10. Oscar Boy Ödülleri: Kazananlar

10. Oscar Boy Ödülleri: Kazananlar

Adaylarımı açıkladım, beğendiğim kadın oyuncu performanslarını sıraladım, o yetmedi erkek oyuncuları listeledim, bir de üzerine 50 filmlik 2017 ziyafeti kondurdum önünüze. Misyonumu tamamladık diyebilir miyiz artık? Evet efendim, bir sinema yılını daha kapatıyorum bugün ödüllerimi dağıtarak. Sizlerin kendi tercihlerinizi yapacağınız, adaylarından kazananlarına her şeyini belirlediğiniz Readers’ Choice heyecanı önümüzdeki hafta, tam olarak 20 Şubat’ta başlayacak. Ama şimdilik benim ödüllerimle idare etmek zorundasınız. Çok gevelemeyeyim. Zaten sahiplerine emanet edeceğim 21 adet heykelcik beni bekliyor. Hadi bir avazda! Buyursunlar:

EN KÖTÜ FİLM

Darren Aronofsky’nin bu filmi yapmakta tek bir amacı vardı, o da seyirciden iyi ya da kötü, ama kesinlikle uçlarda bir tepki alabilmek. Ben de bir zamanlar çok sevdiğim yönetmene istediğini vermek istiyorum: Evet Darrencım, 21. yüzyılın en korkunç filmini çektiğin yetmezmiş gibi turnusoldan beter anlatının ele geçirdiği bedenlere de şahit olmak zorunda kaldım. Seni affedebilir miyim? Muhtemelen hayır. Yavaştan yeteneklerini sınırlı bulmaya başladığım Jennifer Lawrence bak arka odadan “Baby?” diye sesleniyor, ödülünü de al ve görüş alanımdan çık. Muhafızlaaaar!
Kazanan: mother!

EN İYİ BELGESEL

Size köşeleri sivri bir beyanda bulunmak üzere uzun metrajlılar arasından kısacık Ten Meter Tower’a, gidip Youtube’da izleyebileceğiniz bir belgesele ödül veriyorum ki bu yıl janrın ne kadar zayıf bir yıl geçirdiğini bilin. Böyle söyleyince de filmin başarılarını gölgelemiş gibi oldum. Hayır efendim, kamerayı oynatmadan insan evladı ne menem yaratık diyebilen, basit ama etkin sosyal deneyi için alkış tutuyorum ben aslında. Bunlar bizi kıytırık Faces Places ve uzun Instagram videosu Kedi’yle oyalamış 2017 sinema yılına çemkirmelerim sadece.
Kazanan: Ten Meter Tower

EN İYİ ANİMASYON

D’uh! Çok net ve çok da isabetli bir ödül bence bu. 2017’de Coco haricinde bir animasyonu mükafatlandıran herkesin şov yaptığını düşünecek kadar da faşizan, şımarık ve hoyratım. Pixar en iyi bildiği şeyi yapıyor yapmasına; ama üstüne çok daha evrensel bir ilişkiyi, kan bağını ekliyor. İyi ki Hollywood neden daha fazla azınlık öyküsü anlatılmıyor diye çalkalanmış da Coco için coğrafya değiştirilmiş. Kültürümüzdeki benzerlikler de sağolsun, daha iyi Pixar filmleri izlemiş olduğumuzu inkar etmemekle birlikte, hiçbirinin bu kadar tanıdık renkler göstermediğini söyleyebiliyorum.
Kazanan: Coco

EN İYİ GÖRSEL EFEKT

Filmin beden üstü beden sevişme sahnesinde Ryan Gosling’in oksijen tüketen durağanlığını bile unutturabilmiş görsel aldatmacadan düşüp bayılacak oldum. Tamam War for the Planet of the Apes, CGI teknolojisinin geldiği son nokta. Serinin bir mihenk taşı olduğuna itirazım yok. Ama ben daha mahir sevdalar kovalamak istiyorum, var mı diyeceğiniz? O bu değil de farkında olmadan Denis Villeneuve filmi övüyorum, farkında mısınız? Bir sonraki filminde ugh diye göz devirmeye devam edeceğim, söz!
Kazanan: Blade Runner 2049

EN İYİ MAKYAJ & SAÇ TASARIMI

En İyi Film listemin son anda dışında kalan Pieles bu yıl sadece bana ait olduğu için mutluluk duyduğum bir film. Esasında setlerinde, sinematografisinde ve bilhassa yönetiminde kayda değer marifetleri var. Ama bir an olsun SNL skeci izliyormuşuz gibi hissettirmeyen küçük bütçeli makyajı da anlatının gücünü birkaç kat artırıyor. Neticede filmin tüm büyüsü bu alışılanın dışındaki varlıkları gerçekmiş gibi hissettirebilmek. Filmin arkasındaki makyözler de bana sorarsanız başından sonuna kadar tüm prostetiklerle istenileni veriyor.
Kazanan: Pieles

