Game of Thrones – 4. Sezon

Game of Thrones – 4. Sezon

Sophie Turner ve Peter Dinklage
Sophie Turner ve Peter Dinklage

Bugüne kadar tükürdüğümü yalama, yaladığımı yutma, yuttuğumu hiç çekinmeden sindirmek gibi konularda asla yüzüm kızarmadı. Yıllarca dalga geçtiğim Bradley Cooper’u Silver Linings Playbook ile göklere çıkardım. McConaughey’ye hiç tahammülüm yok derken Magic Mike ile Oscar’a aday olmasını istedim. Daniel Day-Lewis’den popülerleştikçe uzaklaştım. Jennifer Lawrence’ın American Hustle ile ödül almasından korktum. Yani 180 derece dönmekten bahsediyorsak hep “Buyrun, benim.” tepkisi veriyorum. Game of Thrones’u da inanılmaz ağır bir şekilde ilerleyen ikinci sezonundan sonra bir daha izlememe kararı almıştım. Üçüncü sezonu yayınlandığı süre boyunca seyretmedim. Ama tabii ki de Twitter’daki ağır reklama ve arkadaşlarımın çılgınca ısrarlarına dayanamayıp başına oturdum geçtiğimiz yaz. Üçüncü sezon beni öyle bir etkiledi ki kitaplarını alıp George R.R. Martin’in katliam dolu dünyasını yakından inceleyeyim dedim. Şimdi de sizlere tam puan verdiğim dördüncü sezon ile sesleniyorum. 10 haftalık soluksuz serüvenimiz yine sezon finaliyle noktalandı geçtiğimiz Pazar gecesi. Ben de çok geciktirmeden HBO’nun elindeki para makinası hakkında konuşayım istedim. İşte uzun bir aradan sonra Sezon Günlükleri‘nde Lord of the Rings’i unutturan Game of Thrones hakkında geveleme zamanı!

Hala dördüncü sezonu izlememiş ya da bitirmemiş olanlar için olabildiğince spoilerdan uzak, genel hatların altını çizerek ilerleyelim isterseniz. Efendim, Game of Thrones artık öyle bir kıvama geldi ki tek bir önemli olayın dahi vuku bulmadığı bölümleri sürükleyici bir hale getirebiliyor. Karakterlerinin hepsine öyle sağlam temeller atılmış ki artık Stannis Baratheon’dan Petyr Baelish’e kadar herkesin ne yapacağını üç aşağı beş yukarı kestirebiliyoruz. Game of Thrones serisini okuyanlar kitapların ne kadar kötü bir dille yazıldığını ve özellikle serinin ikinci ayağından itibaren her sayfanın Martin tarafından bizzat katledildiğini fark etmiştir. Ne yazık ki orijinal serinin yazarı yüzlerce gereksiz yan karakteri isimlendirerek asla ilerleyemediğiniz, akıcılıktan oldukça uzak bir kitap serisi yaratmış. Lakin HBO’daki dizi, kitapların aksine olayları öyle güzel ele alıyor ve bir yandan da kitabın ruhunu öyle güzel koruyor ki en iyi uyarlamalar arasına adını yazdırmayı başarıyor. Dördüncü sezonda da 2011’den bu yana devam etmekte olan serüvenin ne kadar planlı bir başlangıç yaptığına bir kez daha şahit olduk.

Maisie Williams ve Rory McCann
Maisie Williams ve Rory McCann

Ana karakteri olmayan bir öykü olduğu için bu sezonda da hiçbir karaktere gereğinden fazla zaman ayrılmadı. Eminim herkes favorilerini belirlemiş ve sıra onların sevdiği kısımlara geldiğinde keyifleniyordur. Lakin dördüncü sezonda Jon Snow’u (Kit Harington) bile ilgi çekici kılabilmeyi başarmış senaristler. Bugüne kadar pek çok savaş sahnesi izlememize rağmen tamamı Duvar’da geçen dokuzuncu bölüm, daha önceki sezonlarda izlediğimiz tüm savaşları unutturdu. Başından sonuna kadar gözümüzü kırpmadan izlediğimiz, diyalog miktarı az olmasına rağmen seyircinin konsantrasyonunu asla dağıtmayan bir saat sundu önümüze Game of Thrones. Öyle ki bu bölümden sonra Lord of the Rings ile karşılaştırmalar yapıldı. Hatta Peter Jackson’ın koca bir şaklabanlıktan ibaret olan The Hobbit serisiyle ilgili bir tweet de ben armağan ettim Twitter’daki şenliğe. Gerçi mevzu sadece Jackson değil. Fantastik filmler üreten herkesin Game of Thrones’u izlemesi ve özellikle dördüncü sezonda gelinen noktanın arkasındaki başarılı hareketleri öğrenmesi şart.

Bu yıl geçen sezondaki karizmasını bir kenara bırakan ve yavaştan çöküşe geçen Daenerys Targaryen (Emilia Clarke) yerine Stark ailesinin kızları Arya (Masisie Williams) ve Sansa’nın (Sophie Turner) varlığı öne çıktı. Her ikisinin de hikayesindeki belirgin değişiklikler ve saptıkları yeni yollar üç yıldır dizlerimize vurup, ahlanıp vahlanıp izlediğimiz genç kızlar için ilk kez mutlu olmamıza yardımcı oldu. Gerçi Littlefinger (Aidan Gillen) ile aynı havayı soluyan Sansa’nın önü ne kadar açık olabilir emin değilim. Red Wedding sonrası Purple Wedding’in daha hayırlı bir şekilde sonuçlanması, Jaime (Nikolaj Coster-Waldau) ile Brienne (Gwendoline Christie) arasındaki garip ilişki, Ygritte’in (Rose Leslie) intikamı derken 10 bölüm bir anda bitti. Yalnız belirtmeden geçemeceğim, Stark ailesinin bir diğer bireyi olan Bran’in (Isaac Hempstead Wright) öyküsü o kadar sıkıcı ve gereksiz geliyor ki bana, bu karakteri ve yanındaki diğer oyuncuları tamamen kadrodan çıkarsalar itiraz için ağzımı açacağımı zannetmiyorum.

Jack Gleeson ve Natalie Dormer
Jack Gleeson ve Natalie Dormer

Tyrell ailesinin kısıtlı ekran süresini görmezden gelecek olursak Pedro Pascal transferi ve zavallı Theon’a (Alfie Allen) ilk kez acımamıza sebep olan sahneleriyle yine unutulmaz anlara ev sahipliği yaptı Game of Thrones. Lakin bu sezonun yıldızı açık ara Peter Dinklage. Babası Tywin (Charles Dance) ve kızkardeşi Cersei (Lena Headey) sonunda Dinklage’ın karakteri Tyrion’ı köşeye sıkıştıracak bir fırsat yakaladı bu yıl. Ve sezonun da en önemli, en iyi yazılmış sahneleri buradan çıktı. Sibel Kekilli de nasibini aldı tabii bu hikayenin zenginliğinden. Özellikle Tyrion Lannister’ın sorgulandığı The Laws of Gods and Men isimli bölümde dizinin tüm aktör ve aktrislerinden üst sınıf oyunculuklar gördük. Eğer ki dizinin Emmy kampanyasının arkasındaki isimler bu bölümü ATAS’a sunma akıllılığında bulunursa Peter Dinklage’a hem adaylık, hem de rahat bir ödül gelir. Bu yıl ödülü Breaking Bad’in son sezonunda kılını kıpırdatmayan Aaron Paul’a kaptırırsa çok üzüleceğim.

Dünya üzerinde televizyonla azıcık ilgisi olan herkesin Game of Thrones izlediğinden şüphem yok. İkinci sezonun zayıf olduğu konusunda bana katılıyorsanız üç ve özellikle dördüncü sezondan büyük haz duyacağınıza da şüphem yok. Şimdi ne yazık ki bir sene daha bu muhteşem serüvenin devam etmesi için bekleyeceğiz. Lakin dizi önemli olayların hepsini geride bıraktığı için ilerleyen sezonlarda seyircinin ilgisini ayakta tutmayı nasıl başaracak merak ediyorum. Artık Varys (Conleth Hill) ile Tyrion’a bir aşk hikayesi mi yazarlar, yoksa Khaleesi’yi kölelerden biriyle mi baş göz ederler göreceğiz. Kitapların tansiyonu yükseltmek için yapabileceği bir yardım kalmadı ne de olsa. Neyse. Game of Thrones’u kolay kolay bırakacak değiliz ne de olsa. Ya da benim gibi bıraksanız da geri döneceğiniz kesin. Şimdilik hoşçakalın. Bir sonraki Sezon Günlükleri‘nde görüşmek üzere.

En İyi Bölüm: The Laws of Gods and Men (Bölüm 6)
Sezon Boyu Spotlight Ödülü: Peter Dinklage (Tyrion Lannister)
Sezon Notu: A+

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Refik Eren Uysal

    Her hafta iple çktiğim bir diziydi şimdi bir sene bekleyeceğimi düşündükçe kafayı yiyecek gibi oluyorum.Bu sezon gerçekten şahaneydi.Oyunculuk ve karakterler konusunda birkaç lafım var

    -Öncelike Lena Headey tek kelimeyle şahaneydi.Cersei’yi benim gözümde efsaneleştirdi. .Diziyi izleyen herkes Cersei’den bahsederken “bu kadından nefret etmeyi seviyoruz ” diyorlar.Ama bendeki sıkıntı şu ben bu kadını direkt seviyorum nefret etmiyorum yani.Ki yaptığı bazı kötülüklerin sebeplerini de haklı buluyorum.Ya bende içten içe bir ruh hastalığı var ya da Lena Headey’i sevmemden kaynaklı bir durum.

    -Gelelim Kit Harrington’a bu adamın konuşma tarzına acayip takmış vaziyetteyim.Artık sebebi aksan mıdır ağzı yapısı mıdır bilmiyorum ama rahatsızlık duyuyorum.Oyunculuk zaten kısıtlı bir de üstüne konuşması öyle yok katlanılmıyor yani.Zaten Jon Snow da öyle bayıldığım bir karakter değil.

    -Charles Dance karizma kelimesinin vücut bulmuş hali.Oyunculuk yine şahane.Sinirimi zıplatan ama içten içe hayranlık duyduğum bir karaktere şahane bir şekilde hayat veriyor.Hele Tommen ile olan sahnesindeki oyunculuğuna bayıldım.

    -Conleth Hill sakin ama etkileyici bir oyunculuk sergiliyor.Varys zaten en sevdiğim 5 karakter içerisinde diyebilirim.Ki bence Baelish’den daha tehlikeli ve zeki.

    -Peter Dinklage’e birşey söylememe gerek yok kusursuz.

    -Ve son olarak kısa kısa Arya mükemmel gidiyor umutluyuz.Sansa hafiften adama dönüyor ama mıy mıylıktan kurtulacak mı zannetmem.Theon’a acımak istemiyorum ama kurtulsun da istiyorum karışığım.Daenerys Güzin Ablayı geçti sahnelerinde sıkılıyordum iyice sıkıldım.Diana Rigg’i bu sezon daha çok görmek isterdim.Sam le şu mıymıntı kız baydılar.Padro Pascal’ın Oberyn Martell’i canlandıracağı açıklanınca kitabı okuyan güruh burun kıvırdı ama adam çok iyiydi.Hound’un da hafiften de olsa merhametli olduğunu gördük.

    Velhasıl güzel sezondu şimdi bir sene beklemek zorundayız.Kusura bakmayın biraz fazla çene yaptım.Bize ne kardeşim dediğiniz duyar gibiyim =D.İnsanın favori dizisi olunca maalesef tutamıyor kendini.Bir de kitaplar konusunda benimle aynı görüşe sahip bir kişinin olduğunu görmekte sevindirdi =D

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.