#PrideBoy: Tangerine

#PrideBoy: Tangerine

Yönetmen: Sean Baker | Oyuncular: Kitana Kiki Rodriguez, Mya Taylor, James Ransone, Mickey O’Hagan, Karren Karagulian, Alla Turmanian, Louisa Nersisyan, Arsen Grigoryan, Ian Edwards, Scott Krinsky, Clu Gulager, Josh Sussman, Ana Foxxx, Chelcie Lynn, Jason Stuart | Senaryo: Sean Baker, Chris Bergoch | 88 dakika | Komedi, Drama, Suç

Zamanında sadece iPhone ile çekildiği için gündeme gelen Tangerine, mucize muamelesi görmüş The Florida Project’in yönetmeni Sean Baker’ın bir önceki uzun metrajlısı. Yönetmenin belgesel ile kurgusalı tek potada eritme yeteneklerini Starlet’in kusuruyla güzel dünyasında da fark etmek mümkün. Ancak California sokaklarının altını üstüne getirmiş Tangerine adındaki şamataya duyduğum hayranlık bambaşka. Ve hatta Noel arifesine tezgahını kurmuş filmin göremediği ilgiye dair kızgınlığım Brooklynn Prince’in varlığına tahammülümü bile zorlaştırmış olabilir itirafında bulunayım istiyorum yeri gelmişken. Tabii bizim konumuz belli. Bu sebeple tamamen 2015 tarihli yarı başyapıta odaklanacağız bugün. Cinsel kimliğin sınırlara tabi tutulmaması gerektiğini en geleneksel olmayacak yoldan anlatan Baker, yarattığı evrenin merkezine transseksüel karakterleri yerleştirmiş. Bir gün canının çıkmasını umut ettiğimiz toplum tarafından hiçbir yere sığdırılamadığı için fahişe olmaya itilen Sin-Dee ve Alexandra’nın bu meslekle bir alıp veremediği yok neyse ki. Fakat ihaneti mazot olarak kullanan kovalamacasında özürü hakaret sayarak var olmanın perdeden/ekrandan taşan bir enerjisi mevcut. Tangerine her şeyden önce sloganlarını pankartlara yazmayan, politik bir film. Ve masal kavramını tersyüz edip hayatın tüm çıkmazlarına karşı kendi kurallarıyla oynayan kadınların nefes almalarının bile en gösterişçi politik duruştan daha etkili bir ifade olduğu konusunda ısrarcı, ki tedirgin realistliğinin köşelerini et kesip kan akıtacak kıvama getirebilmesi de bu sebepten. Zaten kameranın arkasında böyle bir mantalite varken de menüye ne koysanız yolunu buluyor. Neyse ki Baker basit anlaşmazlıkların arasına sığdırdığı kaosunda senaryoyu da tamamen serbest bırakmamış. Uzaktan pek görkemli gelen bir şehrin karanlıkta kalmış yüzüyle vals edip ABD’de göçmen olma deneyiminden giriyor, adalet sisteminin sosyal tezahürünü somutlaştırmaktan çıkıyor. Hakikat ile her daim bir meselesi var Baker’ın, zaten onu izlediğimiz her filmiyle anlıyoruz. Ancak arasına karıştığı kalabalığı gerçekten anlayabildiği tek işi Tangerine gibi bir iddiam da mevcut. Bu bir türlü sonuca varılmayan koşuşturmacada tüm çirkinliklerden, taşların tamamen yerine oturduğu bir komedi çıkarması ve hele ki bunu bize galaksiler kadar uzak duran bir görüş alanında gerçekleştirmesi takdire şayan. Yalnız marifetini sadece kalemini batırdığı mürekkebin içerisinde yer alan, görüşünün ürünü kırıntılara bağlamıyorum. İşgal ettiği yaşam alanının kendi inşa ettiği kültüre, öyle ya da böyle, hakim. Bunun farkına müzik kullanımında, kimi zaman direksiyonu iki başrol oyuncusuna (Kitana Kiki Rodriguez ve Mya Taylor) devretmesinde varabiliyorsunuz. Filmine monte ettiği her parçanın birleşme noktası olan buluşma sahnesi ve arkasından gelen az söz, çok iş kabuğuna çekilmiş finaliyle de devasa pastasının üzerine taze meyvesini konduruyor. Ben inatla, suratıma The Florida Project övgüsü bırakılan her yerde, sanki illa bir karşılaştırma yapılması gerekiyormuş gibi Tangerine önermelere devam edeceğim. Çünkü toz kondurmadığımız egolarımızın bir yerlerinde transfobiden izler olma ihtimali ve bunun da Baker’ın kameraya aldığı insanlara haksızlık olarak geri dönmesi bir sinema sevdalısı (azıcık ucundan da koltuğa yapışmış kuir bir aktivist) olarak beni ziyadesiyle üzüyor.
Fesat Mukayese: Tangerine > Söyletmeyin beni, son cümleleri okuyun işte…

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.