Triple Frontier

Triple Frontier

Yönetmen: J.C. Chandor | Oyuncular: Ben Affleck, Oscar Isaac, Charlie Hunnam, Garrett Hedlund, Pedro Pascal, Adria Arjona, Hakeemshady Mohamed, Reynaldo Gallegos, Sheila Vand, Madeline Wary | Senaryo: Mark Boal, J.C. Chandor | 125 dakika | Aksiyon, Macera, Suç

Kötü bir Counter Strike cosplayi olarak bile değeri bulunmayan Triple Frontier, yanlış hatırlamıyorsam The Hurt Locker’dan sonra Kathryn Bigelow’un sıradaki filmi olacaktı. Yaklaşık bir dekattır adını sayıkladığımız Mark Boal senaryosu Johnny Depp, Will Smith ve hatta Casey Affleck’li varyasyonlarla film sitelerinin haber sayfasına konuk olsa da sonunda J.C. Chandor – Oscar Isaac eşleşmesiyle hayata geçti. Netflix’in hakkında pek de bir şey zikretmeye değmeyeceğini bildiği için sessiz sedasız seçkisine eklediği yapım temelinde o klasik “son vurgun” hikâyesini içermekte. Eskiden Özel Kuvvetler’de çalışmış beş askerin paraya para değil, tuğla diyen (ince espri) karteli soyması ve sonrasında verdikleri hayatta kalma mücadelesinin akla gelebilecek en klişe yollarla anlatıldığı, kaba tabirle vurdulu kırdılı bir film olarak da tanımlanabilir. Adını Paraguay, Brezilya ve Arjantin arasındaki, üç ülkenin sınırının kesiştiği yerden olan bu ucuz aksiyonun bana son iki J.C. Chandor filminde hissettiklerimi tekrarlatması bir tesadüf değil sanırım. Proje seçimlerindeki motivasyonlarını anlamakta büyük güçlük çektiğim Chandor’ın insan evladının gözünü karartan hırs ve açgözlülük üzerine yazılmış en kötü tekstle çalışmak istemesini çözebilen varsa beri gelsin. El değmemiş bir doğada manzara eşliğinde hiç de umursamadığımız bir yolculuğa bizi davet eden Triple Frontier’in vermek istediği kafası karışık mesajlar o kadar mıymıntı bir formda dile getiriliyor ki Chandor’dan önce bu senaryoyu es geçenlerin kararlarının arkasında ne yattığını daha iyi anlıyoruz. Ara ara Migros VCD sepeti benzetmeleriyle hakkını teslim ettiğim o havuza da ait denebilir Triple Frontier için. Çünkü elinde şekil vermeye yetecek bir hamur da olmamasına karşın, üçüncü boyutunu eklemeyi unuttuğu yarım deste ana karakterle boğuyor izleyiciyi. Bu beylere canavar mı desem, aziz mi ikilemini finale kadar taşıması da cabası. Eminim sizler de izledikten sonra uzunca bir süredir belli bir kalibrenin üzerindeki projelerde böylesine büyük bir bilinçsizliğe rastlamadığımızı kabul edeceksiniz. Kelle paça yaptıkları soygun, Amerikan askerinin PTSD temalı merhameti ve o Gerçek Kesit üretimi finali ile hakkında yapılan bütün ağır eleştirileri hak ediyor kısacası Triple Frontier. Benim üzüldüğüm, Hollywood’un hâlâ Oscar Isaac ile ne yapacağını bilememesi. Star Wars bağıra bağıra eşcinsel ilan edemiyor, bağımsız sinema Llewyn Davis’ten beri yetenekli aktöre rol bulamıyor. Adamcağız son 5 senedir serseri mayın gibi oradan oraya dolaşmakta. Bir de tüm bu acılarımın üzerine yetmezmiş gibi acaba Bigelow’un önceki milliyetçi güzellemelerini izlesem bu samimiyetsizlik beni hazırlıksız yakalar mı diye düşünmeye başladım. O yüzden gördüğüm iki yeşil ağacın ve eşsiz tabiat görüntülerinin hatırına Triple Frontier’a kafa yormayı burada sonlandıracağım. Netflix’e gelen orijinallerin büyük bir çoğunluğu kötü diyenleri haklı çıkaracak aymazlığı da ergenlik yıllarını henüz ülkenin yarısı Macbook Air kullanmazken internet kafelerde sürünmüş orta okul öğrencilerine adıyorum.
Fesat Mukayese: I Love You, Man > Triple Frontier

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.