Akademi’den sektörü değiştirecek adımlar

Akademi’den sektörü değiştirecek adımlar

Bir süredir endüstrinin ve buna bağlı olarak Akademi’nin fırsat eşitliği konusunda verdiği eşsiz mücadeleyi izliyoruz biliyorsunuz ki. Viola Davis’in seneler önce yaptığı Emmy teşekkür konuşmasında da üzerine basa basa söylediği gibi eğer ortada yaratılmış bir fırsat mevcut değilse o herkesi kucaklayan, sokaktaki manzarayı perdeye ya da ekrana taşıyan işler izleyememiz söz konusu değil. Neyse ki Akademi bu konuda doğru adımlar atmaya devam ediyor. Bu sefer meseleyi herhangi bir topluluk, ırk, cinsiyet ya da dil için özel kontenjan yaratmaktan çıkarıp bütünüyle işin köküne inmiş ve değerlendirmeye alınacak filmlere dört ayrı standart çıkmış.

94 (2022) ve 95. (2023) Oscarlar için geçerli olmayacak bu önkoşullar (gerçi bu senelerde de En İyi Film dalına sızabilmek için mevcut bir adet inclusion paketi mevcut) 96. Akademi Ödülleri (2024) itibarı ile uygulamaya konulacakmış. AMPAS, yarattığı dört başlıktan minimum ikisini karşılayan filmlerin başvurularını kabul edeceğini resmî olarak açıkladı. Peki ne bunlar? Hemen göz atalım:

STANDART A: Ekranda temsil, temalar ve anlatılar
A1. Başrol ya da önemli yardımcı roller
En azından bir tanesi yeterince temsil edilmeyen ırk ya da etnik gruplardan birine ait olmalı.

  • Asyalı
  • Hispanik/Latin
  • Siyah/Afro Amerikan
  • Yerli/Amerika yerlisi/Alaska yerlisi
  • Orta Doğulu/Kuzey Afrikali
  • Hawai yerlisi ya da Pasifik adalı
  • Yeterince temsil edilmeyen diğer ırk ya da etnik kökenler

A2. Genel kast
İkincil ve küçük rollere sahip aktörlerden oluşan kastın en az %30’u yeterince temsil edilmeyen gruplardan en az ikisine ait olmalı.

  • Kadın
  • Irksal ya da etnik grup
  • LGBTQ+
  • Bilişsel veya fiziksel engelli ya da sağır veya işitme problemli

A3. Ana hikâye/konu
Filmin ana hikâyesi ya da teması yeterince temsil edilmeyen gruplardan birine odaklanmalı.

  • Kadın
  • Irksal ya da etnik grup
  • LGBTQ+
  • Bilişsel veya fiziksel engelli ya da sağır veya işitme problemli

STANDART B: Yaratıcı liderlik ve proje ekibi
B1. Yaratıcı liderlik ve departman yöneticileri
Yaratıcı liderlik ve departman yöneticilerinden en az ikisi yeterince temsil edilmeyen gruplardan birine ait olmalı: Kasting yönetmen, görüntü yönetmeni, besteci, kostüm tasarımcısı, yönetmen, editör, saç tasarımcısı, makyaj sanatçısı, yapımcı, yapım tasarımcısı, set dekoratörü, ses, vfx süpervizörü, yazar.

  • Kadın
  • Irksal ya da etnik grup
  • LGBTQ+
  • Bilişsel veya fiziksel engelli ya da sağır veya işitme problemli

Bu pozisyonlardan en az bir tanesi yeterince temsil edilmeyen ırk ya da etnik gruplardan birine ait olmalı.

  • Asyalı
  • Hispanik/Latin
  • Siyah/Afro Amerikan
  • Yerli/Amerika yerlisi/Alaska yerlisi
  • Orta Doğulu/Kuzey Afrikali
  • Hawai yerlisi ya da Pasifik adalı
  • Yeterince temsil edilmeyen diğer ırk ya da etnik kökenler

B2. Diğer önemli roller
Ekibin kalanı ve diğer teknik pozisyonlardan (prodüksiyon asistanları) en az altı kişi yeterince temsil edilmeyen ırk ya d aetnik gruplardan birine ait olmalı.