EN İYİ ÖZGÜN ŞARKI

Call Me by Your Name’in hangi şarkısı daha güzel tartışmaları filmin hayranları arasında hâlâ devam etmekte. Chalamet’nin yürek parçaladığı finalde şömine önü Visions of Gideon ağıtı unutulabilecek gibi değil. Ama sevgili okuyucu, “Chicago” isimli parçasından beri çok dinlenilenlerime sızmış Sufjan Stevens’ın now I’m prone to misery, the birthmark on your shoulder reminds me deyişlerine nasıl kayıtsız kalayım? Tek bir gerçek var, o da biz bu filmi hak edecek kadar güzel insanlar değiliz. Hele bu şarkıları… Hiç!
Kazanan: “Mystery of Love” | Call Me by Your Name

EN İYİ ÖZGÜN MÜZİK

Her sene diğerlerinden daha çok dinlediğim bir film müziği albümü oluyor aslında ama bu yıl herkese eşit miktarda zaman ayırmışım gibi hissediyorum. Ya da Call Me by Your Name’in Sufjan Stevens parçalarını dinlemekten özgün müzik kategorisi için vaktim kalmadı. O yüzden her En İyi Film adayımdan bal çalan ahlakımı bir kenara bırakarak aklımda en çok kalana, filmi düşündüğüm anda kafamın içinde melodileri çalana vereceğim ödülümü: King Arthur. Dünya Guy Ritchie’den çoktan vazgeçti biliyorum; ama OBA evreninde henüz hükmü bitmedi.
Kazanan: King Arthur: Legend of the Sword | Daniel Pemberton

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

Uzun yıllardır en son izlediğim filme ödül verdiğim bir sezon olmamıştı. Phantom Thread kendi kendine bir rekor kırıyor kısacası. Esasında çok da gösterişli, ya da çığır açan kostümleri yok. Ama detaylarıyla büyülüyor insanı. Cep torbasıyla, degajesiyle, kanaviçeden bozma danteliyle… Yalnız bir ara Wonder Wheel’a da gitmedi değil gönlüm. Orada da yine çok alışılmışın dışında kostüm tercihleri yok. Ama karakterlerin ekonomik durumları yamalana yamalana formu bozulmuş kılıklarında belli ediyordu ya kendini, aklım gitti.
Kazanan: Phantom Thread | Mark Bridges

EN İYİ PRODÜKSİYON TASARIMI

Blade Runner 2049’a bir ödül daha! Biri beni tutsun, çünkü Villeneuve filmi övmek istemiyorum. Ama yani her karesini durdurup etrafı inceledim ciddi ciddi. Biraz da kurduğu evren sayesinde toparlanıyor zaten finale doğru hantallaşan öyküsü. Oscar’ı karşısında The Shape of Water olduğu için alamayacak olsa da bu senenin gönüllerdeki şampiyonları belli: Dennis Gassner ve Alessandra Querzola. Ülkemizde sansürlenen sahnesi de burada dursun. Yaşasın internet çağı, yaşasın bizi sansürlü kafalara muhtaç bırakmayan korsan hayat.
Kazanan: Blade Runner 2049 | Dennis Gassner, Alessandra Querzola

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ

The Lost City of Z’nin çok iyi bir film olmadığını bilmekle birlikte Darius Khondji’nin yakaladığı kareleri büyük bir hayranlıkla izlediğimi itiraf etmek istiyorum. Zaten The Immigrant, My Blueberry Nights, Panic Room, Se7en, Delicatessen derken zihnime kazınmış sayısız film için görüntü yönetmenliği yapmış biri Khondji. Bir anlamda borcumu ödediğim bile düşünülebilir. Sayombhu Mukdeeprom’ın sezon boyunca gölgede bırakılan işçiliğini de hatırlatayım ama ödülümü verirken. Call Me by Your Name’in hakkını nasıl olsa başka şekillerde teslim edeceğimden içim rahat.
Kazanan: The Lost City of Z | Darius Khondji

EN İYİ KURGU

Sezon boyunca Baby Driver’a ödül vermek için beklerken Good Time’ı ikinci kez izleyip bir anda kararımı değiştirdim. Çünkü bakıyorum bu filmin o uyuşturucu etkisini yaratabilmesinde baş döndüren kurgusunun katkısı çok. Açılıştaki kovalamaca en gösterişli kısmı. Bir de lunaparkı, hastaneyi, Pattinson’ın kendini zorla davet ettirdiği evdeki tansiyonu düşünün. Hazır adını anmışken Pattinson’a da biraz haksızlık ettim galiba. Cömert oyunu düşündükçe daha bir büyüdü içimde. Keşke onu da konuk edebileceğim bir dalım olsaydı.
Kazanan: Good Time | Ronald Bronstein, Benny Safdie

EN İYİ TOPLU PERFORMANS

İzlediğim andan itibaren hiç değişmedi kararım. Ödülümü kesin veririm dediğim pek çok filmi gözden çıkarmaya hazırken, toplu performans heykelciğimi Robin Campillo’nun şaheseri BPM’e sakladım. Kadroda tek bir zayıf halka yok. Herkes o kadar yerinde, ekonomik ve zengin performanslar veriyor ki tek bir yerine itiraz edemiyorsunuz. Tabii ki de kadronun asıl yıldızı Biscayart. Ama Arnaud Valois’dan Adèle Haenel’e, Catherine Vinatier’den Antoine Reinartz’a kadar herkes döktürüyor. Makarnadan ödülümle birlikte koca bir alkış gelsin!
Kazanan: BPM (Beats Per Minute)

EN İYİ İLK FİLM

Ne güzel Custody’e verecektim bu ödülü. Xavier Legrand’ın sade ama etkili dramasıyla nasıl ağladığımdan, koltuğuma nasıl yapışıp kaldığımdan bahsedecektim. Ama Rungano Nyoni bir ilk filme fazla gelen vizyonuyla yerle bir etti tüm planlarımı. O kadar yetkin bir sinema dili var ki insanın daha önce uzun metrajlılar için kamera arkasına geçmediğine inanası gelmiyor. En İyi Yönetmen listemden son anda düştüğünü de eklemek isterim. Umarım arayı açmadan yeni bir öyküyle çıkar yine karşımıza. Sihirli değneğiyle dokunacağı hikâyeleri bekliyor olacağım.
Kazanan: I Am Not a Witch | Rungano Nyoni

EN İYİ UYARLAMA SENARYO

Uyarlandığı romanı okuduktan sonra James Ivory’e olan hayranlığımın bir kat daha artığını söylemek istiyorum öncelikle. Call Me by Your Name sinemaya uyarlanması çok da zor bir öyküye sahip sayılmaz. Ama kitaptaki ruhu tekste aktarabilmek herkesin harcı değil bana sorarsanız. Anılar koleksiyonunu andıran etli bir materyali alıp sinema tarihinin unutulmaz iki erkek karakterini armağan ediyor bizlere Ivory. Ah kitapta da bahsi geçen yukarıdaki sahne filme girebilseymiş keşke… Bana yıllar sonra ilk kez DVD aldıracak belli ki. Neyse, tükürdüğümü Call Me by Your Name için yalayayım, ne olacak?
Kazanan: Call Me by Your Name | James Ivory

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO

Lady Bird’ü itibarsızlaştırmaya çalışan hiç kimselerle tartışmaya girmeden direkt ödülümü veriyorum izninizle. Greta Gerwig bu dalın yabancısı değil. Daha evvel Frances Ha ve Mistress America ile ağırlamıştım kendisini zaten buralarda. Elini attığı her nesili tanıyor olabilmesine hayranım. Yirmilerin sonu, yetişkinliğe tam anlamıyla geçtiğimiz o ara yıllar ve şimdi de ilk gençliğin bittiği, evrenin hadi artık büyü dediği dönem… Ve bu bahsi geçen yaş aralığını ne kadar iyi tanıdığı yetmezmiş gibi olabilecek en narin yan hikâyeleri konduruyor etrafa. Ayağa kalkıp alkışlayasım geldi bak yine.
Kazanan: Lady Bird | Greta Gerwig

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Keşke tüm filmleri Kasım sonunda izleyebilmiş olsaydım da Tiffany Haddish’e ödül vermek cool değilken hediye etseydim heykelciğimi. Bu dalda komedi performanslarını kayırdığımı çözmüşsünüzdür artık. Haddish, bir ilk sanılmasın. Ekrandan fırlayan, çılgınca gelecek vaat eden bir karizması var bir kere. Ait olduğu cemiyetin zayıf noktalarını çoktan çözmüş, zeki bir kız bu. Tırmalaya tırmalaya gelmiş ayrıca buralara. Sıfırdan inşa edilmiş bir kariyer, yeteneği sayesinde ulaştığı bir rolden bahsediyoruz. Aferin be Tiffany! Sıradaki hamleni çok merak ediyorum. Hadi hadi, hızlanalım!
Kazanan: Tiffany Haddish | Girls Trip

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

When you least expect it, nature has cunning ways of finding our weakest spot. Just remember I’m here. Right now you may not want to feel anything. Maybe you never wanted to feel anything. And maybe it’s not me you want to speak about these things but, feel something you obviously did. Look, you had a beautiful friendship. Maybe more than a friendship. And I envy you. My place, most parents would hope the whole thing goes away. Pray their sons land on their feet, but I am not such a parent. We rip out so much of ourselves to be cured of things faster that we go bankrupt by the age of 30 and have less to offer each time we start with someone new. But to feel nothing so as not to feel anything – what a waste!
Kazanan: Michael Stuhlbarg | Call Me by Your Name

