Standing Up, Falling Down

Standing Up, Falling Down

Yönetmen: Matt Ratner | Oyuncular: Billy Crystal, Ben Schwartz, Eloise Mumford, Nate Corddry, Grace Gummer, John Behlmann, Jill Hennessy, David Castañeda, Debra Monk, Kevin Dunn | Senaryo: Peter Hoare | 91 dakika | Komedi, Drama

Çöpe atılmış gibi hissettiren 15 ay ve üstüne gelen korona krizi yüzünden 2020 sinema yılına girişi Mart ortasında bir VOD filmiyle yapmak varmış. Parks and Recreation’ın Jean-Ralphio’su Ben Schwartz ile hangi zaman aralığında karşınıza çıkarsa çıksın nostaljik hissettiren komedyen Billy Crystal’ı buluşturmuş Standing Up, Falling Down klasik bir “beklenmeyen dostluk” öyküsü. Stand-up kariyerinde başarısız olunca baba ocağına geri dönmek zorunda kalan, Z jenerasyonundan miras anksiyetesiyle hayatının hangi yöne gittiğini anlama gayretindeki esas karakterimiz Scott, bir barda benzer bir kargaşayı hayatının son çeyreğinde yaşayan Marty ile tanışıyor. Pisuvar, kötü sarhoş şakaları ve derbeder olabilirim ancak biz hayat okulundan mezunuz imajı veren replikleriyle tanışmanın yaşandığı kısa bir tuvalet karşılaşması üçgeninde start aldığı için, zaten filmin hangi yöne sapmak istediğini gayet iyi anlıyoruz. Kadınlar, erkeklerin dünyasında sadece “sebep” olarak kullanıldığı ve herhangi dişe gelir bir diyalog teslim edilmediği için tek taraflı perspektifinde aynı şeyleri mırıldanıp duruyor film. Aldatmaya ihtiyaç duyduğu için değil âşık olduğu için bir başka kadına giden ve çocuklarını terk eden baba figürü bir yanda, eski kız arkadaşını saplantı hâline getirip geçmişte yaşamaya ant içmiş oğlumuz diğer yanda. Yani gönül istiyor ki, kendi jenerasyonlarının elle tutulur komedyenleri (tamam ikisi arasında klasman farkı olduğunu ben de kabul ediyorum) bir araya gelmişken zekice diyaloglarla hayat denilen koca tiyatroyla ilgili hem güldüren, hem de kalbe dokunan bir şeyler çıksın. Ama hayır, film bütün fırsatları kaçırmakta o kadar ısrarcı ki konsept olarak ele aldığı, bu hayatı enkaz beyler buluşmasında sadece ezberlediğimiz klişeleri diziyor üst üste. Hesaplaşmaları, katarsisleri, isyanları hep cepten, özensizce dağıtılmış dört bir yana. İşin kötüsü bağlayıcı olarak seçtiği final ifşası, beklenen travması da pek kısık bir tonda. Acaba Billy Crystal bir film yapmaya evet dedi de alelacele bir senaryo mu yazdılar diye düşündürecek kadar incelikten yoksun özetle. Belki filmi savunmak adına kendi kişisel yolculuğumda 2020’ye tam anlamıyla giriş yapmak için hafif tonda bir şeylere ihtiyaç duymamı kullanabilirim. Vasat olamayacak kadar özelliksiz ve on sene öncesine göre yazıp çizilmiş gibi hissettirmesini unutturmayacak olsa da benim üzerimde birikmiş tozu, örümcek ağlarını bir yana atabilmem için yeterli geldi. Bir de düşüp kalkmaların yerleştiği arka planda performanslarından çok ünlü personasını sevdiğim Meryl Streep’in kızı Grace Gummer’a dikkat çekmek istiyorum. The Newsroom’dan bu yana gözümü üzerinden ayırmadığım genç yetenek annesinin gençliğindeki işlerini örnek alıp oyunculuğu çok basit bir şey gibi gösterme ısrarına devam ederek kalbimi kazanmaya devam ediyor. Keşke daha büyük filmlerin yıldızı olsa da aile boyu altın heykelcik saadeti devam etse. Erkek hegemonyasının bağımsız karşılığında bile bütün dikkatleri üzerine çekebiliyor ise tek başına yapacaklarını siz düşünün…

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.