Filmekimi’nden Oscar’a…

Filmekimi’nden Oscar’a…

The Birth of a Nation
The Birth of a Nation

Blog / sinema sitesi işinde en tahammül edemediğim yazı çeşidi sadece fragmandan oluşan “Öneriler” listesi. Zaten bir avuç web sayfası, bahsi geçen festivalden de önerilebilecek sınırlı sayıda film oluyor. E tabii döne dolana aynı filmleri sırf fragmanla paylaştıkları zaman bunları kim okuyor başlığı üzerinden majör karabasanlar basıyor. Ben de tembel rakiplerime (rakip who?) inat Twitter’da shade görevimi yaptıktan sonra herhangi bir bağımın bulunmadığı İKSV’nin katıldığım tek etkinliği Filmekimi’nden tarihte ilk defa nelere bilet almanız gerektiğini söyleyeceğim. Daha doğrusu “Benim varım yoğum ödül sezonudur, ondan ilerisi size kalsın.” diyenlere es geçmemeleri gereken filmleri sıralayacağım. İyi çıkabilir, kötü de çıkabilir. Sorumluluk kabul etmiyorum. Ama evet adını duyacağınız yapımların bir Oscar şansı var. Bu arada biletler nerede, ne zaman satılıyor diye merak ediyorsanız Google’dan Filmekimi diye aratın bir zahmet. Hadi buyursunlar:

  • ARRIVAL: Denis Villeneuve’ün Sicario’dan sonraki yeni numarası uğradığı festivallerden ayakta alkışlanarak geri dönmese de yönetmenin sinemasını sevenler genelde iyi yorumlar yapıyor. Film Kasım ayında Türkiye’de de gösterime girecek. Ama anasının karnında dokuz ay bekleyemeyenler için Filmekimi programında mevcut. Şimdilik tek umudu teknik kategoriler gibi gözükse de eğer henüz seyirci karşısına çıkmamış ve Oscar iddiası olan Billy Lynn’s Long Halfime Walk, Fences, Silence gibi yapımlar çuvallarsa Arrival’a En İyi Film, hatta En İyi Yönetmen dalları göz kırpabilir. Amy Adams da kalabalık Oscar yarışında kendisine yer arıyor.
  • THE BIRTH OF NATION: Filmin yönetmeni/senaristi/başrolü Nate Parker 17 sene önce adının karıştığı tecavüz davası sebebiyle sektör tarafından çoktan aforoz edildi. Yalnız Fox Searchlight yaptığı taktik değişikliği sayesinde zaten çoktan yaralanmış olan filmi Toronto’daki gösteriminde herhangi bir arbede çıkmadan seyirciyle buluşturmayı başardı. Eğer bu skandal Parker’ın yakasını bırakırsa The Birth of a Nation’ı En İyi Film dahil olmak üzere pek çok kategoride pörtlerken görebiliriz. Yalnız ciddi bir arınma gerçekleşmesi gerekiyor, ki şimdilik bu ihtimale inanmak pek güç.
A Monster Calls
A Monster Calls
  • A MONSTER CALLS: Elinde bir başka ödül sezonu filmi (Loving) barındıran Focus Features, henüz tamamen A Monster Calls’a konsantre olmuş değil. Fakat izleyen herkesi gözyaşlarına boğduğu söylenen yapım muhtemelen gişede ciddi bir başarı elde edecek. Sonrası da çorap söküğü gibi gelir zaten. The Impossible ile kucak açtıkları J.A. Bayona’nın önderliğinde pek çok teknik kategoride ve tabii klişe “kanserli anne” rolünü iyi kotardığı söylenen Felicity Jones’a En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında yer açılabilir.
  • FLORENCE FOSTER JENKINS: Oscar’ı iyice oyun bahçesine çeviren Meryl Streep de uzun yıllardır hiç olmadığı kadar güçlü bir film serisiyle gelen Paramount’un kozları arasında. Silence, Fences, Arrival, Allied derken oradan oraya savrulacak stüdyonun Hugh Grant için de bir kampanya yürütmesi mümkün. Ama unutmayın ki her ne kadar gişede çok başarılı olsa da Hugh Grant sektör tarafından sevilmeyen, hatta nefret edilen bir aktör. Kimlerin tahammül edemediğini merak ediyorsanız, direkt “kadın düşmanı” damgasını yemiş Grant’in IMDb sayfasından bugüne kadar yer aldığı tüm yapımlardaki rol arkadaşlarını araştırabilirsiniz.
  • ELLE: Bu filmin yanına iki tane ünlem işareti koymanızı rica ediyorum. Neden? Bir kere şimdiden Fransa’nın Meryl Streep’i olarak etiketlendirilip piyasaya sunulan Isabelle Huppert’in ön kampanyası başladı. Ayrıca yabancı film kategorisinde de Fransa’nın Elle ile başvurması bekleniyor. Ki böyle bir durumda Huppert’i kadın oyuncu tahminlerimize koyarken de epey rahat edeceğiz. Yalnız tecavüz meselesini ağzına sakız etmiş ve hatta yaşadığı travmaya mizahi bir yaklaşımı olan kadının etrafında dönüyormuş öykü. Akademi’nin ahlak damarı ağır basabilir mi?
Hell or High Water
Hell or High Water
  • HELL OR HIGH WATER: Eğer ödüller adına ölü sezon sayılabilecek Ocak – Ağustos döneminden Florence Foster Jenkins haricinde bir Oscar filmi arıyorsanız Hell or High Water’a göz atabilirsiniz. Favorinin olmadığı En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu yarışında Jeff Bridges da aldığı birkaç eleştirmen ödülü ve mutlak surette geleceğine inandığım Spirit adaylığıyla ben de varım diyecek. Merak ettiğim aynı zamanda iyi eleştiriler alan yapımın başka kategorilere de zıplayıp zıplayamayacağı. Mesela senaryo dalında bir sürpriz görebilir miyiz diye düşünüyorum.
  • CAPTAIN FANTASTIC: Son birkaç haftadır herkesin dilinde olan Captain Fantastic de kadın oyuncu dalına göre epey zayıf bir sene geçiren En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde Viggo Mortensen ile karşımıza çıkabilir. Yine çok övülen performanslar arasında ve cılız yarış böyle bir bağımsızın parlaması için tam da aranan fırsat. Hatırlarsanız Eastern Promises ve In the Valley of Elah yine böyle boş bir senede Mortensen ile Tommy Lee Jones’a şans getirmişti. Tarihin tekerrür ettiğine şahit olabiliriz.
The Happiest Day in the Life of Olli Mäki
The Happiest Day in the Life of Olli Mäki

