Takip et

Oscar 2012

Oscar Sohbetleri: Sezon açıldı…

tarihinde yayınlandı.

Beginners

Aylardır hiç durmadan 84. Akademi Ödülleri’yle ilgili konuşup duruyoruz. Önce aylar öncesinden (hatta neredeyse bir yıl) olası filmleri inceledik. Her hafta yeni yorumlar getirdik. Derken filmler teker teker gösterime girdi ve bir başlangıç yapmış olduk. Son birkaç aydır da The Artist, The Help, The Tree of Life gibi yarışta gerçekten önde giden filmleri konuşuyoruz. Her yazımda “ödül sezonu” diye bir şeyden bahsettim sizlere. Yalnız 3 Mart’ta tahminlerini yapmaya başladığımız o ödül sezonu henüz Salı günü açıldı.

Evet, sonunda ödül sezonu açıldı. Önden Gotham Ödülleri gibi küçük bir bağımsız törenle başladık. Hemen neler öğrendik Gotham’dan sıralayalım. Beginners karşısında oldukça güçlü bir rakip olan The Descendants‘ı devirerek The Tree of Life‘la En İyi Film seçildi. Beklenmiyordu. Ben hala olayın şokundayım. Gotham’ı çok fazla ciddiye almayın dediğinizi duyar gibiyim ama ödül ödüldür sonuçta. Beginners‘ın The Tree of Life‘la eşdeğer görüldüğü fikrine şahsen katlanamasam da seçimlerini takdir etmekten başka bir şey düşmüyor bana.

En İyi Çıkış Yapan Oyuncu kategorisinde ödülü kesin alacak gözüyle baktığımız Elizabeth Olsen (Martha Marcy May Marlene), Sundance’den de ödülle dönen Felicity Jones (Like Crazy) tarafından ekarte edildi. Ki bu Martha Marcy May Marlene filminin aldığı ilk darbe değil. Olsen‘ın Oscar’a aday olmasını da her şeyden çok istediğimi söylemek isterim. Şu an Glenn Close ve Viola Davis gibi iki iddialı yarışçıyı izlemiş biri olarak hala tercihim Elizabeth Olsen.

Margin Call

Salı günü öğle saatlerinde ise Twitter’dan saatlerce süren bir NYFCC eziyeti başladı. Tam adı New York Film Critics Circle, yani Türkçe’ye çevirince New York Film Eleştirmenleri Birliği gibi bir şey olan NYFCC günün ilk şokunu En İyi İlk Film kategorisinde Margin Call‘u ödüllendirerek yaptı. Ben bu zaferden çok şikayetçi değilim yalnız ben oy verecek olsam Martha Marcy May Marlene‘i seçerim o ayrı. Tabi bir yandan da Margin Call‘un ödül sezonuna hızlı bir başlangıç yaptığını söyleyebilirim. Eğer bu yıl da 10 aday olsa idi kesinlikle Margin Call‘un ilk 10 için savaşacak filmlerden biri olduğunu söyleyebilirdim.

NYFCC oldukça popüler tercihler yaparak bir bakıma da şaşırttı aslında. Shame ve The Descendants‘a tek bir ödül dahi vermezken The Artist‘i hem En İyi Film, hem de En İyi Yönetmen dallarında ödüllendirdi. NYFCC’de asıl ilgi çeken şey ise Brad Pitt‘in büyük zaferi. Bundan birkaç hafta evvel ben de Brad Pitt kazanacak diye diretiyordum ve geçen hafta birden kendimi Pitt‘den vazgeçip Clooney ile Dujardin arasında tercih yaparken buldum. Ama bu NYFCC zaferinden sonra Pitt tekrardan listemde zirveye oturdu.

