Licorice Pizza

Licorice Pizza

Licorice Pizza
Yönetmen & Senaryo: Paul Thomas Anderson | Oyuncular: Alana Haim, Cooper Hoffman, Sean Penn, Tom Waits, Bradley Cooper, Benny Safdie, Skyler Gisondo, Mary Elizabeth Ellis, John Michael higgins, Christine Ebersole, Harriet Sansom Harris | 133 dakika | Drama, Romantik, Komedi

Licorice PizzaÇağdaş Amerikan sinemasının en değerli yönetmenlerinden biri, belki de en iyisi Paul Thomas Anderson, 1996’da Hard Eight’le başlayan sinema yolculuğunu dokuzuncu uzun metrajlı kurgusal filmi Licorice Pizza ile yine zirveye yakın bir yerlerde sürdürüyor. Boogie Nights ve Inherent Vice’ta olduğu gibi anlatısı için yetmişli yıllara dönen PTA, yirmili yaşlarının sonunda ve hayatla ne yapacağına henüz tam olarak karar verememiş genç bir kadın ile ona âşık, girişimci ruhlu lise öğrencisi bir oğlanı anlatıyor. Aralarındaki yaş farkının bir hayli farkında olan bu ikili, sahip oldukları ayrıcalıklar ve cinsiyet faktörünün de devreye girmesiyle birlikte farklı kulvarlarda mücadele veriyor gibi gözükseler de, büyüme hikâyeleri ortak tabii. Henüz 18’i görmeden kendini gösteren, yetişkin olmaya duyulan açlığı Gary nasıl yaşıyorsa, hayata geç mi kaldım ve ben ne yapıyorumların havada uçuştuğu varoluş krizi de Alana’nın iliklerine kadar işlemiş hâlde. İkisi de su gibi akıp geçen zamandan başka hiçbir şeyin kontrol edemediği geleceklerini şekillendirmeye çabalarken, el ele kol kola sadece bir iş ortaklığına değil, kaderdaşlığa da soyunuyor esasında. Birbirlerine karşı duydukları, kimi zaman göstermekten çekindikleri sevgi de, serüvenleri boyunca baki kalıyor.

Paul Thomas Anderson, iyi hatıralar biriktirdiği dekata dönerken bu defa salmış biraz ipleri. Licorice Pizza ile tek bir olay ya da olaylar zincirine bağlı kalmaktan imtina eden bir film yaratmaya özen göstermiş. Sevgi ve kimi zaman adını aşk koymaktan da çekinmediğimiz duyguların temsil ediliş biçimlerine odaklanmış yalnızca. Gary ile Alana’nın daha ilk tanışmalarında kendini hissettiren kimyaları, hem bambaşka hem de bir o kadar benzer olma hâlleri, filmin merkezine aldığı süre zarfı boyunca çeşitli kontekstlerde varlığını gösteriyor. Başarısızlıkların güncesinin çok tutulmadığı, gözyaşının nereye yansıtılacağını kestiremediğimiz hiddetle bastırdığımız yaşlardan tanıdık manzaralar çıkarıyor durmaksızın. Elbette San Fernando Vadisi’nin yakınından geçmiş, yetmişlerde ana karakterleriyle akran olmuş seyircisine sunduklarının sınırı yok. Ancak kendini bir anda William Holden’la aynı masada bulmamış, Jon Peters’da Streisand’i dinlememiş olanlara da açıyor kalbinin kapılarını ve er ya da geç tattığımız duyguların en cilveli, saf hâlini hatırlatmaya koyuluyor.

Özel olarak bahsedilmesi gereken konu, sosyal medyanın da gündemine oturan yaş farkı tabii. Filmin bunu güzellemek gibi bir derdi olmadığı ve hatta bunun farkında olduğunu sürekli dile getirmesi, durumun rengini (en azından benim açımdan) değiştirse de bence esas konuşulması gereken Paul Thomas Anderson’ın anlatıcı kimliğiyle sahip olduğu özgüven bana kalırsa. Ofansif bir aksan ve taklitle, iki ayrı sahnede izlediğimiz iş adamı Jerry Frick’i filminden çıkarmamış olması bunun bir başka kanıdı. Politik bağlamda incelemelerin yapıldığı ve bazen içerikten sıyrılarak yalnızca tek bir doğruya göre konuşulan bir çağda PTA’in yaptığı cambazlık takdire şayan. Tam #MeToo hareketi ertesi gördüğü acımasız muameleye hak ettiği karşılığı veren bir kadın karakteri anlattığı Phantom Thread’le de benzer bir şekilde ateşlerin içine yürümüştü. Licorice Pizza’da ölçeği biraz daha büyütüp, kendini de savunmasız bırakarak kalkışıyor tehlikeli sularda yüzmeye ve kimseye zerre sıçratmadan karaya varmayı başarıyor.

Alana Haim’e kendisi gibi müzisyen kız kardeşleri ve ayrıca ebeveynlerinin de eşlik ettiği Licorice Pizza, biraz da aynı adlı karakterin filmi esasında. Dolayısıyla PTA, selüloit hatıra defteri denilebilecek işinde Haim’in oyunculuk yeteneklerine oldukça ihtiyaç duyuyor ve genç aktris/müzisyen de bu beklentiyi karşılamakla kalmayıp 2021 sinema yılını özetlemeye yetecek bir performans çıkarıyor ortaya. Kağıt üzerindeki karakteri, usta yönetmenin kaleminin esaretinden alıp kendine ait, bağımsız bir varlığa dönüştüren Haim, küçük nüanslara yalnızca bu katıksız sevgiyi sığdırmakla yetinmeyip böyle bir devirde kadın olmakla alakalı PTA imzalı anekdotların altını çizen bir oyunculuk da sergiliyor. Tek plan çekilmiş açılış sahnesinin nihayetinde beden dilini kullanış biçimi bile methiyeler düzmek için yeterli.

Licorice Pizza, Quentin Tarantino’nun Once Upon a Time in Hollywood’una sadece geçtiği habitat sebebiyle değil, yıllardır ürettiklerini izlediğimiz hikâye anlatıcılarının genç yaşta ilhamı nereden ve nasıl aldığını anlamamıza yardımcı olması açısından da fazlasıyla benziyor ton olarak. Ancak burada setlerden, yıldız oyuncularından, absürt tarikatlardan değil mazotu bitmiş kamyonu el freni boştayken sürmekten, habis olmayan tek erkek karakterini eşcinsel eylemekten, her yetişkinin içerisinde bir çocuk beslediğini söylemekten gücünü alan bir film var tabii. Demlendikçe daha çok sevdalanacağıma emin olup, ne şanslıyız diye de eklemek istiyorum son olarak. Paul Thomas Anderson’ı formunun zirvesinde, aktif bir biçimde üretmeye devam ederken izlemek, bu filmleri sinema salonunda tadabiliyor olmak büyük lüks hepimiz adına. Umuyorum içindeki anlatma hevesi hiç tükenmez de daha nice özgün öykülerini dinleriz.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.