Dheepan

Dheepan

Dheepan
Yönetmen: Jacques Audiard | Oyuncular: Antonythasan Jesuthasan, Kalieswari Srinivasan, Claudine Vinasithamby, Vincent Rottiers, Marc Zinga, Tarik Lamli | Senaryo: Jacques Audiard, Thomas Bidegain, Noé Debré | 109 dakika | Drama

dheepan_ver2İlkokul yıllarında sinemaya merak salmış ufak bir izleyici olarak dünya Oscar’ın etrafında dönüyor zannediyorken prestijli film festivalleriyle tanıştığımda yepyeni bir dünyanın kapılarını aralamıştım. Özellikle Cannes’a olan merakımın ne zaman doğduğunu hatırlamıyorum. Ama şu bir gerçek ki artık hayatımın merkezinde filmler yer aldığından yeni yıl benim için Ocak ayında değil, Cannes’ın sezonun fitilini ateşlediği Mayıs’da başlıyor. Nuri Bilge Ceylan’ın ödülle döndüğü 2002’deki festivalden beri de bir şekilde Fransa’nın güneyinde gerçekleşen bu etkinliği takip etmeye çalışıyorum. “Altın Palmiye’yi kim hak etti?”, “Hangi film ödülsüz döndüğü için jüri taşlanmayı hak ediyor?” gibi sorulara cevap aradığımız takibi dönemi de bir şekilde Filmekimi tamamlıyor esasında. Çünkü muhtemelen Türkiye’deki en iyi organizasyonlardan biri olan Filmekimi, Cannes seçkisinde yer alan yapımların neredeyse hepsini karşımıza çıkarmak için elinden geleni yapmakta. Bu yıl da yine ana yarışmadaki pek çok filmle buluştuk festival dahilinde. Aralarında belki de en çok merak ettiklerimden biri pek sevdiğim Jacques Audiard’ın tartışmalara yol açan Altın Palmiye zaferinin sahibi Dheepan’dı. Uluslararası platformlarda çoktan sona ermiş bu tartışmanın alevini bir de biz harlayalım bakalım.

Claudine Vinasithamby ve Antonythasan Jesuthasan
Claudine Vinasithamby ve Antonythasan Jesuthasan

Jacques Audiard, bana kalırsa Fransız sinemasının isimsiz kahramanlarından birisi. Tabii ki de bizim gibi sinemaseverler Audiard’ı iyi tanıyor. Ama ortalama izleyicinin François Ozon, Luc Besson ve Jean-Pierre Jeunet haricinde başka bir Fransız yönetmene adını ezberleyecek kadar bağlanmaya niyeti yok. Xavier Dolan’ın Kanada çıkışlı olduğundan bihaber kalabalığı hiç saymıyorum zaten. Dardenneler’i de bu gruba dahil ederek haksızlık etmek istiyorum açıkçası. Hem onlar, hem de audiard anlatmak istediği pek çok hikayesi, derdi, bir amaçları olan yönetmenler. Dolayısıyla da filmografilerinin her halkası ayrı bir heyecan yaratıyor. 2009 tarihinde huzurlarımıza sunduğu A Prophet isimli başyapıtından sonra Rust & Bone için kamera arkasına geçmişti Audiard. Ne acıdır ki bu filmlerden birisi Haneke’nin The White Ribbon’ıyla aynı seneye denk geldiği için Altın Palmiye şansını son anda kaçırdı. Diğeri ise En İyi Kadın Oyuncu ödülü için epey iddialıyken Beyond the Hills’in gazabına uğradı. Dheepan artık kendi ülkelerinin sinema tarihinde çok önemli bir yeri olan bu yönetmeni ödüllendirmeleri için harika bir fırsattı tabii. Fakat Cannes, Oscar’ın kurallarıyla işleyen bir düzeneğe sahip değil. Her sene jüri değiştiğinden birilerinin sırasının geldiğini düşünerek ödül aldığını söylemek yanlış kaçabilir. Fakat ortalama eleştiriler alarak yarışmadaki Son of Saul, Carol, The Assassin gibi yapımların gölgesinde kalan bir yapım olduğundan kafalar epey karışık.

Kalieaswari Srinivasan
Kalieaswari Srinivasan

Dheepan, Sri Lanka’dan Fransa’ya göç ederek hayatta kalmaya çalışan üç kişilik sözde bir aileyi konu alıyor. “Sözde” diyorum, çünkü hikayenin merkezindeki üç karakterin birlikte yol almalarının tek sebebi ülkelerindeki kargaşadan uzaklaşıp mutluluğu bulmak. Uzaktan şahit olup dizlerimize vurarak takip ettiğimiz mülteci meselesine daha ilk sahnede çarpıcı bir detayla giriş yapıyor Jacques Audiard. Ölmüş insanların pasaportlarıyla ülkelerini terk etmeye çalışırken bu kimliklere uyabilmek için Yalini, kalabalığın içerisinde 12 yaşında bir kız çocuğu aramaya koyuluyor. Çadırların etrafında dört bir yana saçılmış çocukların yanına teker teker gidip sonunda aradığını bulduğunda filme adını da veren Dheepan’ın yanına dönerek sahte bir aile olarak ülkeden firar ediyorlar. Fransa’ya göç eden çekirdek aile pek de tekin olmayan bir toplu konutta kapıcılık işi buluyor. Dheepan temizlikten, Yalini sadece posta kutularından sorumlu oluyor. Evin kızından tek istedikleri ise okuması. Tabii bu istekle biraz da onların topluma asimile olma ihtiyaçlarının altı çiziliyor. Yalnız zamanla hayatın bir anda bu kadar kolaylaşamayacağını da fark etmeye başlıyorlar. Ek işlerin de devreye girmesiyle birlikte bir zamanlar kendi ülkelerinde hayatta kalma mücadelesi veren Dheepan ve Yalini, kendini bir kez daha benzer bir durumun içerisinde buluyor.

Yazının başında da söylediğim gibi Audiard, gerçekten de duyarlı ve dile getirmek istediği sıkıntıları olan bir yönetmen. Şu an dünyadaki en önemli meselelerden biri ülkelerini terk etmek, aidiyet duygusunu hissetmek için göç etmek zorunda kalan mülteciler. Fakat filmin yapısıyla ve senaryosuyla ilgili ciddi sıkıntılar mevcut. Birincisi, her daim sosyal meselelere objektif bir bakış açısıyla yaklaşabilen Audiard bu sefer inanılmaz “beyaz” bir perspektifin kurbanı olmuş. Filmin en başında ana karakterlerden Yalini’nin kuzeni İngiltere’de olduğu için Fransa’ya gideceklerini duyduğunda yaşadığı hayal kırıklığını hissedebiliyorsunuz. Daha sonra Yalini ile Dheepan arasında değişen dinamikler sebebiyle bu İngiltere meselesi birkaç kere daha gündeme getiriliyor. Fakat ben böylesine donanımlı bir yönetmen/senaristin seyirciyi “Mutluluk Fransa’da değil, Bentley taksili, yeşil mi yeşil, beş çayının olduğu İngiltere’de.” gibi bir yere varan finalle yalnız bırakmasını epey çiğ buldum.

Kalieaswari Srinivasan ve Vincent Rottiers
Kalieaswari Srinivasan ve Vincent Rottiers

Bir diğer problem ise filmin son yarım saatinde ne yapmak istediğini hiç kimsenin anlayamamış olması. Evet, bu mülteci hikayeleri özellikle son dönemde Avrupa Sineması’nın vazgeçilmezlerinden biri haline dönüştü. Ben eli yüzü düzgün şeyler izlediğimiz sürece “Yine mi aynı mesele?” tepkisini vermeyi planlamıyorum. Fakat Dheepan, edepli bir dramayken A Prophet’daki araba sahnesini hatırlatan bir çatışmaya geçiyor. Amaç muhtemelen Sri Lanka’da daha büyük ölçekli bir yaşam mücadelesinin içerisinde kalan ana karakterin psikolojisini tanımlayabilmek. Peki bunu ince ayrıntılarla usta bir biçimde filmin önceki safhalarında dile getiren Audiard’ın sırf daha çok gürültü koparabilmek için böyle bir şey yapmaya ihtiyacı var mıydı? İşte orası meçhul. Ki bu da bizi az evvel zikrettiğim probleme getiriyor bir kez daha. Fransa’da camı buğulu, kapısı olmayan banyolu evin yarattığı gerçeklik var. İngiltere’de ise parlak siyah boyalı bir araba, arka bahçesi olan bir ev, mangal partisi var. Tabii yönetmenin asıl amacı kendi ülkesinde giderek yayılan uyuşturucu satışı ve bu pazarı elinde tutan bir başka göçmen grubunu anlatmak için Sri Lanka’lı mültecileri paravan olarak kullanmak ise bilemeyeceğim. Ki böyle bir ihtimalin Dheepan’ı okuması çok daha çirkin bir film haline dönüştüreceği de kesin.

Çok sevdiğim bir sinemacının kariyerine hiç yakışmayan, el atmak istediği meselelere fazla yabancı kalmış bir film Dheepan. “Beyaz adamın endişeleri” başlığı filme daha çok yakışabilirmiş. Ama kabul ediyorum, ilk yarısında gerçekten de iyi toparlanmış, karşılaşacağınız tren enkazıyla ilgili emareler taşımayan bir gidişat mevcut. Filmin tüm oyuncuları da birinci sınıf performanslarıyla bu tezimi kuvvetlendiriyor. Sırf bunlara hatrına daha fazla taşlamayıp kenara çekileceğim. Tabii siz yine de Cannes tarihinin Altın Palmiye almış en zayıf filmlerinden biriyle karşı karşıya olduğunuzu bilin.


Dheepan İnceleyen tarih .
2.75

Benim notum

55%
55% C
Audiard sinemasının ve Altın Palmiye tarihinin en zayıf halkası. Finali her türlü kötü eleştiriyi hak ediyor. Unutmak için çaba göstermek en doğrusu.

Kullanıcı Notu:

71%
(1 oylar)

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

Bir Cevap Yazın