B3. Genel ekip yapısı
Ekibin tamamının en az %30’u yeterince temsil edilmeyen gruplardan birine ait olmalı.

  • Kadın
  • Irksal ya da etnik grup
  • LGBTQ+
  • Bilişsel veya fiziksel engelli ya da sağır veya işitme problemli

STANDART C: Sektöre erişim ve fırsatlar
C1: Ücretli çıraklık ve staj fırsatları

Filmin dağıtım veya finansman şirketi yeterince temsil edilmeyen gruplara ücretli çıraklık ya da staj fırsatı tanıyor olmalı.

  • Kadın
  • Irksal ya da etnik grup
  • LGBTQ+
  • Bilişsel veya fiziksel engelli ya da sağır veya işitme problemli

Büyük stüdyolar/dağıtımcıların sürekli devam eden çıraklık/staj fırsatlarının mevcut olması gerekli: Prodüksiyon/geliştirme, fiziksel prodüksiyon, post prodüksiyon, müzik, VFX, satın alma, ticar ilişkiler, dağıtım, pazarlama ve tanıtım.

Küçük stüdyolar/dağıtımcıların verilen bölümlerden en az iki tanesinde çıraklık/staj fırsatlarının mevcut olması gerekli: Prodüksiyon/geliştirme, fiziksel prodüksiyon, post prodüksiyon, müzik, VFX, satın alma, ticar ilişkiler, dağıtım, pazarlama ve tanıtım.

C2: Eğitim fırsatları ve yetenek geliştirme (ekip)
Filmin dağıtım veya finansman şirketi yeterince temsil edilmeyen gruplara beceri geliştirme için eğitim ve/veya çalışma fırsat tanıyor olmalı.

  • Kadın
  • Irksal ya da etnik grup
  • LGBTQ+
  • Bilişsel veya fiziksel engelli ya da sağır veya işitme problemli

STANDART D: İzleyici geliştirme
D1: Pazarlama, tanıtım ve dağıtımda temsil

Stüdyo ve/veya film şirketinin pazarlama, tanıtım ve dağıtım ekiplerinde yeterince temsil edilmeyen gruplardan şirket içi birden fazla yöneticisi olmalı.

  • Kadın
  • Irksal ya da etnik grup
  • LGBTQ+
  • Bilişsel veya fiziksel engelli ya da sağır veya işitme problemli

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

13 Yorum

  1. Rick

    İçine sıçtılar sinemanın. Böyle aptalca pozitif ayrımcılıklar haksızlığı önleyeyim derken haksızlık yaratacak. Artık herkes şova soyunur. Hak eden değil bu tip unsurları en iyi kullanan kazanacak. Üstelik samimiyetsiz işler alkışlanacak.

    Yanıt
    1. Umur

      Konunun Akademi’nin karar mekanizmasıyla uzaktan yakından alakası yok bir kere. Çoğu yapımın sağladığı koşulları fırsat eşitliğine doğru yatırımlar yapmak adına bir teşvik gibi ön koşula çevirmişler. Üstelik mesele sadece perdede gördüklerimizle değil direkt setteki çalışma alanıyla alakalı. Bu pozitif ayrımcılık laflarını da bırakalım ne olur, yakışmıyor. Beyaz üstünlüğünün tadına varmış bir ülkede yaşıyor olsak, hadi onu geçtim beyaz olsak anlayacağım bu isyanları da Türkiye’den bunlar şov re re rö demek komik.

      Yanıt
        1. Umur

          Bir kere verilen kurallardan sadece iki tanesine uyulması gerekiyor ve kuralların büyük bir çoğunluğu da perde arkasındaki ekibi ilgilendiren kurallar. Yani tüm kadro beyaz ve erkek olsa bile aday olabiliyor. Geçen yıldan The Irishman bile uyuyormuş mesela bu kurallara.

          Yanıt
          1. Dick

            Anladım ben yanlış anlamışım o zaman. Kararı etkileyecek sanmıştım. Böyle ise süper. Asıl sorun zaten ” yeterince temsil edilmeyen” lerin ödüle kavuşamaması degil sektöre giriş olanagının kısıtlı olması/ kendilerine yeterli alan açılmaması. Bu alan açıldıktan sonra gerisi otomatik gelir. Sonda da hakeden kimse o kazansın zaten.

  2. Rana

    Sadece en son görülen bizim izlediğimiz filmden ziyade film yapılırken ki koşullar içinde kurallar koymaları, stajyerlerin de önünü açmaları iyi olmuş. Peki sence bu bir değişiklik yaratacak mı? Yoksa yine “women power” filmleri çekerken ona yardım eden erkek başrole odaklanılan filmler mi seyredeceğiz?

    Yanıt
    1. Umur

      Ben perde önünde inanılmaz bir değişim olacağını zannetmiyorum. Yani kadın, azınlık ve kuir hikayelerin sayısı giderek artıyor ama bunun bu kurallarla alakası yok. Bizim görmediğimiz tarafını, sektörü etkileyecek muhtemelen bu adım.

      Yanıt
  3. Metin

    İlk bakışta bir sanat formunun ehlileştirilmesi/sansürlenmesi gibi duruyor. Hele ki şu son “cancel culture”, “tear down the statues” gibi saçmalıklara evrilen political correctness zorbalık haline gelmişken. Green Book, Driving Miss Daisy gibi filmler mesela bu kurallara uyacak ama işte örnegin All Quiet in the Western Front gibi filmler bu kurala uymayacak diye düşünülebilir. Bu anlamda Standard A cidden işlerin yanlış anlaşılmasına dayalı bir kolaycı çözüm gibi görünüyor. Klasik Amerikan sol/liberal duyarı. Standard B ise hani bizde çok olan mühendislik/eczacılık diplomasını kiralayıp dükkan açtırma işine dönebilecek gibi (malum baksanıza bizdeki yönetimde iltimas anlayışı da sirayet etmiş ABD’ye). Bu kurallardan bir tek Standard C ve D düzgün adımlar gibi görünüyor. Geri kalanı ciddi bir sansür ve yanlış yönlendirme.

    Yanıt
    1. Metin

      Bir de şunu unutmuşum; Fransız sinemasının bu tür kuralları yok ama kamera arkasındaki yaratıcı ekip kadınlar, LGBTI veya Fransa dışından gelen ikinci/üçüncü kuşak Fransızlar fazla/görünür ve mesela kadınlar için çok çok doyurucu roller yazabiliyorlar. Cesar Ödüllerine bakalım; pek çok kadın yönetmen aday oluyordu. C ve D kuralları mantıklı ama A ve B, stüdyoların vitrin amaçlı kullanabilecekleri boş kurallar olmuş. Eminim ileride daha fazla “white saviour” filmi ve vitrine konulan kiralık isim görecegiz Amerikan sektöründe.

      Yanıt
      1. Umur

        Hiç ama hiç katılmıyorum Metin şu söylediklerinin tek bir cümlesine bile. Fransa dünyadaki en bağnaz sinema sektörlerinden birine sahip. Bu kadar dışarıya kapalı, dünyada olup bitene sağır başka bir Avrupa ülkesi yok. Bundan 200 sene önce sanatta gösterdikleri gelişimle övünen ve yaklaşık elli yıldır döne dolana aynı filmleri yapan bir ülke.

        A ve B standartlarına da gereğinden fazla anlam yüklediğini düşünüyorum. The Irishman’in bile neredeyse sağladığı, bare minimum sayılacak kurallar hepsi. Hayır bir de Türkiye gibi bir ülkeden, uluslararası platformlarda herhangi bir beyaz önceliğine de sahip olmayan insanlar olarak niye bu öfke ben gerçekten anlamıyorum. Yavaş yavaş gerçekleşen bir değişime katalizör görevi gösteriyor sadece Oscarlar. Yetmişlerde neredeyse her filmin sağlayabildiği standartları tekrardan gündeme getiriyor.

