Oscar Sohbetleri: Ekim Tahminleri

Oscar Sohbetleri: Ekim Tahminleri

Çığlıklar atarak mı başlasam yazıya, ne yapsam acaba? Sonunda yılın en sevdiğim dönemi geldi çattı ve ödül sezonu öncesi her Perşembe yarışın son hali üzerine muhabbet edeceğimiz Oscar Sohbetleri bölümü başladı! Bu yazı serisini sevmemin başlıca sebebi kendimi en özgür şekilde ifade edebildiğim kısım olması. Eleştirileri yazarken bile bazen cümlelerinizi sınırlandırmak zorunda kalabiliyorsunuz, ama burası öyle değil. Dilediğimi söyleyebilecek gibi hissediyorum. Tabi bir de en büyük tutkularımdan olan Oscar hakkında güncel bir şekilde her hafta konuşabilmemizi sağladığı için de mutluluk veriyor. O yüzden hepiniz hoşgeldiniz. Umuyorum 85. Akademi Ödülleri’ne kadar devam edecek bu süreçten en az benim kadar sizler de zevk alırsınız. Lafa girmeden önce iki hatırlatma yapmak istiyorum yalnız ben. Bunlardan birincisi benim güncel olarak hazırladığım Tahminler sayfası. Twitter haricinde direkt bir link veremediğim için hatırlatmak istedim. İkincisi ise yarıştaki filmler hakkındaki öznel fikirlerimi merak edenler için bir başka Oscar Boy kısmı, 2012. Dediğim gibi Twitter’dan direkt link verebildiğim için bilen okuyucularımız vardır. Ben yine de araya sokup kendi sitemde kendi reklamımı yapayım dedim.

Şimdi… Açıkçası balıklama bir şekilde işe başlamak en doğrusu olacak diye düşünüyorum. Normalde Ekim Tahminleri’ni çoktan huzurlarınıza sunmuş olmam gerekirdi. İşin doğrusu, yarışın biraz daha şekillenmesini bekledim. E o zaman… Heyecana hazır mıyız?

Not: Tahmin listelerinde kişisel fikirlerimi bir kenarda tuttuğumu ve tamamen yabancı basında filmlerin aldığı tepkilere göre sıralandırma yaptığımı belirtmek isterim. “İzlemeden nasıl tahmin yaparsın?” isyanlarından evvel araya sıkıştıracağım öznel yorumlara aldanmayacağınızı umuyorum.
** Bir not daha: Ödül sezonu başlayana kadar Oscar Sohbetleri’ni 15 günde bir kaleme alacağım. Yani bir sonraki yazı 8 Kasım’da gelecek.

EN İYİ FİLM

Bugüne kadar Ekim ayından En İyi Film ödülünü kimin alacağını kesin olarak söyleyebildiğimiz hiç olmadı. Öyle ki geçen yıl bu zamanlarda War Horse‘un ödülü alabilme ihtimallerinden bahsediyorduk. O yüzden oyuncu kategorilerinde durum çok farklı işlese de burada aynı kesin sonucu beklemeyin. Peki bir favori var mı? Evet. Amerika’da geçtiğimiz hafta gösterime giren ve halk karşısındaki sınavını da başarıyla veren Argo şu an en büyük favori. Gone Baby Gone‘ın ardından çektiği The Town ile Oscar yolunu kendine açmaya çoktan başlamıştı Affleck. Akademi’nin oyunculuktan yönetmenliğe geçen yıldızları nasıl sevdiği de malum. Clint Eastwood, Kevin Costner ve Mel Gibson örnekleri yeterli olacaktır. İlerleyen yıllarda George Clooney‘nin de yönettiği bir filmle ödül alacağını gayet iyi biliyoruz. Argo‘nun en büyük rakibi ise Lincoln gibi gözüküyor kağıt üzerinde. Spielberg‘in uzun zamandır çektiği en iyi film olarak lanse edilen Lincoln son iki yıldır yabancı filmlere ödül veren Akademi’nin milliyetçilik damarlarına iyi gelecekmiş gibi duruyor. Zaten Les Miserables bir şok yaratmaz ise ben bu yıl Amerikalı bir yapımın En İyi Film seçileceğine garanti gözüyle bakıyorum.

Les Miserables demişken… Henüz seyirci karşısına çıkmayan film sadece üst düzey stüdyo yöneticilerine gösterilmiş ve dedikodulara göre film olağanüstüymüş. Tabi stüdyoların söyledikleri ne kadar önemli diye de düşünülebilir. Ama unutmayın ki The King’s Speech ile The Artist de seyirciden karışık tepkiler almasına rağmen erken bir “stüdyo yöneticileri vizesi” alarak, mükemmel planlanmış lobilerle (Weinstein sağolsun) ödüle kavuşmuştu. Bir şekilde seyirciyle buluşmuş ve iyi eleştirilmiş olarak izleyiciyi ikiye böleceği söylenen Life of Pi, Akademi için fazla arthouse kalabilecek The Master ve Toronto’da sürpriz yapan Silver Linings Playbook var. Her ne kadar eleştirmenler The Master‘ı Akademi’nin En İyi Film ilan edeceğine inanmasa da bu Akademi çok değil, 5 sene evvel There Will Be Blood‘a 8 dalda adaylık vermişti. Umut etmeyi bir kenara bırakmayalım.

Peki o can sıkıcı %5 birincilik oyu engeline katılmadan aday olabilecek filmler hangileri? Inglourious Basterds‘a fazlasıyla bonkör davranan Akademi’nin Tarantino‘yla yıldızları hala barışıksa Django Unchained‘e dikkat diyebilirim. Büyük bir merakla beklediğimiz The Hobbit: An Unexpected Journey ve yine nasıl  bir şey çıkacağı hakkında en ufak bir fikrimin olmadığı Promised Land‘i de yabana atmayalım. Ama bu listede Bigelow‘un yeni filmi Zero Dark Thirty‘nin diğerlerinden çok daha fazla konuşulacağını düşünmekteyim. Madem bu yıl cumhuriyetçi bir seçim bekliyoruz, Zero Dark Thirty‘den daha iyi bir seçenek olabilir mi? Küçük bütçeli işlerden ise en çok Beasts of the Southern Wild ile Moonrise Kingdom‘ın adı ön plana çıkmakta. Hatta Beasts‘in adaylığına kesin gözüyle bakanlar da var. Ben son günlerde Moonrise Kingdom‘dan da gözümüzü ayırmamız gerektiğini düşünmeye başladım. Sanki Wes Anderson artık büyük kategorilerde boy gösterebilecekmiş gibi geliyor. Zemeckis‘in New York Film Festivali’nin kapanışında gösterilen son filmi Flight‘ı da unutmayalım. Beklemediğimiz kadar iyi eleştiriler aldı film. Lakin Flight‘ın Denzel Washington‘ın performansından beslendiği söyleniyor. O yüzden tahminlerde acele etmemekte yarar var.

Yine çoğu eleştirmenin aday olma ihtimaline inandığı Amour gerçeği var bir de. Geçtiğimiz yıl aynı yorumlar A Separation için yapılmıştı. Ben Akademi’nin Amour‘u En İyi Film listesine taşıyabileceğinden çok şüpheliyim. The White Ribbon‘ın ödül almaması antitez olarak gösterilse de En İyi Film ve yabancı film kategorileri çok farklı oylama sistemlerine sahip. O yüzden Amour‘la ilgili inançlarınızı yitirmeyebilirsiniz. Fakat filmi izlememiş Haneke hayranlarının en seyirci dostu filmi olduğu yönündeki yorumlarına pek aldırış etmemesini öneriyorum. Çünkü AmourHaneke‘nin “seyirci dostu olabilme” eşiğinde, daha fazlası değil. Joe Wright‘ın oldukça kötü eleştiriler alan Anna Karenina‘sı, fragmanı bir felaketi andıran Hitchcock, kıyıdan köşeden oyuncu performansları sayesinde listeye sızabilecek The Impossible, The Tree of Life benzeri iki uçta eleştiriler alan Cloud Atlas, rüzgarını çoktan yitiren Sundance çıkışlı The Sessions ve beklenildiği gibi çıkmayan Hyde Park on Hudson da çok çok uzak ihtimaller arasında.

  • Aday olmaya en yakın filmler: Argo, Les Miserables, Life of Pi, Lincoln, The Master, Silver Linings Playbook
  • Olasılıklar: Amour, Beasts of the Southern Wild, Django Unchained, Flight, The Hobbit: An Unexpected Journey, Moonrise Kingdom, Promised Land, Zero Dark Thirty
  • Belki: Anna Karenina, Cloud Atlas, Hitchcock, Hyde Park on Hudson, The Impossible, The Sessions

EN İYİ YÖNETMEN

Ne The Master‘ı, ne de Argo‘yu izledim. O yüzden Paul Thomas Anderson hala Oscar alamamışken Ben Affleck‘in şu an favori olmasına kızmamam lazım. Ama yapamıyorum! Hooper ve Hazanavicius‘dan sonra bir kez daha devlerin mağlubiyetine şahit olacağız gibi duruyor bu sene. Dediğim gibi Affleck şu an en büyük favori. Rakipleri ise En İyi Film / En İyi Yönetmen uyuşmazlığına açık bir sene gibi durduğundan Paul Thomas Anderson ve üçüncü En İyi Yönetmen Oscar’ını alarak Frank Capra ile William Wyler‘ın arasına katılmaya hazırlanan Steven Spielberg. Evet biliyorum, Spielberg‘in Capra ile Wyler gibi efsaneler arasına katılmasına hazır değilsiniz. Yalnız gözden kaçması imkansız bir aşk var ünlü yönetmen ile Akademi arasında. Her yıl törene gelip bir şekilde sahnedeki esprilere dahil edildiğinin farkında değil misiniz?

Filmleri iddialı olduğu için burada boy göstermesi mümkün olan diğer isimlere gelirsek… Ang Lee, Brokeback Mountain ile elinden alınan En İyi Film hakkını Life of Pi ile arayacak gibi gözüküyor. Tabi Life of Pi bu sene Hugo‘nun konumundaymış gibi geliyor bana. Prestijli bir yönetmenden teknik orgazm… David O. Russell ise sadece filminin rüzgarıyla dahil olabilirmiş gibi gözükse de filmdeki çalışmasının bugüne kadarki en iyi işi olduğu iddia ediliyor. Yani Hollywood’un lanetli çocuğu The Fighter‘dan sonra bir kez daha yarışa dahil olabilir. Ve gizemini koruyan Les Miserables‘ın yönetmeni Oscarlı Tom HooperDavid Fincher ve Darren Aronofsky‘ye karşı elde ettiği zaferden sonra filmi kötü çıksa bile aday olabilirmiş gibi geliyor bana. Bu arada ucundan da olsa Kathryn Bigelow‘u göz ardı etmemekte yarar var. İlk beş için yarışacak yönetmen sayısını 7’ye çıkartması filmin alacağı tepkilere bağlı.

Tarantino ve Haneke gibi deneyimli isimlerin durumu şimdilik belirsiz. Benh Zeitlin ise böylesine ünlü yönetmenlerin yarıştığı bir yılda arada kaynayacak gibi duruyor. “Belki” kısmını ise hatır için doldurdum diyebilirim. Anna Karenina‘yı Wright ve Knightley‘nin koyu fanları haricinde seven henüz yok. Promised Land‘in akıbeti belli değil, o yüzden Gus Van Sant için de bir şey söyleyemiyorum. Wes Anderson, Moonrise Kingdom için yapılacak kampanyayı beklemek zorunda. Peter Jackson ise ödül üstüne ödül alan Lord of the Rings sonrası bir başyapıt çıkarmadığı müddetçe açgözlü gelebilir Akademi’ye.

  • Aday olmaya en yakın yönetmenler: Ben Affleck (Argo), Paul Thomas Anderson (The Master), Tom Hooper (Les Miserables), Ang Lee (Life of Pi), David O. Russell (Silver Linings Playbook), Steven Spielberg (Lincoln)
  • Olasılıklar: Kathryn Bigelow (Zero Dark Thirty), Michael Haneke (Amour), Quentin Tarantino (Django Unchained), Benh Zeitlin (Beasts of the Southern Wild)
  • Belki: Wes Anderson (Moonrise Kingdom), Peter Jackson (The Hobbit: An Unexpected Journey), Gus Van Sant (Promised Land), Joe Wright (Anna Karenina), Robert Zemeckis (Flight)

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Joaquin Phoenix bundan bir hafta evvel bir dergide verdiği röpörtajda ödül için yarışan oyuncuları yarış atına benzetti. Tüm bu sürecin bir saçmalık olduğu ve Walk the Line sebebiyle bir zamanlar dahil olduğu bu yarışın kendisini rahatsız hissettirdiği yönünde açıklamalar yaptı. O yüzden aday olacağı kesin olsa da birkaç hafta evvelki kadar ödül alabileceği konusunda kesin konuşamıyoruz. Bu da en büyük rakibi, üçüncü Oscar’ı için geri dönen Daniel Day-Lewis‘e gün doğuruyor. Ama… Day-Lewis‘in başrolünde yer aldığı Lincoln‘ün yönetmeni Steven Spielberg‘ün bugüne kadar tek bir oyuncusuna dahi Oscar kazandıramadığını biliyor muydunuz? Hem de Ralph Fiennes, Oprah Winfrey gibi çok da hak edilmiş adaylıklardan bahsediyorum. Bir başka üçüncü Oscar taliplisi Denzel Washington da işte tam burada devreye giriyor. Şu an Phoenix ve Day-Lewis‘den sonra adaylığı belli olan tek isim.

Listeyi doldurması için ise çok garip seçenekler var elimizde. İyi eleştiriler almasına rağmen Helen Hunt‘ın gölgesinde kalabilecek John Hawkes ilk seçenek. Çok sevdikleri filmin başrolündeki aktörü aday etmeye bayıldıklarından Hugh Jackman da dahil olabilir. Silver Linings Playbook ile kariyerini revize etmeye çalışan Bradley Cooper bu garip listede yer alan bir diğer isim. Ve Anthony Hopkins… Fragmandaki ağır makyaj sebebiyle çok ağır eleştiriler aldı. Taklit gibi durduğu da söylendi. Ama hiç kimse kusura bakmasın geçtiğimiz yıl Meryl Streep tamamen makyaj ve taklitten ibaret olan performansıyla ödül aldıysa Hopkins de pek ala aday olabilir.

Amour‘un alacağı tepkilere bağlı olarak bu isimlerin yanında fazlasıyla yabancı kalan Jean-Louis Trintignant, filminin aldığı eleştiriler sebebiyle yarışta geriye düşen Bill Murray, sürekli ne çıkacağını bilmediğimizi söylediğim Promised Land‘in yıldızı Matt Damon ve son 50 yıldır saçları beyaz olan Richard Gere olasılıklar arasında. Ama hiçbiri yukarıda saydığım 7 aktör kadar iddialı değil. Yani bir sürpriz olmas ise herhangi bir olasılık ya da “belki”nin üst sıralara tırmanması zor gibi gözüküyor. Sadece Argo‘ya aşık olması muhtemel olan Akademi, Affleck‘in oyunculuğundan hoşlanabilir mi diye düşünüyorum. Onun haricinde bir tehdit yok. Yani sakin bir yarış izleyeceğiz gibi gözüküyor.

  • Aday olmaya en yakın oyuncular: Bradley Cooper (Silver Linings Playbook), John Hawkes (The Sessions), Anthony Hopkins (Hitchcock), Hugh Jackman (Les Miserables), Daniel Day-Lewis (Lincoln), Joaquin Phoenix (The Master), Denzel Washington (Flight)
  • Olasılıklar: Matt Damon (Promised Land), Richard Gere (Arbitrage), Bill Murray (Hyde Park on Hudson), Jean-Louis Trintignant (Amour)
  • Belki: Ben Affleck (Argo), Jack Black (Bernie), Jamie Foxx (Django Unchained), Suraj Sharma (Life of Pi)

EN İYİ KADIN OYUNCU

Uzun yıllardır olmadığı kadar zayıf bir yıl geçiriyor En İyi Kadın Oyuncu dalı. Şu anki favori benden 3 ay küçük olmasına rağmen Oscar’a çok yakın olduğu için The Burning Plain‘den beri aramızda var olan fiziksel çekimi bir kenara attığım Jennifer Lawrence. En büyük rakibi ise bene Emmanuelle Riva! “Bence”nin altını özellikle çizmek istiyorum çünkü çoğu eleştirmen Riva‘nın aday olabileceğinden bile şüpheli. Öncelikle kategoride bir başka yabancı dilde performans olacak. Hem de tıpkı Riva gibi Fransızca bir performans. Marion Cotillard‘ın veteran aktrisi liste dışı bırakması mümkün. Bir başka negatif etki filmin Haneke imzalı olması. Kimilerine göre yaşayan en iyi yönetmen olsa da Amour‘un Akademi’nin tarzında olduğunu söylemek delilik olur. Ve tabi Riva‘nın çok gösterişli bir performansı olmaması da var. Ama Sony Pictures’ın elindeki en iyi seçenek şu an Riva. Akademi’nin tarih yazmayı sevdiği de göz önüne alınırsa bugüne kadarki en yaşlı En İyi Kadın Oyuncu olması mümkün. Tüm bunları bir kenara atarsak bu kategoride zafer elde eden aktrislerin yaş ortalaması 29, ki bu da Riva‘yı en çok yaralayabilecek şey gibi gözüküyor.

SAG’in garip kuralları sebebiyle oradan diskalifiye olan Quvenzhane Wallis, yer aldığı her işte başarılı performanslar sunan Helen Mirren ve The Impossible‘de bugüne kadarki en iyi oyunculuğunu yaptığı söylenen Naomi Watts ilk beş için yarışacak aktrisler arasında. Tıpkı En İyi Erkek Oyuncu dalında dediğim gibi burada da durgun bir yarış söz konusu. Geçtiğimiz yıl ödül alan Meryl Streep‘in Hope Springs ile aday olması rüya gibi gözüküyor, ki çok isterim. Hope Springs‘deki performansını ben son yıllarda aldığı cepte adaylıklardan çok daha iyi buldum. Her yıl yeni bir yüzü listeye almayı seven Akademi, Smashed‘in yıldızı Mary Elizabeth Winstead‘e de şans tanıyabilir. Bir de Keira Knightley ismi geçiyor ama tabi bilemiyorum. Pride & Prejudice‘la aday etmiş, Atonement‘da çok sevilmesine rağmen liste dışı bırakmışlardı. O yüzden gelecek aylarda çıkacak listeleri bekleyeceğim. Jessica Chastain ise Zero Dark Thirty‘nin seyirciyle buluştuğu tarihe göre yarıştaki yerini sağlamlaştıracak.

Ginger & Rosa‘da yine mükemmel olduğu söylenen ve artık fark edilmesini çok istediğim Elle Fanning büyük desteğe ihtiyacı olan aday adayları arasında. Yarış fazlasıyla belirsiz göründüğü için bir şeyler olabilir. The Guilt Trip ile geri dönmeye hazırlanan Barbra Streisand ve neden bu kadar abartıldığını anlayamadığım The Best Exotic Marigold Hotel isimli vasat filmin çok sevdiğim aktrisi Judi Dench‘i de listemin sonlarına yerleştirdim. Her ne kadar zayıf geçecek olsa da son beşlinin kimlerden oluşacağını çok ama çok merak ediyorum.

  • Aday olmaya en yakın oyuncular: Marion Cotillard (Rust & Bone), Jennifer Lawrence (Silver Linings Playbook), Helen Mirren (Hitchcock), Emmanuelle Riva (Amour), Quvenzhane Wallis (Beasts of the Southern Wild), Naomi Watts (The Impossible)
  • Olasılıklar: Jessica Chastain (Zero Dark Thirty), Keira Knightley (Anna Karenina), Meryl Streep (Hope Springs), Mary Elizabeth Winstead (Smashed)
  • Belki: Judi Dench (The Best Exotic Marigold Hotel), Elle Fanning (Ginger & Rosa), Barbra Streisand (The Guilt Trip)

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

Bahsettiğimiz altı kategori arasında en büyük belirsizlik burada. Kimileri Philip Seymour Hoffman‘ın Oscar’ını cepte görüyor, ki çok istediğimi bilsem de ikinci ödülünü bu kadar çabuk vermek isteyeceklerinden şüpheliyim. Yalnız şimdilik büyük bir rakibi de yok ortalıkta. Fragmanlarında pek ümit vaat etmeyen Leonardo DiCaprio hiç alamadığı Oscar’ına Christoph Waltz benzeri bir zaferle ulaşır mı şüpheli. Lincoln‘deki performansıyla çok iyi eleştiriler alan Tommy Lee Jones da bir seçenek olabilir. Bu yıl Hope Springs‘de de epey iyiydi Jones malum. Belki 2012 onun yılı olur. Bu kadar üst sıralarda sıraladığımıza benim bile şaşırdığım Matthew McConaughey ise daha Altın Küre’lik bir isim olmasına rağmen adı geçenler arasında. Alan Arkin ise Argo‘nun kadrosunda şansı en yüksek isim gibi duruyor. Ve tabi Robert De Niro… Silver Linings Playbook ile yıllar sonra ilk kez sahalarda usta isim. Adaylığının kesin olduğunu ise pek düşünmüyorum.

Alternatiflerimize gelirsek… Les Miserables‘da nasıl olacağını çok merak ettiğimiz Russell CroweBeasts of the Southern Wild‘da çok büyülemese de John Hawkes-vari bir çıkış yakalayabilecek Dwight Henry, bu yıl Flight‘la da gündemde olan John GoodmanFargo‘dan beri radara yakalanamayan veteran aktör William H. Macy ve artık bir ödüle aday olmasını herşeyden çok istediğimiz Ewan McGregor. Bunlara ek olarak ise ben Christopher Walken‘ın geçen yılın Albert Brooks‘u gibi eleştirmenler tarafından destekleneceğini düşünmekteyim. Yalnız kaderi Brooks‘a yüzde yüz benzerse, o da Akademi tarafından saf dışı bırakılabilir.