EN İYİ KADIN OYUNCU

Sally Hawkins’e Maudie ile ödülümü vermeye çok hazırlamıştım kendimi ama Vicky Krieps tek bir sahne ile fikrimi değiştirdi. Daniel Day-Lewis gibi bulunduğu ortamın havasını emen, tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başaran bir aktörün karşısında endişeleri, kızgınlığı ve hüznü ile yükseldiği bir kısım var Krieps’in. Yemek masasında otururken biriktirdiklerinin hepsini plansız bir şekilde bir anda ağzından döküveriyor. İşte oradaki her doğal nüansına, alelade duran mimiklerine vuruldum. Umuyorum Hollywood ne kadar büyük bir yetenek olduğunu fark eder ve hak ettiği rollerle buluşturur genç aktrisi.
Kazanan: Vicky Krieps | Phantom Thread

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Yani… Çok tartışılacak bir şey yok. Geniş kitleleri bu kadar etkileyebilmiş yakın tarihten Adèle Exarchopoulous haricinde başka bir performans hatırlamıyorum ben. Üstüne üstlük hepimizin her anlamda hayran kaldığı bu oyun Oscar’a da aday edildi. Resmen rüyamızı yaşıyoruz. Ödülü alamaması çok mühim değil. Çünkü gözümüzün önünde bir yıldız doğdu ve biz buna en ön sıradan şahit olma şerefine eriştik, ne mutlu! Yıl boyunca beni takip eden herkes Chalamet’ye ödülümü vereceğimi zaten biliyordu. Peki Chalamet olmasa kimi seçerdin diye soranlara cevap vereyim son olarak: Adam Sandler.
Kazanan: Timothée Chalamet | Call Me by Your Name

EN İYİ YÖNETMEN

Call Me by Your Name yazımda da uzun uzun bahsetmiştim o yaz hissinden. Aynısı A Bigger Splash’de buram buram vuruyordu aslında yüzümüze. Ama buradaki masum ilk aşkla, çeşme üstü mayolar ve toprak yolda ses çıkaran espadrilleriyle çok daha evrensel bir hissiyat var. Bu yaz sıcağının kemiklerimize kadar işleyebilmesinde de en büyük katkı Luca Guadagnino’nun. Dönüp dönüp tekrar izleyeceğimiz, her seferinde bambaşka duyguları su yüzüne çıkaracak bir başyapıt yaratmış. Varsın birileri suda sevişsin, öbürü havada helikopterle spiral çizsin… Bizim kazananımız belli.
Kazanan: Luca Guadagnino | Call Me by Your Name

EN İYİ FİLM

Aman ne büyük sürpriz! Tabii ki de yılın en iyi filmi ödülü Call Me by Your Name’in olacaktı, ne sandınız? Kim anladı, kim anlamadı, kim sevdi, kim sevmedi, kim niyetini güzelce belli etti, kimin içindeki kötülük ortaya çıktı matematiğini artık geride bırakıyorum. Bana 2017’de Call Me by Your Name’in hissettirdiklerini verebilen başka bir yapım yok. Yerini biri alır mı diye düşünmedim sanılmasın. Çok da büyük beklentilerim vardı aslında, özellikle Lady Bird ve Phantom Thread’den. Nispeten belli bir seviyeye ulaştıkları da söylenebilir. Ama hiçbiri Guadagnino’nun şaheseri gibi ezip geçmedi, Sufjan Stevens’ın melodileri gibi büyülemedi, Chalamet’nin performansı gibi hayran bırakmadı. Birazcık ileri giderek 21. yüzyılın en iyi filmi diyeyim de şu yazıya geri dönüp baktığımda daha o zamandan zikretmişim zaten doğruyu diye başınıza kakayım. Son olarak En İyi Film adaylarımı da sıraladım. Buyursunlar:

  1. Call Me by Your Name (Luca Guadagnino)
  2. BPM (Robin Campillo)
  3. Lady Bird (Greta Gerwig)
  4. Good Time (Benny & Josh Safdie)
  5. Phantom Thread (Paul Thomas Anderson)
  6. I Am Not a Witch (Rungano Nyoni)
  7. Custody (Xavier Legrand)
  8. I Don’t Feel at Home in This World Anymore (Macon Blair)
  9. My Happy Family (Nana Ekvtimishvili & Simon Groß)
  10. Beach Rats (Eliza Hittman)

Tam aday listesine ve geçmiş yılların kazananlarına Oscar Boy Film Ödülleri – Arşiv sayfalarından ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir