2013′ün En İyi 20 Kadın Oyuncu Performansı

2013′ün En İyi 20 Kadın Oyuncu Performansı

Sözümü tutup kaldığım yerden devam ediyorum. Dün erkek oyuncularla 2013’ün kapanışını yaptığımız yazı serisine start vermiştik. Bugünün konukları aktrisler. Yine bağımsızdı, anaakımdı, Hollywood’du ya da Avrupa’ydı demeden bana göre 2013’ün en iyi 20 kadın oyuncu performansını sıraladım. Hala oy kullanmamış okuyucuları Readers’ Choice sayfasına yönlendirip “Hangisinin daha iyi olduğuna karar veremiyorum!” çılgınlığıyla başbaşa bırakacağım. Geri kalanlar ise zar zor elediğim ve arkamda gözü yaşlı aktrisler bıraktığım listeme göz atabilir:Julie Delpy | Before Midnight

#20: JULIE DELPY, Before Midnight

Before Sunrise ve Before Sunset ile başlayan Richard Linklater çılgınlığı, Jesse ve Celine’in en yeni hallerini İstanbul Film Festivali’nde huzurlarımıza sundu. Bu sezon pek çok filmi birkaç kere izleyerek pekiştirmiş olsam da bir türlü Before Midnight’a tekrar uğrayacak vakit yakalayamadım. Ama pek ihtiyacım olduğunu da zannetmiyorum. Çünkü filmin damağımda bıraktığı o acı tatlı tat hala etkisini sürdürüyor. Julie Delpy yıllar içerisinde artık karakterine öyle hakim bir hale geldi ki, odağı hem senaryonun kıvrak zekasından hem de rol arkadaşı Ethan Hawke’dan alıp üzerine topladı. Beyazperdedeki yansımasının izleyici üzerindeki etkisi yadsınamaz derecede kuvvetli. Hele ki o final… Acaba sinema tarihinde ilişki kavramına bu kadar hüzünlü bir mutlu son yazılmış mıdır?

Veerle Baetens | The Broken Circle Breakdown

#19: VEERLE BAETENS, The Broken Circle Breakdown

Depresyonun birkaç filme malzeme verdiği 2013’de hiç kuşkusuz The Broken Circle Breakdown aralarında en kuvvetli olanlardan biriydi. Dün yazdığım yazıda Johan Heldenbergh’in yeteneklerinden zaten bahsetmiştim. Ama Veerle Baetens’in Avrupa Film Ödülleri’nden onaylı performansı da es geçilecek gibi değil. Çocuğunun erken vedasını eşi kadar kolay kabullenemeyen Elise olarak boğazımıza koca bir yumru inmesine sebep oluyor. Herhangi bir kaynaktan onaylamış değilim, o yüzden sesi hakkında yorum yapmak istemiyorum. Fakat şarkı söylerkenki duru tonu da olağanüstüydü bana kalırsa. Belçika asıllı aktris 2014’de bir komedide karşıma çıkacakmış bu arada. Bir yıl arayla taban tabana zıt hikayelerde izlemek keyifli olacaktır diye düşünüyorum.

Hadewych Minis | Borgman

#18: HADEWYCH MINIS, Borgman

Yılın son sürprizlerinden biri olan Borgman’da her ne kadar Jan Bijvoet’nin karakteri ön plana çıkıyor olsa da Hadewych Minis, rolünün tüm gereklerini yerine getiriyor. Bir “kabus” olarak özetlenebilecek filmdeki performansı ne yazık ki kendi ülkelerindeki bir festival haricinde pek de dikkate alınmamış. Ama bana kalırsa kadın oyuncular açısından oldukça zengin geçen 2013’ün en iyilerinden biriydi. Galiba internette yazmaya başladığım yıldan beri de bu kadar Avrupalı oyuncuya kucak açtığım ilk yıl olabilir. Artık bunda festivallere aktif olarak katılmamın mı yoksa Dünya Sineması adına kusursuz bir yıl geçirmiş olmamızın mı etkisi var bilemiyorum.