Jessica Chastain‘in de Take Shelter, The Tree of Life ve The Help‘deki rolleriyle ödüllendirilmesi hoş oldu. Chastain hakikaten de iyi bir başlangıç yaptı bu yıl devler liginde. Daha önceleri tanımıyorduk ve bu üç film haricinde Coriolanus ile The Debt‘te de karşımıza çıkacak. Eğer seçimini yapıp doğru bir kampanya yaparsa Oscar’a da aday olabilir pek ala. Ben o film The Help olacakmış gibi hissediyorum. Yalnız SAG adayları açıklanmadan da kesin konuşmamakta yarar var.

Take Shelter

Son olarak Spirit adayları açıklandı. Yani Bağımsız Ruh Adayları. Yine bağımsız filmlere verilen ve genelde Oscar’dan 2 gün önce düzenlenen bir tören. Dev bir çadırda, oldukça soğuk bir havada, pek de formal olmayan kıyafetlerle yılın en iyi bağımsızlarını ödüllendiriyorlar. Yalnız bu sene ben pek memnun değilim adaylardan. Gerçi filmlerin tamamını izlemedim ama bana biraz dengesizlik var gibi geliyor.

Midnight in Paris‘in sadece yardımcı erkek oyuncu kategorisinde aday edilip diğer dallarda görmezden gelinmesi düpedüz saçmalık. Film ve yönetmen kategorilerini bir kenara bırakın yılın en özgün senaryosunu listeye almamak ne demek? Ki biz Midnight in Paris‘in Spirit kurallarına uyacak kadar bağımsız olduğunu bile bilmiyorduk. Aynı şekilde George Clooney (The Descendants) ve Glenn Close (Albert Nobbs) gibi öne çıkan isimlerin  aday edilmemesi de ayrı bir konu. Ki her ikisinin de filmindeki yardımcı aktrisler Spirit’in listelerinde. Ve kusura bakmayın burada “büyük isimler” bahanesi kabul edilecek gibi değil. Bağımsız filmlere mi ödül dağıtacaklar yoksa “Onlar zaten herşeye aday olacak, burada olmasa da olur.” mantığıyla mı yapılıyor bilemedim. Tabi şöyle bir gerçek de var. Beğenmemiş olabilirler. Ki bu en risklisi! Clooney ve Close belki de beklediğimiz ilgiyi görmeyecek. Mümkün.

The Artist ile Take Shelter‘ın 5 adaylık alarak önde götürdüğü yarıştan kim galip çıkacak şimdiden merak ediyorum. Üç aya yakın bir zaman var Spirit Ödülleri’nin dağıtılmasına. O yüzden bu Spirit zırlamalarımı da bir kenara bırakıyorum.

Bir Zamanlar Anadolu'da

Bir de son olarak Nuri Bilge Ceylan‘ın Sight & Sound’ın listesinde ilk 10’a girme başarısı var. İşte bu beni çılgınca mutlu eden bir haber oldu. Artık bir Türk filminin Oscar’a aday olmasını çok istiyorum. İlk kez aday olacak ismin de Nuri Bilge Ceylan olmasından daha mantıklı bir şey yok. Olur da adayların açıklandığı gün “Bir Zamanlar Anadolu’da“yı zar zor telaffuz eden birini görürsem Tom Sherak‘ın yanında, dünyalar benim olur.

Artık sezon açıldı. Bir bir tüm ödüller açıklanacak. Bu hafta NBR (National Board of Review) Ödülleri, Avrupa Film Ödülleri ve BIFA (İngiliz Bağımsız Film Ödülleri) sahiplerini bulacak. Heyecanımız gitgide tırmanıyor. Belirsizlik hala kendini korumakta. Birliklerin dağıtacağı ödüllere kadar da çoğu ödülün kime gideceğini kestiremeyeceğiz galiba. İyisi mi siz şimdi benim yeni tahminlerimle oyalanın:

1 Aralık tarihli yeni tahminleri görmek için tıklayın!

Devamını oku
8 Comments

8 Comments

  1. Müge Dörtok

    1 Aralık 2011 at 12:29

    NYFCC Ödüllerinde Brat Pitt’in zaferine çok sevindim. Jessica Chastain (Take Shelter, The Tree of Life, The Help) ile ödüllendirilmesi de çok güzel. The Artist filmi de yılın En İyi Filmi ödülünü kazanmış, o kadar güzel bir film mi gerçekten? Konusu beni hiç sarmadı. Midnight In Paris niye ödül kazanamıyor. Konusu ve mesajı ile beni çok etkilemişti. Teknoloji çağından sıkılan yazar kendini bir anda 1920 lerde buluyor… Kadrosu harika. Hakkı yeniyor bu filmin.

