#OB10: Son 10 Yılın En İyi 10 TV Performansı

#OB10: Son 10 Yılın En İyi 10 TV Performansı

Oscar Boy’un 10. yılı hatırına yaptığım listelerden Son 10 Yılın En İyi 10 Performansı‘na @selinnozcelik, “Bunun bir de TV versiyonunu yapmalısın bence.” deyince yazıyı yazarken de içime düşen acabayı cevaplayayım istedim. Evet efendim, övmelere doyamadığım, altın çağındayız dediğim televizyonun son 10 yıl içerisinde yayın hayatına başlamış dizileri üzerinden hadsizce performansları sıralayacağım izninizle. Yine ilk bölümünün yayın tarihi 21.09.2009 öncesine denk düştüğü için Mad Men, Community, Breaking Bad, Parks and Recreation, Nurse Jackie, United States of Tara ve 30 Rock gibi yapımları değerlendirmeye alamadım ne yazık ki. Son 10 Yılın En İyi 10 Dizisi‘ni hazırlarken de bu kurala uymaya dikkat etmiştim. Filtreli Top 10’umla karşınızdayım kısacası. Hazırsanız, van tu tri foro:

Bonus: TITUSS BURGESS
Unbreakable Kimmy Schmidt (2015 – 2019) – Netflix

Listeyi hazırlarken bonus haricinde tek bir erkeği sıralamaya sığdıramamış olmam ne anlama geliyor bilmiyorum ama Andy Cohen’i kendi programında kışkışlamış Tituss Burgess’i erkek, kadın ya da başka bir etiketle de sınırlandırmaya gerek yok zaten. O bir diva, o keşfedilmemiş bir star, o bir Andromedon! Tina Fey’in 30 Rock sonrası komedi bizim işimiz dedirten fikriyle semaya erdiği Unbreakable Kimmy Schmidt, dört senelik yolculuğunun sonunda azıcık yorgun düştü; ama o anları bile kurtarmaya yetecek bir karakter armağan etti televizyon tarihine Burgess. Peeno Noir, Boobs in California, Lemonade parodisi münferiden konuşulup baş tacı edilmeye müsait elbette, ama haricinde tek cümle ya da mimikle sonu gelmeyen kahkahalar sağdığı da unutulmamalı. Umuyorum çok geçmeden başka bir şovla ekranlara geri döner. Bu arada… Dfwan’ı hatırlayan var mı?


Bir bonus daha: LENA HEADEY
Game of Thrones (2011 – 2019) – HBO

Topluca televizyon izleme ritüelimizin son neferi, ayrıca altın çağda ölçek artırarak TV endüstrisinin ayarıyla oynayan Game of Thrones’tan birinin adını anmasam olmazdı. Emilia Clarke ve Kit Harington uzun yolculuğumuzun büyük bir kısmını kalası kıskandıracak performanslarıyla  rezil rüsva ettiler ama neyse ki bu iki “Nasıl başrolü aldılar?” sorusunu sorduran yıldıza karşılık (gerçi Harington’ın sona doğru biraz toparladığını inkâr edemiyorum) tonla da yetenek doluydu epik HBO dizisinde. Ensest ilişkisi, şeytandan bozma oğlunu yemlemesi, Starklar’a duyduğu anlamsız haset ve düşmanlığa rağmen Cersei Lannister’ı seyircinin nezdinde sevilebilir kılabilen Lena Headey bu isimler arasında en çok öne çıkanıydı. Çünkü nefret edelim diye yaratılmış bir karakteri öyle keyifle oynadı ki, Cersei’nin motivasyonlarını boşverip önünde el pençe divan durduk. Ah keşke karanlık hiç çökmeseydi de Yedi Krallık’ın anasını belleseydi Headeymiz.


10. RACHEL BLOOM
Crazy Ex-Girlfriend (2015 – 2019) – The CW

The CW’nun fırsat eşitliği atılımında Jane the Virgin ile bir sene arayla ekrana gelip kelli felli networkleri tek azınlık siyahiler değil diyerek eğiten Crazy Ex-Girlfriend’in başrolü kalbimden daha beyaz Rachel Bloom’a emanetti, biliyorum. Kaldı ki dizi de onun ellerinden çıkma… Broadway aşkıyla yanıp tutuşan ve Ryan Murphy’nin fabrika üretimi Glee’ye “Müzikal öyle değil, böyle olur.” mesajı gönderen yapım her renkten insanın yer aldığı Crazy Ex-Girlfriend, California’nın West Covina adındaki bir parçasını mesken edinmişti kendine. Ancak bu beyaz kızın New York’ta fenalık geçirip asırlar öncesinde yaz kampında gönlünü verdiği oğlanın peşinden koşma öyküsü Filipinli aileyle, klasik romantik komedi normlarına uymayan çiftleriyle kavruldu. Orkestranın başındaki Bloom da her bir parçasına çılgınca emek verdiği diziyi öyle güzel yönetti ki… Ayrıca kişisel mental buhran tarihimin en karanlık dönemine de güneş gibi doğdu bu hanım. Hâlâ düştüğümde tüm neşesiyle şakıdığı şarkıları dinleyip kendime geliyorum.


