Last Flag Flying

Last Flag Flying

Yönetmen: Richard Linklater | Oyuncular: Steve Carell, Bryan Cranston, Laurence Fishburne, J. Quinton Johnson, Richard Robichaux, Lee Harrington, Cicely Tyson, Kate Easton, Deanna Reed-Foster, Yul Vazquez | Senaryo: Richard Linklater (uyarlama), Darryl Ponicsan (uyarlama & roman) | 125 dakika | Komedi, Drama, Savaş

Üst üste harcıâlem filmleri yerin dibine batırdıktan sonra Last Flag Flying’i göklere çıkarmamı samimiyetsiz bulabilirsiniz; ama sanıyorum eşref saatime denk geldi gibi bir bahanenin arkasına sığınarak yaparsam açılışı istek ve iradem dışında gelişen taarruzlarınıza bir nebze karşılık verebilirim. Koca bir gimmick ile yetki ve değerlerinin üzerinde bir yere demir atan Boyhood sonrası Before serisine denk bir şey olmasa da kendi küçük evrenimde affetmeyi beklediğim iyi yönetmen, ama ondan da öte kalemi kuvvetli senarist Richard Linklater’ın imzasını taşıyor Last Flag Flying. Hal Ashby’nin 1973 tarihli The Last Detail adındaki başyapıtına bizzat materyalin (romanın) sahibi Darryl Ponicsan tarafından yazılmış bir diğer hikâyenin uyarlaması var bu sefer karşımızda. Tahmin edebileceğiniz üzere Jack Nicholson’ın karakterini Bryan Cranston, Otis Young’unkini Laurence Fishburne canlandırmış ve neredeyse 45 yıl önce çekilmiş yapımın bel kemiği olarak izlediğimiz Randy Quaid’in yerini de Steve Carell almış bu sefer. Tüm ayrıntılarından arındırıldığında iskelet öykü aynı. Eski dostlar, bu sefer zamanında askeri hapisaneye yerleştirilmesi için eşlik ettikleri yeni yetme er tarafından benzer bir yolculuğa davet ediliyor. Yalnız bedeller daha ağır. Çünkü oğlunu savaşta kaybetmiş ve tanınmayacak hâle gelmiş naaşını almak üzere ne yaptığını bilmeden yollara düşmüş bir baba var bu sefer filmin tam merkezinde. Linklater, dediğim gibi tüm yetenekleri sıralamaya konulduğunda senaristliği bir adım öne çıktığından bizi şaşırtmayıp ne yaptığını bilen bir bakış açısıyla ele alıyor melodrama meyledebilecek olaylar zincirini. Ve yola çıkanlar kim olursa olsun, otoban arşınlandıkça kaçınılmaz bir getiriymiş gibi büyümek, gelişmek, değişmek de beraberinde geliyor. Hani evlatların ebeveynlerini kaybettiğinde (ataerkil davranıp baba demeyeceğim, hiç kusura bakmayın) büyüdükleri söylenir ya, halbuki madalyonun diğer tarafında da tarifi mümkünsüz bir kayıp var. Üstelik sırasız, ani ve sebebi gereği daha yaralayıcı bir yitim bu. Tek bir savaş sahnesi göstermeden, post travmatik stres bozukluğunu kötü kurgulanmış sahnelerle tasvir etmeyerek de devletler arası silahlı mücadelenin toplum üzerindeki etkilerini hepi topu 3 karakter üzerinden doğru bir şekilde incelemeye alabilmiş olması da ayrı bir kazanç. Tonunu bulmakta güçlük çekmeyen üç aktörün katkısı da yadsınamaz. Carell’in omuzlarına yüklenmiş ızdırabın tadı ağlayıp zırlamasa da ulaşıyor izleyicisine. Fishburne ve Cranston ise biraz vicdanını, teslim aldıkları tüm klişe ve kahramanvari repliklerine rağmen manevi ayağını oluşturuyor filmin. Ang Lee’nin teknolojik keşifler peşinde koşan, ama cilası bile vasatlığını kurtarmaya yetmeyen Billy Lynn’inden sonra yakın tarihe bilincin kaybedilmemiş olduğunu görmek sevindirici. Bir devam filmi gibi değerlendirmek istemesem de atası The Last Detail’ı da yüzüstü bırakmıyor neyse ki Linklater. Yarım asırlık zaman aşımının toplumsal başkalaşıma olgusal değişiklikler emanet ettiğini tekrarlayıp, dünyanın düzeninin asla değişmeyeceğini işaret ediyor bir taraftan. Biraz içime de işledi galiba hüznü, kederi. Evrensel olmasını beklemeden başına oturmamın kârı gibi de ele alınabilir bu tepkim. Yıl sonu değerlendirmelerimde Last Flag Flying de benim nazar boncuğum olsun.
Fesat Mukayese: Last Flag Flying > American Sniper

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.