IT

IT

Yönetmen: Andy Muschietti | Oyuncular: Jaeden Lieberher, Bill Skarsgård, Wyatt Oleff, Jeremy Ray Taylor, Sophia Lillis, Finn Wolfhard, Jack Dylan Grazer, Chosen Jacobs, Nicholas Hamilton, Jackson Robert Scott | Senaryo: Chase Palmer, Cary Fukunaga, Gary Dauberman (uyarlama), Stephen King (roman) | 135 dakika | Drama, Gerilim, Korku

IT’i erkenden izleyip yazmak için bir süre beklemiş olmamın geçerli bir sebebi var, ama sizi ne kadar ikna edebilirim bilmiyorum. Durum şu ki; Stranger Things ile dirilen, seksenleri bir hipster‘ın bakış açısıyla fotoğraflayıp janjanlı bir paket kağıdına saran bu anlamsız nostaljinin sadece o döneme tanıklık edenleri bıraktım Y kuşağını bile tavlamasını anlayamıyorum. Hadi Netflix’in kötü yazılmış ve bilhassa kötü oynanmış dizisini bir kenara koydum, doksanlı yıllarda yaratılıp bir önceki dekata ait hissettiren IT’in 2017 tarihli yeni uyarlamasını ne yapacağız? Palyaçoluğun pedofillikten geldiğini düşündürecek kadar takıntılı fakat kötü adam tasnifinde karizmatik ana karakterini saymazsak bu yeniden çevrim de tıpkı dağı taşı delen seksenler pornosu kadar sıradan bir öyküye sahip. Atmosferde aşinalık yaratıp kalanını serbest stile bırakan film, şekilden şekile girip bir avuç disfonksiyonel ailelere tabi çocuğa dünyayı dar eden kaldırım serçesi Pennywise ile şok etme değeri üzerine bir şeyler inşa etmeye çalışıyor, ki sanırım artık hepimiz korku sinemasının bu berbat şaşırtma takıntısının ucuzladığı konusunda hemfikiriz. Ansızın burnumuzun dibinde biten cisimler, bizden başka kimsenin göremediği karabasanlar, korkutucu evler, ormanlar, mağaralar, bağlar, bahçeler… Uzadıkça bayağılaşan değişmezlerden, asla bitmeyecekmiş hissiyatıyla öküz arabası yavaşlığında 140 dakika. Hayır, meramını az çok anlayabiliyoruz ama tüm kariyerini ucuz numaralar üzerine kurmuş bir yazarın bibliyografisinden alıp uyarladıkları romanın mesajı da izleyici/okuyucu profiliyle pek uyuşmuyor sanki. Karanlıktan ve kabuslarınızdan korkmayın gibi bir yere vardıktan sonra ciddiye alınacak ne kalıyor ki geriye? Sin Nombre haricinde takdir edilecek pek bir şey sunmamasına rağmen yüzü suyu hürmetine sevdiğimiz Cary Fukunaga’nın da el attığı senaryo kimselere hareket alanı bırakmıyor olsa da CGI’la kol kola giren Bill Skarsgård’ı rolüyle eğlenirken görmek bu uzun eziyeti benim için katlanılır kıldı diyebiliyorum herşeye rağmen. Yalnız ben Pennywise’ın IT’in asıl yatırımı olduğu bilsem de elindeki tekstin kimi işaret ettiğinin farkında değil yönetmen Andy Muschietti. O yüzden Jaeden Lieberher’in başını çektiği yaşları küçük grubun büyüme sancılarına, kafası dumanlı palyaçosundan daha çok vakit ayırmış. Bu tercihi ise filmin yegâne iyi yazılmış çocuk karakterini canlandıran Jeremy Ray Taylor’ın haricindeki sahneleri ekstra zayıf kılıyor. İstismarın fiziksel ve psikolojik çeşitlerine girip, ebeveynlerinin gölgesinde yaşayan ve bu nedenle karakter gelişimini geç tamamlayan çocuklar hakkındaki fikirleri de pek sığ. Halbuki yaslasa sırtını arkasına, verse tüm ipleri Pennywise’ın eline, o çocukları lime lime doğrasa ooh… Sonra artık sen sağ, ben selamet. Üstüme üstüme gelen plastik setleri ve utançtan iki büklüm eden olay örgülerine rağmen kâbustan hâllice boyalı maskarası için bir sonraki maceranın peşine düşecek kadar ikiyüzlü olduğumu da bilin istiyorum. Bilin ki Stranger Things’e de ucundan giydirdiğim ateşli yazımın ardından vereceğim notun bir anlamı olsun.
Fesat Mukayese: Doksanlar > Seksenler

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Metin

    Benim film ile ilgili sorunum tamamen ticari oyunlarla senaryoyu deşmesi. King’in 1300 sayfaya yaklaşan romanı bir dizi olsa güzel olur ama iki bölümlü bir film olamıyor. Kitabın yüzde yetmişi çocuklara aitken bunu 135 dakika falan bir film yapınca yetişkinlere ayrılan yüzde otuzluk bölümden nasıl ikinci bir film çıkacak bilmem. Dahası kitaptaki karakterler fazlasıyla değiştirilmiş; tamam The Shining, Carie falan da ktaba çok sadık kalmadılar ama arkasında yönetmenin sanatsal kaygıları vardı o filmlerdeki değişiliklerde. Burada ise tamamen ticari kaygılar var; yedi çocuğun üçü ilerki filmde de kahraman olacak diye diğer dört karaktere yazılan diyaloglar, olaylar, vs hep silinip üç karaktere yedirilmiş. Nostalji duygusu ile ilk izlendiğinde beğeniliyor ama üzerine düşündükçe o filmin tadı kalmıyor. 7 çocuğun büyüme sancıları, masumiyetin kaybı, ergenliğe geçiş, amerikan toplumunda kök salmış olan şiddet arzusu ve ayrımcılık, şiddetin kanıksanması ve onaylanması kavramlarını elinin tersiyle itmiş bir öcü filmine dönüşmüş IT. Sadece çock oyuncular iyiydi der geçerim ben bu filme

    Ama Stranger Things konusunda bambaşka yerdeyiz. Nostalji duygusunu sömürmeyen, referanslarını bilinçli harcayan, oyuncuları başarılı ve de “dışarıda” ve farklı olmayı doğru kullanan bir dizi Stranger Things. Belki de ısınmak için vakit geçmesi lazımdır Umur; haturlarsan Game of Thrones’a da ilk başlarda burun kıvırırken sonradan göklere çıkarmıştın. Zaman meselesi belki de… Biraz zaman geçse, diziye başka açılardan baksan beğenin de artabilir. Üstelik; “Justice for Barbara!” (çapkın smiley)

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.