4 Film 400 Kelime (Tembelin Günlüğü V3.4)

4 Film 400 Kelime (Tembelin Günlüğü V3.4)

Uzunca bir süredir film izlemediğimden aslında yazmam gerekenlerin sayısında bir artış olmadı; ama yine lokasyon değişimi ve ofis saatlerini içeren bahanelerim var. Neyse kafanızı ütülemeyeceğim. Siz kısaca Umur o kadar tembel bir herif ki önce film yazılarını 400 kelimeye düşürdü, şimdi de aynı miktarda kelime ile dört film birden yazı yazmaya çalışıyor deyiverin arkamdan. Bunun sonu kapsül yorumdur. Bekle Nick Davis, geliyorum! Ama ben favori eleştirmenime kavuşana kadar siz uzun uzun konuşmayı anlamsız bulduğum yapımlarla oyalanın bakayım. Hadi sağ ayakla…

THE MISEDUCATION OF CAMERON POST

Gay dönüştürme terapisi denilen deli saçmasının belli bir yaş aralığındaki kurbanlarını anlatan aynı adlı romandan uyarlanmış The Miseducation of Cameron Post. Hem bir önceki uzun metrajlısı Appropriate Behaviour, hem de bu sene başlayan dizisi The Bisexual sebebiyle hayranlık duyduğum Desiree Akhavan’ı barındırmakta kamera arkasında. Ama Akhavan’a karşı hissettiklerim tek başına filmi kurtarmaya yetmiyor. Politik anlamda tek bir hata içermeyen ve anlattığı hikâyeye, insanlara sahip çıkan bir film olsa da klasik büyüme öykülerinin klişelerinden bilezik yapıp gözümüze sokuyor yeni gelin gibi. Ebeveynlerin kanadına geçip “Sizi anlamadıkları için böyle davranıyorlar.” dememesine amenna. Ancak romanının da benzer bir tekdüzeliğin kurbanı olarak gördüğümden ekleyecek pozitif cümlelerim eser miktarda. [B-]

THE LAND OF STEADY HABITS

Bağımsız sinemanın taçsız kraliçelerinden Nicole Holofcener tarafından uyarlanıp yönetilmiş The Land of Steady Habits, Netflix’in sezona sessiz sedasız bıraktığı filmlerden bir diğeri. Başrollerinde çok sevdiğimiz iki karakter oyuncusu, Ben Mendelsohn ve Edie Falco’yu barındıran yapım, biten bir evliliğin ardından iki yetişkinin mutluluğun peşinde peşi sıra koşuşunu konu alıyor. Fakat bu ilişkinin tesiri iki taraf için de farklı olduğundan, yeni hayatlarına yaklaşımları da fazlasıyla farklı. İşin içerisine ortak sosyal çevreleri, sorunlu bir evladı ve birbirini suçlamaktan asla vazgeçemeyen hâllerini de ekleyince alışık olduğumuz anlatı az da olsa renkleniyor. Yalnız The Land of Steady Habits’in seyircisini kaybettiği kısım biraz da bu monotonluk. Masaya yeni bir şey getirmemesinde sıkıntı yok; fakat öykünün kırılma noktası ikna edici olmaktan epey uzakta. Absürt tercihlerine inanabilmek için de efor sarf etmeye pek yeltenmiyor. [C+]

FREE SOLO

Daha önce de söyledim, yine söylüyorum; daha büyük bir ölçeğe taşınmayan, kişisel kalan belgesellerle pek aram yok. Free Solo da amaçsızlıktan ne yapacağını şaşırıp, herhangi bir yere iple bağlanmadan bir taşı tırmanmayı kafaya takmış dağcısıyla öznellikte çığır açıyor. O kadar takıldım ki Alex Honnold beyefendinin motivasyonlarına, açıkçası bir film olarak değerlendirirken sıkıntı çekiyorum Free Solo’yu. “Neden?” sorusunu defalarca ekrana yönelttikten sonra da bu adam o taşı çıkmış, yok efendim ayağı kaymış, bacağı kırılmış, karavanda yaşamış pek anlamı kalmıyor. Realistlikte dünya markası bloggerınız olarak sefaleti bile isteye seçmiş bu adamcağızın deli cesaretiyle atladığı macerayı da sadece bir iki manzara görürüm, güneşin gökyüzündeki renkleriyle oyalanırım diye tamamladım yani. Bir de belgeseli çekenlerin sonunu bilmedikleri bir şeyin kollarına atlamasını heyecan verici buldum sanırım. Ne de olsa daha ilk deneyişte yere çakılıp iç organlarıyla bir şov da yapabilirdi bu adam, değil mi? [B-]

TEA WITH THE DAMES

Graham Norton’ın teşrif etmediği, Pazar günü çay saatinde ekrana gelebilecek bir BBC prodüksiyonu tadında Tea with the Dames. Dört efsane aktris (Maggie Smith, Judi Dench, Eileen Atkins, Joan Plowright) bir buçuk saate yakın bir süre boyunca kariyerinin dönüm noktalarını konuşuyor. Daha doğrusu dünyanın tanıdığı starlara dönüşmeden önce, bilhassa tozunu yuttukları tiyatro sahnelerinden hatıralar serpiştiriyorlar önümüze. Dame Maggie’nin üstün mizahi kabiliyetleriyle direksiyona geçmesi sayesinde epey değerlenen belgeselin en büyük noksanı daha büyük bir mesaja, tavsiyeye yelken açmaması. Ne bileyim yaşlanmak üzerine daha fazla konuşmalarını, kariyerleri üzerinden sektörde kadın olmak üzerine bir noktaya varmalarını ve bu yola baş koymuş olanlara ufak tefek tavsiyeler bırakmalarını bekledim finale kadar. Ama ne yazık ki dört eski dostun hasret gidermesinden öteye gidemedi Tea with the Dames. Çayım soğudu, yaprakları da kursağımda kaldı. [B-]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.