The Newsroom – 2. Sezon

The Newsroom – 2. Sezon

1

Aaron Sorkin’e olan tarifi mümkünsüz hayranlığım sebebiyle The Social Network ve Moneyball’dan sonra (ne yazık ki The West Wing dönemine yetişemedim), The Newsroom’a da benzer, olağanüstü tepkiler vermiştim ilk sezonunda. Ne yazık ki geçtiğimiz yaz oldukça uzun süren tatilim sebebiyle yazmaya fırsat bulamamıştım diziyi. Ama bu yıl ikinci sezondan bahsetmek için bir fırsatım var elimde. Pazar günü sezon finalini yapan ve üçüncü sezon için onayını alan The Newsroom ne yazık ki ilk sezon kopardığı fırtınanın devamını getiremeyerek dizi hakkında oldukça olumsuz şeyler söyleyen pek çok Amerikalı eleştirmeni haklı çıkardı. Çünkü bu sezon kendini gereğinden fazla ciddiye alan, doğallığını kaybedip gevezeleştikçe inandırıcılıktan uzaklaşan, her biri haddini aşacak derecede entellektüel karakterleri işimizi epey zorlaştırdı. Koca sezonun tek bir hikayenin ekseni üzerinden yürümesi, neredeyse her bölümde “Genoa” ve sonuçları üzerine sayısız diyaloğun olması ne yazık ki tempoyu evet düşürdü. Eminim, sezon finalindeki romantik sonuçlardan memnun kalacak birileri de vardır; ama 8 bölüm boyunca karakterlerine makine muamelesi yapmışken bir anda insani bir özellik yüklemeye çalışmak pek de mantıklı değil. En azından devamlılığı bozduğu kesin.

Özellikle pilot bölümde harikalar yarattığına inandığım Jeff Daniels, bu sefer pek efor sarf etmediği bir sezon geçirdi. Aldığı Emmy adaylığını ödüle dönüştürmesini herkesden çok istesem de Daniels’ın önümüzdeki yaz bu adaylığı tekrar edebileceğine inanmıyorum. Ama onun aksine yardımcı oyunculardan çoğunun rolü arttırılmış ve buna bağlı olarak oyuncuların performansları da yükselmiş. Mesela ikinci sezonun gerçekten ayakları yere basan tek karakteri MacKenzie idi. İlk yıl öğrendiklerimiz sebebiyle bu karakterden epey nefret etmiştik; fakat Sorkin yine kalemini konuşturup MacKenzie’nin kendini savunmasına gerek duymadan Will ile aralarındaki hikaye örgüsüyle tüm perspektifi değiştirmiş. Fakat burada yazarın başarısının yanı sıra Emily Mortimer’ın da epey katkısı mevcut. Büyük ihtimalle kadronun oyunculuk anlamında en iyisi. Bugüne kadar kendisini tekrar etmesinden hep şikayet ettiğim bir aktristi. Ama The Newsroom’da Mortimer’ın da bambaşka bir karaktere bürünebileceğini, inandırıcı olabileceğini görmüş olduk. Genoa bölümlerinin ekmeğini de onun yediğine şüphe yok. Eğer seneye kendisi için bir kampanya yapılacaksa gönderilecek bölümler şimdiden belli.

2

Kadronun bir diğer yıldızı ise Jim Harper karakterini canlandıran John Gallagher Jr. Bu yıl Maggie (Alison Pill) ile aralarındaki anlamsız çekimin uzamasından çok korkuyordum. Neyse ki buna da bir önlem alınmış. Gallagher’a, Meryl Streep’in kızı Grace Gummer’ın canlandırdığı yeni bir karakterle ilişki başlatılmış. Maggie ise, Thomas Sadoski’nin yörüngesinden çıkıp daha büyük çukurlara itilmiş. Tabii bu arada “Maggie’nin tüm bu ölüm ve saç kestirme üzerinden ilerleyen hikayesini daha anlamsız bitirebilirler miydi?” diye düşünmedim değil. Kabus gibi geçen vasat sezon finalindeki en büyük eksilerden biriydi hiç şüphesiz. Dev Patel ve Olivia Munn, The Newsroom’u izlenebilir kılan sempatik karakterleri canlandırıyor. Munn’ın hayatı boyunca ciddi bir aktris olarak ele alınacağına inanmıyorum. Fakat yarattığı Sloah Sabbith karakteri televizyondaki seyri en keyifli kadınlardan biri. Olur da Sorkin, The Newsroom’u sonlandırırsa Sloan’a bir spin-off yazıp bizi bir süre daha kendisiyle meşgul edebilir. Bir itirazım olacağını zannetmiyorum. Sam Waterston’ın adını da eklemeyi unutmayalım. Çok büyük bir hayranı değilim, o yüzden üzerine çok yorum yapmayacağım. Bana bu sadelik içerisinde çok abartılı geliyor. Sorkin’i geri plana atan, gösterişli bir oyunculuğu var.