    • umurtas

      1 Aralık 2011 at 12:32

      The Artist benim için şu an yılın açık ara en iyi filmi. Oscar’ı alırsa da çok mutlu olurum. Midnight in Paris’i de izledim ama ikisi arasında bir seçim yapmak zorundaysak ben The Artist derim.

  2. Müge Dörtok

    1 Aralık 2011 at 13:37

    The Artist filmini de izleyelim o kadar iyi diyorsan. Bu sene oscar yarışı çok heyecanlı geçecek gibi. Benim kafamda şöyle birşey oluştu: bütün filmler aslında birbirinden iddialı, hepsinin kendine göre bir derinliği var, seyirciyi etkileyebilecek kadar iyi. Yarışı kim kazanırsa kazansın, 2011 yılı bütün filmleri ile akılda yer edecek. Kolay unutulmayacak.

    • umurtas

      1 Aralık 2011 at 13:41

      Kesinlikle. Uzun zaman sonra ilk kez bu kadar nitelikli filmi bir arada izliyoruz. Biraz klişe olacak ama bu sene galiba sinema kazanacak.

  3. Pingback: demo | Lesvosnews.net

  4. yavuz ekin

    2 Aralık 2011 at 23:42

    Filmleri izlemeden yorum yapmak çok sağlıklı degil tabi ki. Dün yani cuma günü hugo vizyona girmis. Bir arkadasım şaheser olduğunu söylüyor. Bazen cok iyi denilen seylerin pesinden gitmeden özgür bir sekılde degerlendırme yapmak gerekiyor ki ben buna dikkat ederim.

    Umur sen bıze göre en azından bana göre daha sanslısın ki bır kısım fılmleri izleme sansın oldu. The Artist i merak ediyorum. Tree of life i cok merak ediyordum ama sinematografisi dısında bütün olarak beni cokta memnun etmedi. O yüzden filmleri izlemeden yorum yapmak cok tuhaf geliyor zaten..

    • umurtas

      2 Aralık 2011 at 23:57

      Hugo eleştirisi yarın geliyor. Spoiler verebilirim. Ben çok beğenmedim.

  5. onur

    5 Aralık 2011 at 23:51

    the artist’in şanzlığı bu sene, scorsese gibi bi ustanın da sinemanın o dönemlerine dokundurması. akademi daha samimi bulabilir hugo’yu. daha izlemedim ama the descendants aradan sıyrılırsa şaşmamak lazım bence.yönetmen ödülü de en iyi filme göre şekillenecektir. en iyi erkek brad pitt olsa tadından yenmez ama filmi vermeyip en iyi erkek oyuncuyu jean dujardin e verebilirler. kadın oyuncu isteğim viola davis ama michelle williams sanki bir adım öne geçti. yardımcı erkek brooks ya da plummer allahın emri, gerçi eşcinsel muhabbeti ucundan da olsa artık eski etkiyi yapmadığından brooks daha önde gibi. yardımcı kadın sonuna kadar octavia spencer inanılmaz oynamış umarım alır. sanat yönetmenliği hugo, görüntü yönetmenliği the tree of life almazsa ayıp olurluk. senaryolar için daha erken 50/50, young adult gibi filmleri izleyemedim henüz. son yıllarda akademi yabancı filmde yaptığı sürprizi keşe “bir zamanlar anadolu’da” ile yinelese inanılmaz bişey olur ama iran ve lübnan öndeler gibi..

Yorum yazın...

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin