Promising Young Woman

Promising Young Woman

Yönetmen & Senaryo: Emerald Fennell | Oyuncular: Carey Mulligan, Bo Burnham, Alison Brie, Clancy Brown, Jennifer Coolidge, Laverne Cox, Chris Lowell, Connie Britton, Adam Brody, Max Greenfield, Christopher Mintz-Plasse, Sam Richardson, Alfred Molina, Molly Shannon, Angela Zhou | 113 dakika | Komedi, Drama, Suç

Sundance’te yaptığı prömiyeri sonrası erkekliğin bitmek tükenmek bilmeyen toksik mevcudiyetinden intikam alacak diye yollarını gözlediğimiz Promising Young Woman, sanıyorum bir çoğumuzun sabırsızlıkla beklediği filmler listesinde zirveyi zorluyordu senenin başından beri. Ancak Charlie Brown’ın öğretmeni konuşurken çıkan seslerin uzaktan hoş bir seda gibi kulağımıza iliştiği minik bir enkazla karşılaştık. An Education’dan bu yana bir türlü Oscar radarına giremeyen başarılı aktris Carey Mulligan’ın başrolünde yer aldığı bu ana akım örneğinde yönetmenlik koltuğu ve senaryo, Killing Eve sayesinde tanıştığımız Emerald Fennell’a emanet. Fennell, en yakın arkadaşının başından geçmiş korkunç bir deneyimi ne yaparsa yapsın unutamayan ana karakterinin yardımıyla rızanın olmadığı durumlarda cinsel birlikteliğe zorlayan er bireylere, tam da ne olduğunu açık etmeden cezalarını kesiyor. Her hafta bir bara gidip sarhoş taklidi yaparak avcıya av olmaya meyil eden Cassie’nin intikamdan ziyade adaleti sağlamak olarak etiketlendirmek istediğim yolculuğunun tümseği ise tesirinden kurtulamadığı hadise sebebiyle bıraktığı üniversitesinden biriyle karşılaşmak oluyor. Sonrasında hikâye yönünü aynı yolun yolcusu başka erkeklere yansıtılmış öfkeden alıp, olayın faillerine çeviriyor. Filmin tam olarak koptuğu yer burası demeyi çok isterdim açıkçası. Ama Promising Young Woman öyküsünün temellerini atarken bile çok zayıf açıyor zaten elini. Cassie’yi tanımamız adına sahneye konan ilk iki tecrübesinde erkenden tekerrüre düşüyor, iş geçmişine dönmeye geldiğinde de acaba çağdaş feminizm anlayışının karşılığı gerçekten bu mu diye sorduran bir denizde su almaya başlıyor film. İstismarın ve tacizin bir benzerini yanılsamayla da olsa hemcinslerine tattıran başkişinin kan davasındaki motivasyonlar bir anda bulutlanıyor. Burada tabii ki gözünü kan bürümüş, haklı bir hiddetin temsili var. Fakat özgürce ifadesini vereceği bir alanda, bir nebze herkesi de eğitmeye yeltendiği için direksiyonu her şeyin mübah olduğunu söylediği bir yere kırmasını anlamlandıramıyorum. Bunlar yetmezmiş gibi tamamen video klip estetiğiyle altı doldurulmamış mesajlarını boyamaktan başka bir yetisi olmayan Promising Young Woman anti kahramanına uygun gördüğü final ile daha da değersizleşiyor ve hatta ezberlenmiş naralarla davaya katkıda bulunmaya çalışan gösterişçi bir aktiviste evriliyor. Chernobyl dizisi tutunca Rusya’ya giden influencerlar, Black Lives Matter hareketine kurumsal olarak katkıda bulunmazken etiketlerini ürünlerine basıp parayı cebe indiren markalar gibi bu filmin de tek yaptığı duyguları suistimal etmek aslına bakarsanız. Burada ilgiyi yönlendirme fırsatını sadece gazabı allayıp pullayıp janjanlı bir paketle servis ederek elinin tersiyle itiyor zaten. Keşke o müzik kullanımına ahenkle eşlik edebilecek bir hikâye ritmi olsa, ama o da yok. Yüzeydeki orta parmak, derinlere inildiğinde yerini pastel renklere, neon ışıklara bırakmış. İçi parıltılı el işi kağıtlarıyla doldurulmuş dev bir balon âdeta. O yüzden, politik bilincin bu kadar yükseldiği bir devirde önü arkası hiç düşünülmemiş problematik bir mesajın aksedilmesine ben geçit veremedim. Sadece yine ölmeyi reva gören kolaycılığına rağmen çıkış noktasının iyi niyetini görmezden gelmek istemiyorum. Biraz daha düşüneceğiz, kalemlerimizle biraz daha egzersiz yapacağız, laçka olmuş sinirlerimizden taşyapıtlar sağacağız bir gün, inanıyorum.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

5 Yorum

  1. Metin

    Merakla bekledigim bir film oldugu için elbette izleyecegim. Ama bir nokta dikkatimi çekti.