Gelelim bir de konuk oyunculara… Chris Messina, zaten artık biliyorsunuz, 100 dizi ve bağımsız filmde konuk oyunculuk yapıyor. Burayı da ilk sezonda olduğu gibi renklendirmiş. Ama tabii annesini canlandıran Jane Fonda’nın yanında Messina’ya dönüp bakmak aklınıza gelmiyor. Fonda’nın özellikle 7. bölümün finalindeki oyunculuğu tam bir “Emmy moment”. Bu sene konuk oyuncu olarak Carrie Preston’a (The Good Wife) ödülü kaptırmış olması pek şaşırtıcı değil. Çünkü ilk sezonda elinde pek güçlü bir materyali yoktu. Fakat ikinci sezondaki birkaç sahnesiyle 66. Primetime Emmy Ödülleri için düşündüğümüzden daha kuvvetli bir adaya dönüşebilir. Kadroyu bu yıl renklendiren isimlerden Hamish Linklater’ın üslubuna da hala alışabilmiş değilim. The New Adventures of Old Christine zamanından beri ekrana yakıştıramadığım bir adam kendisi. The Newsroom’da da oldukça antipatik ve tüm bu “Genoa” saçmalığını başımıza açan isim olduğu için sevmesi pek kolay olamıyor. Son dakikada Rosemarie DeWitt’den rolü kapan Marcia Gay Harden eklenebilecek son isim. Onun da Fonda gibi önümüzdeki yıl konuk oyuncu dalını şanlandıracağını düşünüyorum. Uzun zamandır doğru düzgün bir rolde izleyemediğimiz Oscar ödüllü aktris bulunduğu her sahnede rol çalıyor adeta.

3

Hikayedeki büyük sorunlar ve akıllara zarar sezon finali sebebiyle ne yazık ki The Newsroom’un ikinci sezonundan istediğim zevki alamadım. Sanıyorum bu yıl kafamı başka dramalara çevirip kendi ödülüm için başka bir aday bulmam gerekecek. Peki sorun ne? Sorun Aaron Sorkin’in 60’ar dakikadan oluşan 9 bölüme bir network dizisiymişçesine diyalog sığdırma çabası. Kafasında sayısız kelime uçtuğunun farkındayız ama ağızları bir türlü kapanmayan karakterleri gerçek hayatta var olamayacak kadar kadar uçuk. Bu kadar çok sivri kişiliğin de aynı çatı altında buluştuğuna inanmak epey güç. Amerika’nın iç ve dış politikalarıyla ilgili altını çizdiği birkaç şey kayda değer olsa da genele baktığınızda dengeyi bozan çok problem var. Elini biraz daha korkak alıştırıp, koca sezonu tek bir hikaye üzerinden ilerletmez ise The Newsroom’u affetmeye hazırız. Aksi takdirde dörüncü sezonu görebileceğine inanmıyorum.

En İyi Bölüm: Red Team III (Bölüm 7)
Sezon Boyu Spotlight Ödülü: John Gallagher Jr. (Jim Harper)
Sezon Notu: B

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

0 Yorum

  1. Selcuk Tuccar (@thecloudiestday)

    dediğin gibi John Gallagher sezonun en iyisiydi. ilk sezonki gibi her bölümde ayrı haber yapmamaları ve Operasyon Genoa’ya takılmaları çok iyi olmadı. bütün sezon süren haberi yapma ve batırma hikayesi kötü ya da tahmin edilemez sonuçlar doğurmalıydı. bunun yerine son bölümde duygularımıza oynayıp bu sezon bizden bu kadar dediler. yeni sezonda bir de çoluk çocuğa karışırlarsa yandık.

    Yanıt

Bir Cevap Yazın