        Yanıt
        1. Metin

          Bu söylediklerine katılmıyorum. Fransız sinemasını ele alalım; bir aktris için etli kadın rollerinden bahsedince ABD’de buna dair bir şey bulmak çok zor oluyor. Oysa fransızlar her yaştan kadınlar için rol yazabiliyor. Bu rollerde kıyıda köşede kalmış ve erkek ana karakterin hikayesine renk katan roller olmuyor; filmleri tamamen kadınların etrafında geçen hikayeler oluyor ve kadınların başına bir şey gelmiyor; kadınlar bir şeyler yapıyorlar. İşte olması gereken de bu. Karakterlerin yüzde bilmemkaçı kadındır diye bir ölçüt vermeden evvel bu karakterler ne yapıyor, neye yarıyor ona bakmalı. Bu kural, Fransa gibi anlatıcılık geleneklerinde gereksiz kalıyor (sadece sinema degil, edebiyatta da daha iyi kadın karakterleri var Fransızların)

          Öte yandan sorunu sadece beyaz önceligi olarak görmek çok yanlış ve yüzeysel. Zaten dert edilmesi gereken de bu. Amerikan kolaycılıgı, isyankar bir ergen tavrında. Ne yazık ki internette en çok ses çıkaran en dogru sayıldıgı için çok düşünülmemiş, kolaycı isyanlar ve çözümler çok seviliyor. Örnegin şu heykel yıkmaları ele alalım; sanki tarihte yanlışlıkla ve hak etmedikleri halde övgüye mazhar olmuş kişilerin kaldırılması gibi görülüyor. Oysa sonunda yapılan şu olacak; sömürgeciler ve sömürgenin tarihten silinmesi veya unutulması. Heykellerin yıkılması veya kaldırılması ile ugraşmak yerine o heykellerdeki kişilerin gerçek kimliklerini ifşa eden plaketler konulması için ugraşılabilirdi ama bu sanırım daha az “gösterişli” olurdu. Başta tam da gerektigi gibi bir tepki sanılan iş, sonuçta tarihten sömürge tüccarlarının var olmadıgını iddia etmeye varabilecek bir silinmeye yol açabilir. Oysa bunun var oldugunu her fırsatta söylemek lazım; var olanı da oldugu gibi sunmalı.

          Burada da aynı şey var. Konulan kuralların ikisi cidden işe yarayabilecek şeyler ama eger ki dört kuraldan ikisi işletilmesi yeterli ise çok iyi biliyoruz ki stüdyoların tercihi ilk iki kural olacak; yani işte örnegin beyaz bir erkegin gözünden anlatılan siyah/kadın/LGBTI/göçmen hikayesi olacak ve kamera arkası ekipte de CV’sini yıldızlamak isteyen bir iki vitrin isim koyabilirler. Tiklenecek kutular bunlar olacak.

          Bu tip düzenlemelerde olası “negatif etkiler”i düşünmek gerekiyor. Berlin Film Festivali’nde oyuncu kategorilerinden cinsiyetin silinmesi ve sadece başrol ve yardımcı rol kategorileirnin gelmesi bir yandan sevindirici ama bir yandan da “Acaba bu başrol ödüllerinin kaçı erkek, yardımcı rol ödüllerinin kaçı kadın olacak?” sorusu da izlenip görülmesi, dikkat edilmesi gereken bir nokta olarak duruyor. Burada da akademi’nin üzerinde eminim ki hiç de uzun uzadıya düşünmeden verdigi kararda bunu görecegiz. Daha evvel üyeliklerini kadın-siyah-amerikalı olmayanlar üzerine yogunlaştırdıklarında ne kadar haklıysalar (ki kesinlikle öyleydiler), burada da o kadar sıg bir çözümle konuyu geçiştirmişler. Eminim ki her sene oscar-bait filmleri bize sunan büyük stüdyoları çok memnun etmişlerdir.

          Biraz uzun oldu ama kusura bakma.

          Yanıt
          1. Umur

            Yani gösteriş dediğin şey asırlardır susturulan, çoğunluğun onlara biçtiği rollere, konumlara yerleştirilmiş insanların isyanı. Çok basit bir dışavurum. Artık kimsenin sivil bir şekilde protesto etmeye tahammülü kalmadı, ki bu heykel devirmelerin oraya heykeli devrilen kişilerin sessiz sakin kimliğini ifşa eden plaketlerden daha çok ses getirdiği ve daha çok insana ulaştığı da kesin. Artık bu bahsettiğin barışçıl, orta yolcu, anarşiden uzak tutumun yeni dünya düzeninde bir karşılık bulacağını sanmıyorum.