9. ILANA GLAZER
Broad City (2014 – 2019) – Comedy Central

Listenin zirvesine uzarkan esaslı komedi dehaları var aslında ama önceki jenerasyonundan Tina Fey, Amy Poehler, Maya Rudolph gibi isimleri de bir kenara alırsak Ilana Glazer’ın geleceği pek parlak geliyor, sıradaki büyük “şeymiş” gibi geliyor bana. Broad City’nin de ne yalan söyleyeyim çok stabil bir TV yolculuğu olmadı. Ilana ve sahneden internete, oradan da televizyona taşınan projesindeki yol arkadaşı Abbi Jacobson, şanla şöhretle tanışınca konuk oyunculara abanıp yollarını şaşırdılar. Ama tüm bu süreç boyunca değişmeyen tek şey, Glazer’ın olağanüstü komedi performansıydı. Gülmediğim tek bir repliği, absürtlük derecesinde tavan yapmasına karşılık iyi bir reaksiyon vermediğim tek sahnesi yok. İşin içerisinde çılgınca bir doğaçlama durumu olduğunu da bildiğimden daha da yükseliyorum tabii Glazer’ın Broad City’deki kurgusal karşılığına. Tam zamanında, hatta belki de biraz geç, bittiği için mutluyum. Fakat bu ara sıra Glazer’ın “I bike”, “I shit” ve “I rich” gibi klasik şarkılarını dinlemeyi özlemediğim anlamına gelmiyor.


8. MAGGIE SMITH
Downton Abbey (2010 – 2015) – ITV

Yoluna bir mini dizi olarak başlayıp çok tutunca devamı gelen ve hatta şimdi sinema filmi olarak da karşımıza çıkan Downton Abbey’nin de bendeki yeri ayrı. Londra yılımda etrafımdaki yaşlı Brit teyzelerin bir önceki gece oynamış yeni bölümle ilgili kritiklerini duymamak için üstün bir çaba gösteriyordum. Ama bu süreçte de hangi sezon çekiştiriliyorsa çekiştirilsin kulak misafiri olduğum sohbetlerin ortak noktasının hep aynı olduğunu gördüm: Dame Maggie Smith. Ulusal hazine kavramının sözlük karşılığı Smith için komediyle vals ettiği Violet Crawley’i canlandırmak eminim pek kolay olmuştur. Ama ne fark eder ki? Cepten yese bile karşımızdaki Maggie Fuckin’ Smith. Zanaatinin zirvesinde ele güne meslek öğretiyor. Torununu kaybettiği bölümde sırtıyla oynamasından mı bahsedelim, yoksa “Hafta sonu mu? O da nesi?” repliğini servis edişindeki pür zekâsından mı? Çok şanslıyız, tek bildiğim o. Dünya üzerindeki en yetenekli aktrislerden biri varını yoğunu bilmem kaç hafta boyunca önümüze koyuyor ve bütün müşkülpesentliğimizle tüketebiliyoruz üstün performansını. Bak bak, gaza geldim! Oturup tekrar mı izlesem Downton’ı?


7. CLAIRE FOY
The Crown (2016 – 2017) – Netflix

Bir İngiliz’den diğerine geçeceğiz şimdi… The Crown’ın böylesine çok konuşulması ve izlenmesinin sebebi bütün dünya olarak kraliyete duyduğumuz ilgi (bir de merak tabii), göz boyayan setler, kapalı kapılar ardında olup bittiğini bilmediğimiz mini skandallar ve Peter Morgan’ın üstün kalemi, orası kesin. Ancak endüstriye bir yıldız armağan eden kasting çalışması ve tabii ki Claire Foy’un payı da bence oldukça büyük. Artık Queen Elizabeth dediğimizde tek mimik ve aynı çanta tutuş biçimiyle binlerce etkinlik gezinmiş esas kraliçe değil, Claire Foy geliyor aklımıza. Bu ailenin bir parçası olması sebebiyle herkesten farklı yetiştirilmiş, gelenekler sağolsun dünyada ne olup bittiğinden uzunca bir süre habersiz kalmış, halktan kopuk, bütün heveslerini ve hayal kırıklıklarını uzunca bir süre pek de yolunda gitmeyen bir evliliğe gömmüş Elizabeth’i ondan daha iyi kim canlandırabilirdi onu da bilmiyorum artık. Kime teşekkür etsek? Varlığıyla bizi kutsadığı için Foy’a mı, onu bulup karşımıza getiren The Crown yaratıcılarına mı? Kafamızda deli sorular… Kolayca sevemiyoruz.


6. REGINA KING
American Crime (2015 – 2017) – ABC

Surprise, meat tuckers! Evet hanımlar beyler, bilenler bilmeyenlere anlatsın; henüz Regina Kingimiz, If Beale Street Could Talk ile televizyondan yolu geçmeyenleri hayran bırakmamış iken biz Southland’ten, The Leftovers’tan, Seven Seconds’tan mütevellit kapısında aşkımızdan diz çöküp tövbe istiyorduk. Yalnız American Crime’da rol arkadaşları gibi her sezon bambaşka bir karaktere can veren King’in her repliğiyle vaaz veren Viola Davis’i kenara iterek, şu an çalışmakta olan en iyi siyahi aktris benim bayrağını çekmesinde başka bir tat var. Sosyal hizmetler görevlisi, inanç kuyusuna düşmüş bir abla ve evladının hatalarını kapatmak için her şeyi göze alan bir anne olarak ayrı ayrı acısını tattırdı izleyiciye. Ve her birinde de o incelikli, iyice düşünülmüş, dört başı mamur performanslarla büyüledi bizi. Üzerine diyecek bir şey yok? Regina King televizyonun kraliçesi ve bizler de itaatkâr köleleriyiz. Bitti!


5. CATHERINE O’HARA
Schitt’s Creek (2015 – ) – Pop

Listede hâlâ devam etmekte olan tek dizi, komedi duayeni Catherine O’Hara’ya ait. Dizileri ilgilendiren #OB10 yazımda televizyondaki en iyi kuir reprezentasyonu bu dizide diye uzun uzun anlatmıştım, o yüzden direkt dizinin esas yıldızına geçmek istiyorum. Bugüne kadar sayısız projede birlikte çalıştığı Eugene Levy ile karşılıklı döktüren O’Hara, bu hayali kasabanın en uçuk, en gerçekten uzak karakterini canlandırıyor. Gözden düşmüş, son baharını da tamamlayıp kışa geçmiş, unutulmuş bir aktris. Yalnız Jenna Maroney ile yarış edecek kaprisleri, egosu ve narsizmine rağmen daha insani bir tarafa sahip. O da ufak nüanslara duygularından tamamen arındırılmış bir kadın olmadığını sığdıran Catherine O’Hara sayesinde. Kelimelerini uzatıyor, kasaba ahalisine kök söktürüyor, ev ortamında her türlü öncelik için çocuklarını bile çiğniyor ama en nihayetinde disfonksiyonel ailesinin annesi olduğunu asla unutturmuyor.


4. LAURA DERN
Enlightened (2011 – 2013) – HBO

Bir “Siz daha ananızın karnında bezelye tanesi iken” çıkışı da Laura Dern için gelecek izninizle. Citizen Ruth ve tabii David Lynch ile ortaklıklarından sebep vurulduğumuz aktris, Wild’tan beri resmen kariyerinin zirvesini yaşıyor. Big Little Lies, The Tale, hatta şimdi de Marriage Story… Ancak dikkat ederseniz bu fitil ateşlenmeden sadece bir yıl önce Enlightened adında HBO tarihinin en iyi dizilerinden biriyle ekranlarımızı şereflendirmişti Dern. Amy Jellicoe’nun pilot bölümdeki sinir harbi herkesin aklında kalan esas gösterişli an olsa da ben finale yaklaştıkça Dern’ün fiziksel oyununda endişenin yerini o aktivistliğe has cesaretin alması, ben doğru bir şey yapıyorum ve endişelenecek hiçbir şey yok diyen postürüyle hatırlayacağım muazzam oyununu. Gelmiş geçmiş en ikonik TV karakterlerinden birini yarattığı için de teşekkürlerimi dile getireyim. Unutmayın ki etiketler, heştegler yeni yeni filizlenirken #Justice4AmyJellicoe diye sızlanıyorduk.


3. JULIANNA MARGULIES
The Good Wife (2009 – 2016) – CBS

Pardon da… Yedi sezon boyunca, tamı tamına 156 bölümde, bir kez bile senaryo başka bir oyuncuya ağırlık vermezken performansının kalitesini sonuna kadar devam ettirme becerisine kaç aktris sahip ki? Christine Baranski’si, Josh Charles’ı, Alan Cumming’i, Archie Panjabi’si… Evet, CBS’in şu aralar The Good Fight isimli bir spinoff ile ekrandaki yolculuğuna devam eden dizisinin döktüren oyuncusu çoktu. Ancak Alicia Florrick’in yedi yıl boyunca gözlerimizin önünde aldığı yol ve Margulies’in bunu yorumlayış biçimi, gerçekten paha biçilemez bir karakter çalışması formuna getirdi bu ekran efsanesini. Yine aklımızdan bir sahne bırakacak olursam yazıya, topluca beşinci sezondan 5, 10, 15’i ve tabii Margulies’in çamaşır makinesi başındaki boğaz düğümleyen isyanını seçebilirim.


2. FRANCES MCDORMAND
Olive Kitteridge (2014) – HBO

Zirveye koymayı da aklımdan geçirdiğim Frances McDormand, Three Billboards adındaki kepazelikle ödül sezonundan şahane teşekkür konuşmaları biriktirdi sağolsun bizlere. Ancak Olive’in Frances, Frances’ın Olive olduğu performansı daha yetkin, daha donanımlı geliyor bana. Şu sıralar orijinal romanın yazarı Elizabeth Strout tarafından “Olive, Again” ismiyle hikâyenin devamı getirildiği için acaba dizisi çekilir mi diye merak etmiyor değilim. Ah keşke Frances McDormand geri dönse, piyasadaki bütün ödülleri bir kez daha toplasa ve çoluğa çocuğa oyunculuk nasıl icra edilir onu gösterse. Olive Kitteridge kadar etli roller biliyorum kolay kolay çıkmıyor elli yaşını geçmiş aktrislerin karşısına ancak McDormand da hiç elini korkak alıştırmamış. Dört mevsimi ayrı ayrı yaşatan mini dizide kameranın kör noktalarından izleyicisine yumruklarını savurup karakteri bütün duygu muhasebesiyle birlikte hissettirmiş.


1. JULIA LOUIS-DREYFUS
Veep (2012 – 2019) – HBO

Küçük yaşta aileden gizli Cine5’te izlenen Seinfeld, cnbc-e yıllarında kendisiyle hasret giderme fırsatı yakaladığımız The New Adventures of Old Christine ve bu olağanüstü kariyerin en değerlisi, en kıymetlisi Veep. Julia Louis-Dreyfus’un her dekata sığacak bir adet ikonik performansı var ama Selina Meyer artık zirvede tek başına olduğunun ve henüz yanına gelebilecek kalibrede birisinin yetişmediğinin en büyük ispatı. O yüzden d‘uh kere d’uh bırakmak istiyorum son 10 yılın en iyi 10 TV performansı sıralamasında aldığı yere. Biliyorum Emmy’de defalarca favorilerinizin canını yaktığı için kalbiniz kırık, biliyorum politikanın temelinde salakça bir oyun olduğunu bilmeyenlere Veep’in konusu çok sıkıcı geliyor; ama JLD’nin oyunculuğu bunların çok ama çok üzerinde. O yüzden bitmiş olmasına bakmıyoruz, sadece 2010’ların değil televizyon tarihinin en iyisi olmaya aday bir rol kabiliyeti için Veep’i ziyaret ediyoruz. Beğenmeyen ne yapmıyor? Küçük oğluna almıyor!


Buraya başka kimler sığabilirdi? Michael McKean (Better Call Saul), Matthew Rhys (The Americans), Justin Theroux (The Leftovers), Michael Sheen (Masters of Sex), Gabriel Byrne (In Treatment), John Turturro (The Night Of), Billy Bob Thornton (Fargo), Olivia Colman (Broadchurch), Miranda Hart (Miranda), Phoebe Waller-Bridge (Fleabag), Jodie Comer (Killing Eve), Anna Faris (Mom), Constance Wu (Fresh Off the Boat), Laurie Metcalf (Getting On), Laura Linney (The Big C), Maggie Gyllenhaal (The Honourable Woman), Melanie Lynskey (Togetherness), Keri Russell (The Americans), Monica Potter (Parenthood) ve Debra Lawrance (Please Like Me). Ama olmadı, olmadı. Şimdi o bir dadı!

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Metin

    Keşke olsa: Jessica Lange (AHS ve Feud), Allison Janney (Masters of Sex -bence orada Mom’dan daha iyiydi), Sarah Paulson (American Crime Story), Riz Ahmed (The Night Of)…

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.