Unsane

Unsane

Yönetmen: Steven Soderbergh | Oyuncular: Claire Foy, Joshua Leonard, Jay Pharoah, Juno Temple, Aimee Mullins, Amy Irving, Polly McKie, Zach Cherry, Sarah Stiles, Matt Damon, Raúl Castillo, Mike Mihm, Colin Woodell | Senaryo: Jonathan Bernstein, James Greer | 98 dakika | Gerilim, Korku

 

Son birkaç yıldır bilhassa film endüstrisinde sıkça gündeme getirilen cinsel taciz iddialarının ışığında, The Crown ile sayıp sevdiğimiz Claire Foy’u Steven Soderbergh ile buluşturan Unsane isimli film, zihinsel anlamda çöküşün kenarına doğru itelenen bir kadını gözetliyor. Sean Baker’ın 2015’te Tangerine’i gibi tamamı iPhone ile çekilen yapım, ara ara açık havaya çıksa da klostrofobik bir psikolojik gerilim özetle. Tatsız biten bir Tinder buluşmasının sonunda kendini korumak adına Highland Creek adında bir tesise giriş yapan Sawyer isimli ana karakterimiz, bir süre gerçek mi hayal mi karar veremediğimiz bir adamın onu takip ettiğini söyleyerek seyirciyi diken üzerinde oturmasını sağlayacak kadar yoğun paranoyaklıkla dolu bir açılış yapıyor önce. Sonrasında ise bugüne olan mesafesini sürekli değiştiren, yer yer tanıdık bir kedi fare oyununun fitili ateşleniyor. Soderbergh, nasıl bir metini ekrana taşıdığının gayet farkında. Toplumun bir türlü kanaması durmayan yarasına tırnak geçirip, tüm tartışmaların ortak noktası olan cinsiyetten birini tam merkeze oturtarak resmen merceğe ayna tutuyor. Buyrun, çevrenizle hesaplaşın diyen ukalalığını iPhone ile pekiştirmesi de tesadüf değil. Post Weinstein dönemine girmeden evvel de belimize kadar bokun içine battığımızı hatırlatan bir ayrıntı bu sadece. Filmin akıl hastanesindeki o tedirgin edici, sürekli yanıp sönen tek ampulün altındaymış gibi hissettiren loş ışığı ve her biri suyu çıkmış cemiyetin nesli tükenesi bir kolunu temsil eden karakterleriyle koğuşlar arası oyun oynaması da titiz silleler savurmayı seven yönetmenin son numaraları. Ve tüm deneysel eğilimlerinin arasında da uzanıp, grafik bir kırılma noktasını sahnelemeden, kadın ruhuna yapılan geri dönüşü olmayan travmatik etkiye varıyor. Cinsiyet politikalarının en çirkin, en çıplak tanımlaması. Hatta epey de çiğ, çok cilalanmamış bir deneme tadında. Ama olabildiğince sinir bozucu ve türlü düşünsel egzersizlere yelken açtırması sayesinde de baş ağrıtıcı esasında. Burada Claire Foy överek, televizyonda başlayan kariyerini ne de güzel devam ettiriyor tadında yorumlarla satır doldurmak da isterim elbet; fakat Unsane’in klişelerle bile B filmi ahlakını benimseyerek çizdiği güzergâh tek bir iyi performanstan fazlasını sunduğuna ikna ediyor. Genetiğe girişeceksek benzerlerinİ bulmak mümkün. Sırf son iki senede Unsane’le motivasyon kulvarında akrabalık bağı barındıran tonla proje üretildi. Ama Soderbergh’in erkek hegemonyasını tek bir hamlede parçalayan kulağını tersten tuttuğu özgür deliliği bu filmi benzerlerinden ayırıyor. Gönül, ikinci yarıya doğru kendi kuyruğunu kovaladığı ve gidip gelip aynı satırın altını çizdiği mizansenler makaslanmış olsun isterdi tabii. Ne yazık ki fikir ve sonuç olarak eşsiz bir deneyim vaat etse de aceleye gelmiş ve en nihayetinde pek bir anlam ifade etmeyen tanıdık sahnelere sırtını dayamadan edememiş. Tüm naifliği arasında aşırı şiddetin bir vurgu tekerrürü yapmasına ihtiyacımız var mıydı, emin olamıyorum. Yine de kadına gösterilen muamelenin, cinsel tacizle birlikte pek çok alt başlık barındırdığını bu kadar gözümüze sokmadan ifade eden kaç tane film izleyeceğiz ki sorusuna verdiğim cevap üzerinden kusurlarının büyük bir kısmını affedebiliyorum.
Fesat Mukayese: Unsane > Gone Girl

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

2 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.