    “İstismarın ve tacizin bir benzerini yanılsamayla da olsa hemcinslerine tattıran başkişinin kan davasındaki motivasyonlar bir anda bulutlanıyor. Burada tabii ki gözünü kan bürümüş, haklı bir hiddetin temsili var. Fakat özgürce ifadesini verecegi bir alanda, bir nebze herkesi de egitmeye yeltendigi için direksiyonu her şeyin mübah oldugunu söyledigi bir yere kırmasını anlamlandıramıyorum.”

    Ben bu cümleleri aslında rayından sapmış political correctness zorbalıgı ve cancel culture’ın getirdigi sansürcü ve baskıcı ortam için de kurabiliriz diye düşünüyorum. Ve sırf bu nedenle bile film – eger ki okudugum kadarsa – zamanının tam bir yansıması olsa gerek.

    Yanıt
    1. Umur

      Ben buna politik doğruculuk zorbalığı demeyi doğru bulmuyorum açıkçası. Güç artık el değiştirdiği için bu düzenin en başından beri ezilenlerin kızgınlıklarını yansıtırken aynı hataya düşmesinden daha doğal bir şey olamaz. En azından bu kalabalıkların büyük bir kısmı, hatasını işaret ettiğinde nerede yanlış yaptığını anlamaya meyilliler. Biraz zaman alacak ama herkese politik olarak doğru bir yerde durmanın, (hatta doğru da demeyelim) istikrarlı bir yere konumlanmanın, bu kadar korkulması gereken bir şey olmadığını öğreteceğiz bence.

      Yanıt
      1. Metin

        Hatalarını görmeye meyilli çok kişi var mı emin degilim; çünkü dinleyip konuşmaya çok da açık olmayan bir gözü dönmüşlük var sanki. Eger bir eylem yanlışsa bu, eylemi gerçekleştirenin kimliginden bagımsız olarak yanlıştır. Güç el degiştirdi; eskinin mazlumu şimdinin zalimi oldu ise aslında zorbaların kim oldugu dışında hiçbir şey degişmemiş demektir. Fundamentalistler, faşistler, ortodoks solcuların yaptıgını yapıyor olmak pek bir gelişme sayılmasa gerek. Kontrolünü kaybetmiş bir düşünce özgürlügü karşıtlıgına yanlış anlaşılmış ve saptırılmış bir liberalizm ile yol alıyoruz. Fazlasıyla “Brave New World”.

        Ama açıkçası bu kuru gürültünün yakında son bulacagını görmek de kolay; o nedenle belki de çok dert etmemek lazım.

        Yanıt
        1. Umur

          Yani şurada kaybediyorsun beni; “kuru gürültü” kisvesi altında topladığın eylemler karşı çıktıkları düzenin tırnağı kadar can yakmamış ve yakmayacağı da çok bariz iken bu kadar tepkili olmayı garip buluyorum ben. Direkt acaba ayrıcalıklarıyla sahip olduğu bir konumdan, düşünceden ya da her ne ise ondan feragat etmek istemediği için mi böyle bir çıkış yapıyor karşımdaki diye düşünüyorum. Çünkü gözlemlediğim, bu tabii ki yanlış da olabilir, bir şekilde bastıramadığı fobileri bulunan kimselerin böyle ahlanıp vahlandığı. Kusura bakma bu arada, yıllar içerisinde sen de bloga yazdıklarınla hiçbir zaman lafını esirgemediğin için çok sansür uygulamadım. Gücendirmemişimdir umarım seni.

          Yanıt
          1. Metin

            Yo, asla gücenmedim. “Bu beni gücendirdi o nedenle bunu söylemeye hakkın yok ve bu nedenle seni yargılayacagım” diyen bir akımdan rahatsızlık duyar ve bunu düşünce özgürlügüne ters kabul ederken bu diyalogdan -ki gayet de iyi bir diyalog- rahatsız olmak saçma ve hatta ikiyüzlü bir tutum olur zaten.

            Öte yandan peşin hükümlü olmamak lazım; tahminlerimiz bizi çok yanlış bir yerde sabitliyor olabilir (sahip olunan ayrıcalıklar, bastırılamayan fobiler… vs derken)

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.