Lovers’daki işlerini de eşit derecede sevmeme rağmen Her’deki abartısızlığı, karakterine kattığı derinlik ve o tarifi mümkünsüz hüznü performansını bir adım öne taşıyor. Sinema tarihinde iz bırakan birçok performans saymak mümkün, ama böylesine yaralayanı zor bulunuyor. Oscar’a aday olamamış olsa da yılın en iyilerinden biri bence Phoenix. Tek dileğim önümüzdeki yıl Paul Thomas Anderson’la olan yeni ortaklığında ödül sezonunun durdurulamaz galibine dönüşmesi.

Michael Fassbender | 12 Years a Slave

#1: MICHAEL FASSBENDER, 12 Years a Slave

Herkes Jared Leto’ya ödül verip ortalama bir performansı ödüllendirmekle meşgul oladursun, ben Michael Fassbender’ın reklamını yapmaya devam edeceğim şimdilik. Daha evvel Hunger ve Shame ile eleştirmenlerin takdirini kazanan, Fish Tank’de de hak ettiği değeri görmemiş bir oyunculuk sergileyen Fassbender, Steve McQueen’in dört dörtlük son filmi 12 Years a Slave’de unutulmaz olmayı başarıyor. Filmlerin kötü adamları her daim seyirciyi daha kolay ağına düşüren karakterler olsa da, Fassbender sadece karakterinin doğasındaki kolay kolay kapanmayacak boşlukları kullanarak kanımızı donduruyor. Bir gün Oscar alacağıyla ilgili en ufak bir şüphem yok. Tek ihtiyacı “ilk adaylık” barajını yıkmasıydı. Onu da McQueen sağolsun, bu yıl halletti. Ufukta sayısız yeni projesi olduğu için de ayrıca umutluyum. Marion Cotillard’la karşılıklı oynayacakları Macbeth’in yaratacağı etkiyi ise merakla bekliyorum.

***

Adlarını saymadan geçmek istemediğim birkaç aktör daha var. Onların da performansları birbirinden değerli. Lakin sadece 20 kişiye yer ayırabildiğim için onları liste dışı bırakmak zorunda kaldım. “Özel Mansiyon” başlığı altında o isimleri de analım isterseniz.
Özel Mansiyon: Adam Bakri (Omar), Pierre Deladonchamps (Stranger by the Lake), Geoffrey Rush (The Best Offer), Bogdan Dumitrache (Child’s Pose), Jeremy Renner (American Hustle), Keith Stanfield (Short Term 12)

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Refik Eren Uysal

    Liste müthiş , Michael Fassbender’in birinci sırada olması daha bir müthiş olmuş.Çünkü filmi izlerken ilk defa kötü bir karaktere acıdığımı da hissettim. Bilmiyorum yanlış yorumlamışta olabilirim fakat acımasızlığın yanında alttan alta bir zavallılık sezdim.Ve bunu müthiş bir oyunculukla bana had safhada geçirdi.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.