            Fransa sineması konusunda sana katılamıyorum. Yani her yaştan kadına rol yazıldığı ve bir erkeğin hikayesinde yan karakter olarak kullanılmadığı kesin ama Cesar’ın listeleri bile mizojinist kadın öyküleriyle doluydu şundan beş sene öncesine kadar, ki hala yüzleri bir an olsun kızarmadan Roman Polanski’ye ödül vermekten de çekinmemiş bir kurumdan bahsediyoruz. Benim Fransız sinema endüstrisiyle alıp veremediğim de tam olarak bu. Kendi kurallarını yazıyor olmalarının onları herkesten ileriye taşıdığına gönülden inanıyorlar. Ancak artık yazdıkları kurallar küf kokmaya başladı, ki bence orada da tıpkı Hollywood gibi içeriden bir patlama olacak ve düzen çok değişecek.

            Son olarak yine Oscar kurallarına dönüyorum. Konunun tamamen fırsat eşitliği olduğunu hepimiz biliyoruz ve bu yönde atılmış bir adım var ortada, yani daha sofistike, mantıklı, eşitlikçi ne önerin var dinlemek isterim. Ben tamamen doğru, her yönüyle düşünülmüş standartlar da demiyorum, ki Akademi de düzeltilmeye açık olduğunu bildiğinden uygulamaya 2024’te başlıyor. Ama tıpkı senin gibi bu değişimi mantıksız bulanların çözüm yolu olarak neyi gördüklerini de merak ediyorum açıkçası. Beyaz adamların onlara sıra vermesi için sessizce protesto mu etmeliler, nedir?

  4. Metin

    Heykeller yıkılınca ne yazık ki geriye olanı biteni hatırlatan bir şey kalmıyor. O tarih siliniyor. Madımak Oteli yıkılsa ve olanı biteni hatırlatan bir şey kalmasa mesela bunu kabul edilesi sayar mıydık? Tarihi kanıtları yok etmek çok akıllıca degil. Akademiye dönersek, aslında ne yaparlarsa yapsınlar sonuç sektörün tercihlerine göre şekillenecek. Onca kadın/siyahi ödülü var; bunları sen de eleştiriyordun. Hangisi, ne kadar başarılı oldu? İşi sulandıran bir sürü filmin ödül aldıgını da gördük.

    Çözüm üretmek bana düşmez elbette ama merak ediyorsan akademi profilinin degiştirilmesi olasıydı. Bunun yavaş ve işe yarar olacagına inanıyorum. 60’lı yılların ikinci yarısından itibaren daha farklı konular ve fimler adaylık almışlardı; Guess Who is Coming to Dinner, Bonnie and Clyde, In the Heat of the Night, The Graduate, Easy Rider, Midnight Cowboy, Sunday Bloody Sunday, Kluette, Battle of Algiers, One Flew Over the Cuckoo’s Nest… vs. 70lerin ikinci yarısı daha ticarileşen ödüller gördü ve Seksenler aile dramalarının (Kramer vs Kramer ve Ordinary People art arda ödüller aldı mesela. Sanırım Reagan etkisi) yıllarıydı; fazlasıyla da muhafazakardı. Bunlar oy verenlerin profili ve akademi başkanları ile ilgili. Bu profil ve stüdyoların film yapma biçimi degişmeden gelen kural degisikligi sadece bir tür makyaj olacak. Yani bu kural var diye Driving Miss Daisy yerine Do the Right Thing en iyi film seçilmeyecek veya Green Book yerine BlackKlansman. Sonuçta her dört film de kurala uyuyor. Bu kural gerçekte çözüm olabilecek mi? Pek sanmam. Veya ne bileyim “Hollywood” gibi bir dizinin film halini düşünelim. Çok duyarlı olup da bu kadar kötü işler çıkaran bir üretimi, örnegin Lawrence of Arabia veya Bridge Over River Kwai yerine daha degerlendirmeye uygun mu kabul edecegiz. O nedenle 3 ve 4. kurallar işe yararken 1 ve 2 tam anlamıyla manipülasyon olacak.

    biz bu kadar tartışıyoruz ama sonuçta yine kimseyi memnun edemeyen, basit filmlerin ödül aldıgını görecegiz; bu kurallar olsun veya olmasın… Sonuçta sinema da genel olarak çok üretken degil artık.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.