  • Aday olmaya en yakın oyuncular: Alan Arkin (Argo), Robert De Niro (Silver Linings Playbook), Leonardo DiCaprio (Django Unchained), Philip Seymour Hoffman (The Master), Tommy Lee Jones (Lincoln), Matthew McConaughey (Magic Mike)
  • Olasılıklar: Russell Crowe (Les Miserables), John Goodman (Argo), Dwight Henry (Beasts of the Southern Wild), William H. Macy (The Sessions), Ewan McGregor (The Impossible)
  • Belki: Hal Holbrook (Promised Land), Michael Pena (End of Watch), Christopher Walken (Seven Psychopaths)

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Sefiller’i okumuş herhangi bir kimse Anne Hathaway‘in Les Miserables‘da çok kilit bir role can verdiğini izlemeden de söyleyebilir. Biz de henüz film hakkında doğru düzgün tek bir eleştiri olmamasına rağmen Hathaway‘yi zirvede tutuyoruz. Yalnız bunun sebebi çok büyük bir rakibi olmamasından da kaynaklanıyor. Helen Hunt şimdilik en çok beğenilen isim gibi gözükse de As Good As It Gets‘den beri ortalıklarda yok kendisi. Tabi rolünün yardımcıdan çok ana rol olduğu da söyleniyor. Bu ödüle giden yolunda önünü kesebilir. Akademi’nin sevdiği oyunculardan Amy Adams ise The Master‘da beğenilmesine rağmen çok da mükemmel olmadığı yönünde eleştiriler aldı. Yine de umutluyuz. Lincoln‘ın kadrosundaki bir başka iddialı oyuncu olarak Sally Field ise üçüncü adaylığıyla üçüncü Oscar’ını alır bakarsınız. Şimdi onu fark ettim de, bu yıl ne kadar da çok Oscarlı isim yarışacak öyle… Hazır Oscarlı demişken, Maggie Smith‘i de listeye ekleyelim. Downton Abbey‘deki karakterinin 2012 versiyonuyla aday olursa çok sevdiğim aktris birinin hakkını yemiş olacağı için üzüleceğim, onu da ekleyeyim.

Dustin Hoffman ilk yönetmenlik deneyiminde Maggie Smith‘den rol çaldığı söylenen Pauline Collins akla gelen ilk olasılıklardan. Yalnız filmin vizyon tarihi adaylığına zarara verebilir. Ve sırf küçük bir filmde yer alması sebebiyle görmezden gelinebilecek Ann Dowd var ki kendisi şu an için bu yıl gördüğüm en iyi kadın oyuncu performansına sahip. Les Miserables ile parlaması mümkün Samantha Barks, bugüne kadar sayısız kere Oscar adaylığı kaçıran Scarlett Johansson, Denzel Washington‘ın gölgesinde kalması muhtemel Kelly Reilly ve çok sevdiğim aktrislerden Frances McDormand da uzak ihtimaller arasında sayılabilir.

  • Aday olmaya en yakın oyuncular: Amy Adams (The Master), Sally Field (Lincoln), Anne Hathaway (Les Miserables), Helen Hunt (The Sessions), Maggie Smith (The Best Exotic Marigold Hotel)
  • Olasılıklar: Pauline Collins (Quartet), Ann Dowd (Compliance)
  • Belki: Samantha Barks (Les Miserables), Judi Dench (Skyfall), Scarlett Johansson (Hitchcock), Frances McDormand (Promised Land), Kelly Reilly (Flight)

*****

Tüm dallardaki tahminlerimi görmek için tıklayın

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Erşah

    “Yalnız gözden kaçması imkansız bir aşk var ünlü yönetmen ile Akademi arasında. Her yıl törene gelip bir şekilde sahnedeki esprilere dahil edildiğinin farkında değil misiniz?”

    Nedense buraya takıldım kaldım. Tintin, Saving Private Ryan ve Jaws ilk aklıma gelenler oldu. Sonra sustum.

    Oscar yarışında yer alacak filmlerin büyük bir kısmının ülkemizde erken gösterime gireceği beni bu sene açısından sevindiriyor. Taa Ocak’ta, Şubat’ta izlemeyeceğiz yarıştaki filmleri sonunda.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.