Sandra Bullock | Gravity

#17: SANDRA BULLOCK, Gravity

2013’ün izleyiciyi ikiye bölen ender performanslarından biri Sandra Bullock’a ait. Kimisi Gravity’de kariyerinin en iyi işini ortaya koyduğunu düşünüyor, kimisi ise herhangi bir aktrisin aynı çalışmayı sunabileceğini düşünüyor. Ben ilk gruptanım. The Blind Side ile aldığı Oscar’ı geçtim, aday olmasını bile gereksiz bulduğum için bir Sandra Bullock fanı olduğum söylenemez. Dolayısıyla sırf adı için peşine takılanlardan biri olmadığımı belirtmekte yarar var. Özellikle tek başına kalıp, artık öleceğini sandığı anda düştüğü çaresizliği öyle güzel ifade ediyor ki Bullock, sürükleyici bir teknik harikada gözlerimizin yaşlanmasına sebep oluyor. Alfonso Cuaron’un aldığı her ödülde özellikle Sandra Bullock’a teşekkür etmesinin sebebi belli. Gravity’nin tek kaptanı Cuaron değil ne de olsa. İzleyiciyi filme bağlanmasındaki en önemli sebep Bullock.
Margot Robbie | The Wolf of Wall Street

#16: MARGOT ROBBIE, The Wolf of Wall Street

2013’ün en güzel keşiflerinden biri oldu bana kalırsa Margot Robbie. Yılın tatlı romantik filmlerinden biri olan About Time’daki tatlığı bir kenarda dursun, The Wolf of Wall Street’deki Brooklyn kızı Naomi Lapaglia olarak yılın kayda değer performanslarından birine imza atıyor genç aktris. Bu arada Avustralyalı olduğunu ve filmdeki aksanının gerçekteki konuşma tarzıyla hiç alakası olmadığını da ekleyeyim. Yola Scorsese ile başlayan güzeller güzeli Robbie’nin yeni Tarzan filminde Alexander Skarsgard’a eşlik edeceğini ve önümüzdeki yılın Oscar favorilerinden Suite française isimli uyarlamada Michelle Williams – Matthias Schoenaerts ikilisiyle karşılıklı oynayacağını da ekleyeyim. “Bir yıldız doğuyor.” doğru bir ifade olmayacağı için direkt “Bir yıldız doğdu.” diyerek son noktayayı koyayım.

Julia Louis-Dreyfus | Enough Said

#15: JULIA LOUIS-DREYFUS, Enough Said

Julia Louis-Dreyfus’a olan hayranlığım çocukluğumda Cine5’de büyük bir heyecanla izlediğim Seinfeld’den beri var. The New Adventures of Old Christine ile arayı kapatan Louis-Dreyfus, şimdilerde de Veep ile güldürmeye devam ediyor. Televizyondaki başarılarına rağmen bir türlü beyazperdede doğru bir projede yakalayamamıştık kendisini. Nicole Holofcener’in kariyerindeki en iyi işlerden olan Enough Said, muhteşem bir fırsat oldu. Aldığı Altın Küre adaylığını sonuna kadar hak ettiğini söylemeliyim. Ayrıca filmin ödül anlamında daha çok anılan yıldızı James Gandolfini’yi de gölgede bırakıyor bana kalırsa. Evet, belki çok gösterişli bir performans değil; ama Julia Louis-Dreyfus karakterini öyle ölçülü bir şekilde canlandırıyor ki, yaptığı tüm hatalara rağmen ona sempati duymaktan vazgeçemiyorsunuz.

Margarete Tiesel | Paradies: Liebe

#14: MARGARETE TIESEL, Paradies: Liebe

Geçtiğimiz yılın sinema adına en güzel şeylerinden biri de Ulrich Seidl’in aynı aileden üç farklı kadını anlattığı Paradies serisiydi sanırım. Eminim Glaube ve Hoffnung’un da hayranları vardır; ama benim içlerinden favorim Paradies: Liebe. Bunda Seidl’in eşsiz senaryosu ve yarattığı kadın karakterin kırılganlığının payı çok büyük. Bir de tabii üzerine Margarete Tiesel’in gösterişsiz, fakat hep doğru notalara basan performansı da eklenince tadından yenmez bir hal alıyor. Gloria’yı izlerken de acaba Hollywood versiyonu olsa kim oynar diye uzun uzun düşünmüştüm. Paradies: Liebe’deki Tiesel ise bana Jacki Weaver’ı anımsattı. Olur da bir gün Hollywood ya da Avustralya’dan bir sinemacı Seidl’in harikasını uyarlamak isterse Weaver için yer ayırılsın.

Amy Adams | American Hustle

#13: AMY ADAMS, American Hustle

Bu yılın en büyük hayal kırıklığı olarak özetlenebilecek American Hustle’da bana kalırsa iki önemli performans vardı. Bunlardan birisi Jeremy Renner’a ait. Ama Bradley Cooper, Silver Linings Playbook rüzgarında kalan son destekle öne çıkmayı başardı. Diğer ise Amy Adams’a. Kariyerinde bugüne kadar yaptığı şeylerin tamamen dışına çıkan ve çelik zırhlı yapay bir karaktere hayat veren Adams, ileride alacağı Oscar ödülü öncesi kariyerine bir adaylık daha eklemiş oldu böylece. Dekoltesi sayesinde bu kadar oy aldığına dair yorumları ise tamamen görmezden geliyorum. Garip bir şekilde Tim Burton’ın yeni projesi Big Eyes ile ön plana çıkması bekleniyor Adams’ın önümüzdeki yıl. Bu sefer hayal alemini bırakıp yetişkinlerin evrenini küçük bir ziyaret yapacak Burton, bakarsınız Adams’ın en büyük şansı olur.

Eva Mendes | The Place Beyond the Pines

#12: EVA MENDES, The Place Beyond the Pines

Blue Valentine ile takdirimizi kazanan Derek Cianfrance, arayı çok açmadan The Place Beyond the Pines’ı sundu hazırlarımıza. Tıpkı Before Midnight gibi İstanbul Film Festivali’nde izleyip hayran kalmıştım hikayeye. Ama üçe bölünebilecek filmin ilk parçası apayrı bir tat bıraktı bende. Ryan Gosling ile Eva Mendes’in başrolleri üstlendiği bu kısım, bana kalırsa The Place Beyond the Pines’ın en güçlü parçasıydı. Geçtiğimiz yıl Leos Carax’la çalışarak sürpriz yapan Mendes, bir kez daha Fast & Furious ve Hitch gibi ikinci sınıf projeler haricinde de var olabildiğini kanıtladı. Bu arada gerçek hayatta da birlikte olduğu Ryan Gosling’in ilk yönetmenlik denemesinde karşımıza çıkacak Mendes. Bu güzel ortaklığın nasıl sonuçlanacağı hakkında en ufak bir fikrim yok. Ama The Place Beyond the Pines’ın yarısı kadar başarılı olsalar bile onları tekrardan listelerimde ağırlamaya hazır olacağım.

Julia Roberts | August: Osage County

#11: JULIA ROBERTS, August: Osage County

Pretty Woman, Notting Hill, Erin Brockovich ve daha sayısız filmi sebebiyle 90’lı yılların sonlarında aşık olmaya başlamıştım Julia Roberts’a. Sanırım bu platonik hikaye Roberts’ın çocukları için kariyerine ara verdiği döneme kadar da devam etti. Açıkçası geri döndüğünden beri birbirinden vasat filmlerde rol aldığı için bir türlü eski hayranlığıma geri dönemiyordum. Ama Amerikalı eleştirmenler tarafından yersiz eleştirilen August: Osage County işleri tersine döndürdü. Saçındaki akları, yüzündeki göze batan kırışıklıklarıyla abartı kraliçesi Meryl Streep’den rol çalmayı başardı Roberts. Beraber masaya oturdukları her sahneye şöyle göz ucuyla bakmanız bile, Julia Roberts’ın kudretini hatırlamanıza yeterli olacaktır. Ne Jennifer Lawrence, ne de Emma Stone… Amerika’nın “sweetheart”ı hala Julia Roberts.

Greta Gerwig | Frances Ha

#10: GRETA GERWIG, Frances Ha

Görünürde komedi olmasına rağmen bana kalırsa insanın kalbini kıracak kadar dramatik bir hikayeydi Frances Ha. 20’li yaşları çok güzel özetlediğine ve kadın, erkek fark etmeksizin hayatla yüzleşmek zorunda kalan her gence anlamlı gelecek bir film olduğunu düşünüyorum. Noah Baumbauch’un zaten fikir konusunda asla sıkıntı çekmeyeceği kesin gibi. Buradaki yol arkadaşı Greta Gerwig ise en büyük şansı olmuş. Senaryoda da imzası bulunan Gerwig, yılın en kayda değer performanslarından birini çıkarmış. Filme adını veren Frances karakteri bir başkasına bu kadar yakışır mıydı, emin olamıyorum. Gerwig’in sıradaki projeleri de oldukça enteresan: Yeni Mia Hansen-Løve ve Noah Baumbauch filmleri ile How I Met Your Mother spin-off’u How I Met Your Dad. Umuyorum dizisi yayından kalkar da bu harika kadından yepyeni filmler izlemeye devam ederiz.

Lea Seydoux | Blue Is the Warmest Color

#9: LEA SEYDOUX, Blue Is the Warmest Color

Lea Seydoux’nun gerçek bir yıldız olacağını zaten biliyorduk; ama Abdellatif Kechiche’nin son filmi Blue Is the Warmest Color hiç beklenmedik bir anda şöhretle tanıştırdı genç aktrisi. Romeo’nun Juliet’i neyse onun için, Adele’in Emma’sı da öyle. Hikayeleri bir silahın kurşunuyla sona ermiyor belki, ama daha acısı, “hayat” giriyor Adele ile Emma’nın arasına. Yönetmen ile aralarındaki tartışma olmasa ve sevişme sahnelerinin bir kısmı azaltılsa acaba Amour kadar başarılı olabilir miydi diye düşünüyorum Oscarlar’da. Gerçi umrumuzda mı? Seydoux’nun yeteneklerine tekrar şahit olmak isteyenler de merak etmesin, yeni Giorgos Lanthimos filminde rol alacak kendisi. Beklerken heyecandan ölmeyiz umarım.

Scarlett Johansson | Don Jon

#8: SCARLETT JOHANSSON, Don Jon – Her

Her’deki seslendirmesiyle Venedik’te ödül alan Scarlett Johansson’un ödül sezonundaki durumu uzunca bir dönem tartışıldı. Spike Jonze’un filmine yaptığı katkı yadsınamaz olsa da tamamen seslendirmeden ibaret olan ve oyuncunun yüzünü bir kez olsun göremediğimiz performansların büyük ödüllerde karşımıza çıkması beni ne kadar rahatsız eder bilemiyorum. Ama madem böylesine bir Johansson hastalığı vardı bu sezon, neden Don Jon için kampanya yapılmadı? Jennifer Lawrence’ın American Hustle’da yapamadıklarını bir bir yerine getirip, The Wolf of Wall Street’deki Margot Robbie’nin de üzerine koyan aktris filmde harikalar yaratıyor. En azından Don Jon’dan bana geri kalan ne ana karakterin çöpteki peçeteleri, ne de Mac bilgisayarların açılışdaki tonu oldu. Tek unutamadığım sahne, kapısının önünde sevgilisini baştan çıkaran Scarlett Johansson.

Lupita Nyong'o | 12 Years a Slave

#7: LUPITA NYONG’O, 12 Years a Slave

Bu yılın Margot Robbie ile birlikte sıfırdan doğduğuna inandığım bir diğer yıldızı da Lupita Nyong’o. 12 Years a Slave’de yer aldığı sayılı sahnede kalbimizi parçalayan performansı kolay kolay unutulmayacak bana kalırsa. Alacağı Oscar’a garanti gözüyle baksam da hala JLaw’dan şüphelenenler var. O yüzden kesin konuşmak istemiyorum. Genç aktrisin tek başarısı da filmdeki işçiliği değil bu arada. Gittiği törenlerin kırmızı halılarında, arkasındaki muhteşem ekip sayesinde hep “en şık” olma başarısını yakalıyor. Asıl merak ettiğim kariyerinde sıradaki planının ne olduğu. Büyük yönetmenlerle bir araya gelip, başrolünde olduğu bir filmle tekrardan Oscar’a aday olur mu dersiniz?

Luminita Gheorghiu | Child's Pose

#6: LUMINITA GHEORGHIU, Child’s Pose

Romanya sinemasının engellenemez yükselişi hakkında bir ara bir şeyler yazmayı planlıyorum. Avrupa’da rüştünü ispat eden ülkeler haricinde beni bu kadar heyecanlandıran bir endüstri var mı emin değilim. Kamera Arkası bölümünde birkaç Roman sinemacıyı arka arkaya ağırlarsam sakın şaşırmayın. Cristian Mungiu’nun akıllara zarar mükemmellikteki Beyond the Hills’inden sadece bir sene sonra şimdi de Calin Peter Netzer imzalı Child’s Pose var karşımızda. Ve yine başroldeki kadın oyuncusu harikalar yaratıyor. Luminita Gheorghiu’yu izleyip (özellikle final sahnesi) onu kendi kişisel listelerinde ilk beşe yerleştirmeyecek birinin olduğuna inanmak istemiyorum. Jacki Weaver’sız bir senede ikinci kez Jacki Weaver diyeceğim, ama filmdeki karakteri Animal Kingdom’ın annesine tek benzeten ben değilimdir diye umuyorum.

Judi Dench | Philomena

#5: JUDI DENCH, Philomena

Pek sevdiğim ve Maggie Smith ile Meryl Streep’in her daim bir adım ilerisinde olduğuna inandığım Judi Dench son yıllarda uykusunda oynayabileceği performanslarla (The Best Exotic Marigold Hotel ve Skyfall) o kadar çok anıldı ki Philomena’dan da pek bir şey beklemiyordum açıkçası. Lakin Notes on a Scandal, Shakespeare in Love ve Iris’deki mükemmeliğini unutmuşum. Judi Dench de yılın en zengin kadın karakterlerinden birine can veriyor. Kariyerinin en iyisi demek cesaret ister, ama sanırım en abartısızı dersem kimse itiraz etmeyecektir. Stephen Frears’ın çalıştığı aktrisleri zaten parlattığını biliyorduk. Judi Dench ile olan ortaklığı ise tadından yenmez olmuş.

June Squibb | Nebraska

#4: JUNE SQUIBB, Nebraska

Nebraska’nın başarılı olduğu o kadar çok şey var ki, hangi birini saysam bir şeyler eksik kalır. Ama bence birbirinden iyi performanslar içeren yapımın yıldızı June Squibb. Onun varlığının karşısında Lupita Nyong’o ve Jennifer Lawrence’ın ödül alma ihtimallerini konuşmamız bile bana absürd geliyor. Eğer Nebraska, yarışta birkaç adım önde olsaydı emin olun şu an kendimizi Squibb’in ödül konuşmasına hazırlıyor olurduk. Performansı için tam anlamıyla bir “bomba” demem yeterli olacaktır. Girdiği sahnede herkesi unutturup, iki çift sözüyle etkisi altına alıyor Squibb. Ağzı bozuk, huysuz anne rolü bir aktrise ancak bu kadar yakışabilir. Gerçekten… Nebraska’yı izleyip de Squibb’in bu yıl yardımcı kadın oyuncu dalında en iyi olduğuna inanmayan var mı?

Cate Blanchett | Blue Jasmine

#3: CATE BLANCHETT, Blue Jasmine

Bir başka diva daha… Hiç fark ettirmeden Martin Scorsese, Woody Allen, David Fincher, Alejandro Gonzalez Inarritu gibi üst düzey yönetmenlerle çalışan Blanchett, kariyerindeki muazzamlık halkalarına bir yenisini ekledi. Sanıyorum bu yıl Amerika’daki tüm önemli ödüllerin hepsini topladı. Boş geçtiği prestijli bir grup kaldığını zannetmiyorum. 2 Mart’da da ikinci Oscar’ını almaya hazırlanıyor. A Streetcar Named Desire’ın Blanche’ını hatırlatan Jasmine olarak tekniği öyle kuvvetli bir iş ortaya koyuyor ki Blanchett, hayran olmamak elde değil. Zaten bir kez olsun da ıskaladığını görmemiştik. Sırada yeni Todd Haynes, David Mamet, Terrence Malick ve Kenneth Branagh filmleri olduğu için de kendisini asla doyamayacağız gibi gözüküyor. Keşke her sene aday olup Oscar alsa da ana kraliçemiz zirveye otursa.

Adele Exarchopoulos | Blue Is the Warmest Color

#2: ADELE EXARCHOPOULOS, Blue Is the Warmest Color

Sürekli “Bir yıldız doğdu.” dememden sıkıldınız biliyorum, ama bu son! Blue Is the Warmest Color’ın esas kızı Adele Exarchopoulos sürekli ısırdığı dudakları, makarna sosunun bulaştığı yanakları ve saf bakışlar atan gözleriyle benim gibi pek çok erkeğin rüyalarına girdi; ama tek marifeti fiziksel özellikleri değil tabii. Bu kadar çok konuşulmasının tek sebebi karakteriyle özdeşleştiğine, hatta karakterine dönüştüğüne inandıran oyunculuğu. Garcia olmasa hiç düşünmeden birinci sıraya koyardım Exarchopoulos’u. Garip bir şekilde de bu yeni starımızın asla ülkesinin dışına çıkmamasını ve Hollywood tarafından kirletilmemesini istiyorum. Bu arada “I Follow Rivers” çalarken dans ettiği sahneler için de uzun paragraflar yazmaya hazırım, belirteyim.

Paulina Garcia | Gloria

#1: PAULINA GARCIA, Gloria

Filmekimi kapsamında izleme imkanı bulduğum Gloria’nın yıldızı Paulina Garcia bana göre bu yılın herhangi bir kadın oyuncusuyla kıyas kabul etmeyecek kadar kusursuzdu. Evet bir filmi tek başına sırtında taşıyan çok oyuncu gördük; ama Gloria’nın senaryosunu canlandırıp ete kemiğe büründüren en önemli şey, Paulina Garcia’nın performansı. Son sahnesinde tek başına “Gloria” isimli o efsane şarkıya eşlik etmesi bile beni keyiflendirmeye yetiyor. Filmin yönetmeni Sebastian Lelio için de söylenmesi gereken uzun iltifatlar var belki. Lakin ben Garcia’yla tanıştığım ve bundan sonraki kariyerine şahit olacağım için inanılmaz derecede mutluyum. Berlin’de aldığı ödül belki yetmez; ama kendi ülkesi ve Avrupa haricinde izlenip değerlendirilmese de bu senenin şampiyonu açık ara Paulina Garcia.

Ve yine listeye girmeyi son anda kaçıranlar… Özel Mansiyon: Lindsay Duncan (Le Week-end), Kathryn Hahn (Afternoon Delight), Sabrina Ouazani (The Past), Pauline Burlet (The Past), Joanna Vanderham (What Maisie Knew)

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Refik Eren Uysal

    Liste baştan aşağıya müthiş.İlk başta bu seneye mahsus sayılar artırılsamıydı diye düşündüm ama 2013 öyle müthiş kadın oyuncu performanslarına sahne oldu ve performans bakımından o kadar zengindi ki liste ne kadar uzun olursa olsun mutlaka dışarıda kalan güzel performanslar olacaktı.Ama dediğim gibi liste 10 numara olmuş.

    Yanıt
  2. cemertem

    Listeye katılmakla birlikte Paulina Garcia’nın kusursuz performansına şapka çıkartmak gerekir diye düşünüyorum. Akademinin ve diğer festivallerin böylesi cesur ve enfes performansı es geçmesi kabul edilebilir değil.

    Yanıt
  3. Batuhan

    Oha lawrence yok ve don jon gibi saçma sapan bir filmin saçma sapan karakteri ve çok boş abartılmayacak bir rolle johansson 8. sırada epey değişik bir liste 🙂 bir de “her” demişsin 2filmde de çıkardığı performansı bana sorarsan hollywood da yerini kimi koyarsan koy üstesinden gelir hiçte sırıtmaz 😀 ve lawrence yapamadıklarını yapmış falan demişsin bizim göremediğimiz ne gördün acaba ya da lawrence performansı tarafsız izlememiş olucaksın ki tüm dünya hayran kalıp ödüller verirken sen böyle boş eleştiri yapıp listene almamışsın ilginç gerçekten

    Yanıt
    1. Mert.

      Jennifer Lawrence, Altın Küre’yi kazandığında “İşte budur!” diye sevindiğinizi, alacağı ödülle bir sorununuzun olmadığını belirttiğinizi hatırlıyorum. Filmi sevmiyor oluşunuz fikrinizi değiştirdi sanıyorum zamanla, geçen yıl desteklemenizin nedeni de filmi sevmiş olmanızdı belkide, neyse.

      Yanıt
    2. Mert.

      Bu arada “size göre” listenizle bir sorunum olmadığını da belirtmek isterim, yanlış anlaşılma olmasın. Sıralamadaki birkaç değişiklik haricinde gönlümdeki listeyle neredeyse aynı, ama yinede Jennifer Lawrence’a haksızlık ettiğinizi düşünüyorum.

      Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.