4 Film 400 Kelime: Tatsız Koleksiyon

4 Film 400 Kelime: Tatsız Koleksiyon

Yazmam gereken film sayısı 26’ya çıkınca yığını biraz eritmek adına tabii ki de yine emektar Oscar Boy bölümünün kollarına koştum. 4 Film 400 Kelime tarihinin en kötü dörtlülerinden biriyle huzurlarınızda bugün. Lütfen alıcınızın ayarlarıyla oynamayın. Evet, 2020’de bile hâlâ böyle kötü filmler çekiliyor. Buyursunlar…

THE WITCHES

Roald Dahl’ın aynı adlı romanından 1990’da usta yönetmen Nicolas Roeg tarafından Anjelica Huston’lı bir uyarlaması çekilmiş The Witches, HBO Max bünyesinde Anne Hathaway ile Octavia Spencer’ı buluşturan bir versiyonla yeniden izleyiciyle buluştu. Filmin, aldığı tepkileri hak edecek rezillikte olduğuna şüphe yok. Hathaway’in oyunculuk seçimleri, görsel efektler konusunda bütçede yaşanan sıkıntılar ve bitmek bilmeyen bir “komedi esi” takıntısıyla ağır aksak finale varmaya çalışıyoruz. Es kısmına özellikle değineceğim; çünkü komediden ziyade koşuşturmacanın dozundan yararlanan bir adaptasyon yapmayı tercih etmiş 20 sene önce emekli olması gereken yönetmen Robert Zemeckis Bey. Ancak The Witches ısrarla, sanki canlı bir seyircinin gülmesini bekliyormuş gibi diyaloglar arasına sessizlikler gömüyor. Kurgu hatası mı neyse artık, bunu gidin tekrar makaslayın rica ediyorum. Octavia Spencer’ın bu tip rollere çok yakışmasının hatırına notumu yüksek tutmama bakmayın ve koşarak uzaklaşın!


SAINT FRANCES

Bağımsız film çevrelerinden aldığı iyi eleştiriler ve kimi sinema yazarlarınca ödül sezonunda adı geçsin diye yapılan sosyal medya bazlı kampanyaya kanıp başına oturduğum Saint Frances, artık kullanılmaktan canı çıkmış, orijinallikten yoksun, bayat ve insanlıktan nasibini yaklaşık otuz sene öncenin sosyal ahlakına göre almış bir fikirle kendince iki saat geveliyor. Otuzlarının ortasında biyolojik saatinin çaldığını ima eden bir arka planda dadılık yapmaya devam eden ana karakterimiz istenmeyen bir hamilelikle yüzleşiyor bak bak bak… Karşısında da büyümüş de küçülmüş bir kız çocuğu, The Florida Project’in saç boş yolduran ufaklıklarıyla yarışacak niteliksizlikteki oyunculuğuyla eziyeti ikiye katlamış. Yani hâlâ annelik hakkında yorgun düşmüş bir vaaze ihtiyacınız varsa yön tarif edebilirim de kendinize bunu yapmayın. Çok daha kalifiye metotlarla aynı kapıya çıkmış Private Life oracıkta duruyor iken hele…


SUMMER OF 85

Fransa’nın Ferzan Özpetek’i François Ozon’un dünya görüşü ve bir anlatıcı olarak dile getirmeyi tercih ettiği hikâyeler benim kendi kimliğimle bütünleşip, hâlinden çok memnun bir lubunya oluşumun ardından iyice huzurumu bozmaya başladı. Libidosunu Ryan Murphy gibi kasting yerine neresinden tutsanız elinizde kalacak kuir öykülerine monte etmeyi tercih etmeyi seçen bir beyaz gey olarak bu rezaletini de kamerasını konuşlandırdığı yer sebebiyle çiğ buldum. Şu açıdan takdir ediyorum kendisini, muhattabını çok iyi tanıyor. Altmışlı yıllarda doğduğunu ve kafasını güncellemek gibi bir niyeti olmadığını da her fırsatta belirtiyor bence. Yoksa evin annesine misafir gelen oğlanı soydurup penisiyle alakalı tatsız şakalar yaptırmazdı herhâlde. Umuyorum vazgeçer bu suya sabuna dokunmayan, anlata anlata bitiremediği gençlik yıllarından yeni Ferzan filmleri çıkarmaktan. Bir de Ozoncum yahu, annenle problemlerini çözsen mi artık? Yeter!


SHE DIES TOMORROW

Ölüm fikriyle kafayı bozmuş her sanatçı, ya da artık ne isim vermek istiyorsanız, er ya da geç kuralsız bir saçmalık dizinini sanat ürünü olarak önünüze koyarsa kafanızı yeteri kadar karıştırdığı için alkışlanmak istiyor. Hiçliğin felesefesinde salındığı, varoluşunun derin sancılarını daha da ifadesiz bir bütünsüzlükle buluşturduğu ve en nihayetinde bir adım ileri atıp üç adım da geri geldiği için hayatımdan 120 dakikamı çalan kimselere benim tahammülüm var mı peki? Yok. Amy Seimetz’in hiçbir yerde başlayıp hiçbir yerde biten, Letterboxd’ta rahatsız ediciliği ve etkisinin benzer bir kalibrede olması sebebiyle sıcak osuruğa benzettiğim filmi She Dies Tomorrow’un yolu da bu. Yok pandemi dünyası, biz neyiz kimiz, ölsek mi kalsak mı? AY ABLA BİR SUS BE. Yunusunu, aile problemlerini, sınıf takıntılarını, kafanın içinde yarattığın hapiste kendini tutsak edip ilgi dilenmeni de al ve sus.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.