Tales of the City (Biraz 1. biraz da 4. sezon)

Tales of the City (Biraz 1. biraz da 4. sezon)

Yaratıcılar: Lauren Morelli (uyarlama), Armistead Maupin (roman) | Oyuncular: Laura Linney, Ellen Page, Paul Gross, Murray Bartlett, Charlie Barnett, Garcia, May Hong, Olympia Dukakis, Barbara Garrick, Ashley Park, Christopher Larkin, Zosia Mamet, Victor Garber, Jen Richards, Daniela Vega, Luke Kirby, Molly Ringwald | 60 dakika | Netflix

Esasen Tales of the City, 1993 yılında startını vermiş ve dönemin at gözlüklü ikliminde “aşırı” bulunduğu için hemen yayından kaldırılmış bir proje. Daha sonra 1998 ve 2001’de öykünün devamı bir şekilde getirilmiş. Ancak kökü kuir, hiç kimsenin boyunduruğu altında olmamak için verdiği dişli mücadeleyle nam salmış hikâye, henüz yuvasına kavuşabilmiş gibi hissettiriyor Netflix çatısı altında. Birkaç mühim detayı öğrenerek başına oturulabilecek (ben öyle yaptım) serinin önceki instalasyonlarına sevmelere doyamadığımız streaming servisinden ulaşabileceğinizi de ekleyeyim. Ama tabii bugün konumuz küllerinden doğurulan, bugüne göre güncellemesi yapılan 2019 modeli. Orijinal kadrodan Laura Linney, Olympia Dukakis, Barbara Garrick ve Paul Gross’u barındıran San Francisco güzellemesi, her renkten LGBTQ+ kimliğin buluştuğu bir evi anlatmakta. Ev sahibesi trans bir birey olan 28 Barbary Lane, zaman içerisinde her yerinden gökkuşağı manzarası fırlayan bölgenin önemli muhitlerinden biri olmuş. Startı da Mary Ann’in (Linney) 23 yıl sonra bolca güzel anı biriktirdiği bu gerçek olamayacak kadar güzel eve dönüşüyle veriyoruz. Tabii iş transı, geyi, lezbiyeni, biseksüeli, iki cinsiyet kalıbının dışındaki bireyleri gösterip güne ayak uydurmaktan ibaret olamayacağı için bir takım ek hadiseler de monte edilmiş nostalji trenine. Mary Ann’in hiçbir şey söylemeden terk edip gittiği yarım aile, hayatında sürekli gün yüzü görmek için içeriden tırmalayan bencilliğinin geçidi olarak arz-ı endam eyliyor. Bunun yanına herkese kol kanat germiş Anna’nın (Barbary Lane’in sahibi; Dukakis) nispeten karanlık geçmişi de eklenmiş. Hatta Daniela Vega’lı bir bölüm var ki pembe dizi tonuna rağmen eğiticiliğiyle transseksüel bireylerin toplumda var olma çabası hakkında üzerine çokça cümle sarf edilmemiş bir perspektifi incelemeye koyuluyor. Yalnız şu “pembe dizi” vurgusuna geri dönmek şart. Açık hava süsü verilmiş stüdyo ortamına demir atan dramaların şanı ne yazık ki pastel renkli duvar kağıtları kadar yapay duygular üretmesiyle sınırlı. Tales of the City de kendi klanının sorunlarından bihaber izleyiciyi bile ehlileştirecek cephelerine rağmen aynı sığ denizlerde yüzüyor bazı bazı. Katarsisleri, ikili savaşları ve küçük bir ifşayla zenginleştirmeye gayret gösterdiği finali anca hafta içi her gün oynayan bir Kolombiya dizisi kadar gerçek hissettiriyor. Sadece enklüzyonu her şeyin üstünde tuttuğumuz şu zaman aralığında neredeyse tamamı kuir oyunculardan oluşan bir kadro ile talim etmesi kırmızı kurdeleyle pekiyiyi armağan etmelik. Dolayısıyla bu kadar kusur kim de yok ki diyerek geçiştirmek can yakmıyor.
MVP: Daniela Vega (Ysela)

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Murat

    Yer yer The Big C havası aldım ben bu diziden. Laura Linney’in etkisi çok büyük sanırım bunda. (burada çok itici olmasından bahsetmiyorum bile) Queer as Folk, The L World, Looking’den önce var olan bir hikayeyi yeni keşfettiğim için de biraz utanç içindeyim. Tüm kusurlarına, lgbti+ cenahından çok ağır eleştiriler okumama rağmen çok abartılmadan izleyip geçebileceğimiz bir mini dizi olduğu kanaatindeyim. Toplumsal ahlak ve aile kutsallığının bir trans kadın etrafında örülmesinden dolayı çok mutlu olduğumdan dolayı kötü bir uyarlama olduğu yorumlarını görmezden gelebilirim herhalde.

    Bu arada teşekkürler ilk defa burada görüp izlemiştim diziyi ^^

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.