Bloody Nose, Empty Pockets

Bloody Nose, Empty Pockets

Yönetmenler: Bill & Turner Ross | 98 dakika | Belgesel, Drama

Hiçbir beklentim olmadan başına oturduğum filmler tarafından çarpılmayı o kadar çok seviyorum ki… Aklıma hemen Filmekimi’nde seans arası boşluğum dolsun diye gidip methiyeler düzdüğüm Kreuzweg (Stations of the Cross) geliyor. Las Vegas’ta kapanmak üzere olan “The Roaring 20s” isimli bir barın son gününü konu almaktaki Bloody Nose, Empty Pockets isimli belgesel de bu anlı şanlı kulübün en yeni üyesi olarak karşınızda. Her fırsatta belirttiğim, iki gözümün çiçeği akreditasyonumu sömürmek adına seyre koyulduğum yapım, daha önce herhangi bir işleriyle yollarımın kesişmediği Bill ve Turner Ross kardeşlerin imzasını taşımakta. Görünürde dümdüz bir cinéma vérité egzersizi bu güneybatı manzaralı Amerikan balı. Yüzyılın maskotu Donald Trump’ın seçilmesinin arifesinde yıldızların ve çubukların zorlu yüzünü gösteriyor. Hayatın farklı cephelerinde kendi mücadelelerini verirken aynı barda yolları kesişen bir takım “sıradan” Amerikalı’nın çoğu dar, ama ülkeye dair umutların neden yeşeremediğini anladığınız perspektiflerinden bir özet ve hatta tam teşekküllü bir toplum röntgeni. Ancak Bloody Nose, Empty Pockets’ın gündelik hezeyanların arasına sıkıştırılmış gözlemleri o kadar kontrolsüz bir habitatta vuku bulmuyor aslında. Ross kardeşler iki ayrı güne yayılmış toplamda 18 saat süren bir çekimle, yaklaşık bir buçuk ay boyunca araştırdıkları amatör oyuncularla kurmuş bu yarı gerçekliği. Hatta mekanımız da Las Vegas değil, New Orleans. Doğaçlamanın önden yemi verilmiş hâliyle, anlatılmak istenilenin bilincinde ama yol haritası henüz çizilmeden çekilmiş her şey. Ve 18 saatlik materyalin de öyle bir suyu sıkılmış ki kırmızı enseli beyimizin çiftliğinde kovboy pabuçlarını birbirine vurmak isteyen benliğimiz derinden sarsılıp, her gün teknoloji çağı sayesinde gözümüzün önünde beliren tüm o sert kapitalizm türküsünü tek bir kapsülde yutuyoruz bir güzel. Kazançta, fırsatta, sosyal hayattaki adaletsizlik yaşam biçimlerinin içine işlemiş, karar mekanizmalarının bir parçası olmuş. Kimse zavallı değil o barda, zavallı olan üstüne bastığı topraklarda ipleri elinde tutanlar, düzenin ucu bir tarafını ısırmıyor diye önüne bakanlar. Buradaki mikro Amerika’da olduğu kadar hoşgörü hakim değil tabii tanıdıkça karanlığından çekindiğimiz o coğrafyada. Fakat bütün kötülüklerin anası alkol devreye girdiğinden bahanemiz hazır. Evet bu insanlar farklılıklarına rağmen birbirine tutabiliyor diye gevelerken milliyetçi bir düzleme bağlamamıza, ezberden halk şiiri okumamıza gerek kalmıyor. Her şey ortada işte. Burunlarda henüz pıhtılaşmamış bir kan. Artık dövüşmekten mi dersiniz, emek edip kendini paralamaktan mı size kalmış. Cepler de bomboş. Çalış çalış dolmaz, dolsa zaten dibi delik, bir elin gördüğü diğerine sayarken bile değmiyor. Aynı tepe taklak olmuş her demokraside görüldüğü gibi, aynı fakirle zenginin arasındaki uçurumun dipleştiği her ülkede rastlandığı gibi, aynı oturduğu koltuğa sıkı sıkı tutunan her faşist düzende olduğu gibi ve aynı bir budala tarafından yönetilen her toprak parçasında olduğu gibi…

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.