Parallel Mothers

Parallel Mothers

Parallel Mothers
Yönetmen & Senaryo: Pedro Almodóvar | Oyuncular: Penélope Cruz, Aitana Sánchez-Gijón, Milena Smit, Israel Elejalde, Julieta Serrano, Rossy de Palma, Pedro Casablanc, Adelfa Calvo | 120 dakika | Drama

İspanya’nın medar-ı iftiharı Pedro Almodóvar, ihtiras, mübalağa ve bittabi melodrama ev sahipliği yapan filmografisine son dekatta kalburüstü bir halka eklemeyi başaramadı ne yazık ki. Parallel Mothers da düzeni bozabileceğe benzemiyor. Yaşından bağımsız, artık sinema dili eskimiş olabilir mi dediğimiz Almodóvar, Yeşilçam sayesinde aşinalık edindiğimiz bir meseleyi hikâyesinin dönüm noktasına monte etmiş ve bütün paravanları demode bir başka trajedi günlüğü. Hayatın bambaşka uçurumlarında sınavlarını veren kırklarındaki Janis ve yirmilerinin başındaki Ana, plansız hamilelikleri sonucu hastanede tanışıyor, kader ortaklıkları da doğum sonrasında yıllara yayılan bir süreç boyunca devam ediyor Parallel Mothers’ta. İki bekâr anne, hayatın önlerine attıkları imtihanları teker teker geçerken, tanışıklıkları sayesinde birbirlerine er ya da geç yoldaş olmayı, hatta daha da geniş ve ucu açık konuşacak olursak, paylaşmayı öğreniyorlar. Fakat filmlerindeki dramayı tek katmanda bırakmayı tercih etmeyen Almodóvar, işin içerisine İspanya İç Savaşı sırasında milliyetçilerin poster yüzüne dönüşen ve diktatörlüğü altında on binlerce insanın ölümüne sebep olmuş faşist general Francisco Franco’nun izlerine de yer vermiş. Janis (Penélope Cruz), kendi acılarının içerisinde, bir yandan da Franco’nun eseri olan toplu mezarlardaki kimliksiz iskeletlerin ailelerine kavuşması için bir mücadele veriyor. Böylece de film, ifşa ederek seyir keyfinizi bozmak istemediğim sürpriziyle birlikte aidiyet duygusunun hem aile, hem de vatan üzerinden arayışına girilen, insanı insan yapanın ölümde de kalımda da kimlik sahibi olmaktan geçtiğini belirten daha geniş bir alana yayılıyor.

Estetik kaygılarını bütünüyle yitiren Almodóvar, televizyon filmlerinden hâllice bir kadrajla çalıştığı, orijinal adı Madres paralelas olan yeni filminde hepten salmış artık ipleri. Öyküsü üzerinde bir hâkimiyet kurma gayesi yok. İki amaçla çalışıyor. Birincisi tabii ki de bu iki anneyi birbirine bağlayan sırrın ortaya çıkışı sırasında tansiyonu ayarlayabilmek. İkincisi de finalde belirginleşen İspanya tarihinin kanlı sayfalarından birini, öyle ya da böyle perdeye aktarabilmek. Bir tarafta nefes alacağı beşiğini, diğer tarafta huzurlu yatacağı mezarını arayan insanlara ait iki ayrı cepheden kontrast yaratmak ise garip bir şekilde hiç aklına gelmemiş. Öyle ki Parallel Mothers, son on dakikasına kadar muhtemelen Almodóvar’ın bir süredir elinde olan, ancak hiçbir filmine yama yapamadığı Franco mağdurlarını hatırlamıyor bile. Devcileyin bir acının himayesinde hayat gailesinin peşine düşmüş karakterleri de bu kayıp balık Nemo hâlleriyle bütün inandırıcılığını yitiriyor tabii ki. Yönetmenin ilham meleklerinden Rossy de Palma bile dekor eyleniyor.

Alberto Iglesias’ın eşsiz besteleri haricinde çalakalem yazılmış bir başka Çağan Irmak/Ferzan Özpetek filmini hatırlatan Parallel Mothers’ın, bütün yetisiziklerinden sebep seyircisine yöneltebildiği bir soru da yok. Almamızı istediğimiz mesaj tarihimize, analarımıza atalarımıza sahip çıkmamız ve bununla birlikte kendimizi yerleştirdiğimiz zümreyi de bağrımıza basa basa gururla taşımamız elbette. Ancak bu bir hayli sakat çıkarıma varabilmek için pembe dizilerden miras bir “Acaba?” sorusunu kazımak, mevzubahis kadınlarının hikâye örgüsünde emanet duran kuir yanlarının plastikliğiyle barışmak, pandemi koşulları yüzünden yapılan mekân sınırlamalarına göz yummak ve en önemlisi de en iyi bildiği şeyi icra etmekten bir hayli uzak Almodóvar’ın artık eski Almodóvar olmadığını kabul etmek gerekiyor. Sanki oyununda sadece endişeye yol veren Penélope Cruz dahi, aynı karakteri gibi en yakın arkadaşına yokluktan “Elinde ne iş varsa yaparım, hiç önemli değil.” demiş ve bu senaryoyu kabul etmiş gibi. O yüzden Parallel Mothers hiç olmamış, yaşanmamış gibi davranmaktan yanayım.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.