Oscar yarışının okyanusun diğer tarafında pek umursamayan ama özellikle Avrupa’da epey konuşulan Yabancı Film dalına başvuru yapmış filmler de var festival programında. Onları da bir avazda sıralayalım dilerseniz.

  • TONI ERDMANN (Almanya): Cannes’da Altın Palmiye’yi alamaması epey olay olmuştu bu 160 dakikalık komedinin. Üzerinden aylar geçti ve hâlâ da eleştirmenlerin fikri değişmedi. Bilemiyorum bu kadar uzun bir film Akademi’nin ilgisini görür mü. Ama siz Oscar’a aday olur mu diye düşünmeden izleyin. <shade> Zaten muhtemelen herkesin “Filmekimi’nde izlemeniz gereken 156 film” yazısında yer alır. </shade>
  • UNDER THE SHADOW (Birleşik Krallık): Henüz bugün duyuruldu Birleşik Krallık’ın Under the Shadow ile başvurduğu. İran – İngiltere ortak yapımı bir korku filmi ve gittiği her festivalde harika eleştiriler alıyor. Benim dolu bir salonda çığlık ata ata böyle bir deneyimin içine dalmaya niyetim yok. Türün sevenleri, Oscar’a aday olamayacağı bariz gibi görünse de, kaçırmasın derim.
  • SIERANEVADA (Romanya): Yine uzunluğu sebebiyle (173′) Oscar’dan veto yiyecek bir film gibi gözüküyor. Cristian Mungiu’nun Graduation’ı yerine seçildiği için de epey tepkiler aldı. Ama bir yandan da bize The Death of Mr. Lazarescu’yu hediye etmiş Cristi Puiu’dan bahsediyoruz. “Yaşasın Yeni Rumen Sineması!” çığlıklarıyla sinemaya koşmalık.
  • THE HAPPIEST DAY IN THE LIFE OF OLLI MÄKI (Finlandiya): İşte bu filmden fena halde şüpheleniyorum. Dokuz filmlik kısa listeye kalacakmış gibi duran yapım meşhur Fin boksör Olli Mäki’yi anlatıyor. Muhtemelen Hollywood versiyonu çekilse pek çok kategoride varlık gösterebilecek bir potansiyele sahip. Şu an Metascore’u da 96! Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünden ödülle döndüğünü de hatırlatayım.
My Life as a Zucchini
My Life as a Zucchini
  • THE AGE OF SHADOWS (Güney Kore): Yakışıklı filmler yapmayı âdet edinmiş Güney Kore’den yine Prada ve Toni & Guy sponsorluğunda iyi eleştiriler almış bir gerilim. Kamera arkasında buralarda pek tutmuş I Saw the Devil ve A Tale of Two Sisters’ın yönetmeni Kim Jee-won var. Ben de programımda yer yaratabilirsem bir gideyim diyorum. Kore bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Hadi baba Güney Kore, yapabilirsin!
  • MY LIFE AS A ZUCCHINI (İsviçre): Şimdiden iddiaya girmeye hazırım, My Life as a Zucchini ya Yabancı Dilde En İyi Film ya da En İyi Animasyon kategorisine aday olacak. Persepolis’in izinden gitmeye hazırlanan yapım Cannes’dan beri majör festivallere çok uğramadan seyirciyle bağ kurmaya devam ediyor. Daha evvel stop-motion kısalar çekmiş yönetmenin de ilk uzun metrajlı animasyonuymuş.
  • JULIETA (İspanya): The Skin I Live In’den sonra direksiyonu bambaşka bir yöne kıran Pedro Almodovar isminin hatrına kısa listeye kalabilecek filmlerden bir diğerinin sahibi. Yabancı film kategorisindeki başarılarıyla tanınan Sony Pictures Classics’in elinde olması da büyük avantaj.
  • DESIERTO (Meksika): Alfonso Cuarón’un oğlu Jonás Cuarón tarafından yazılıp yönetilen Desierto’nun geçen sene BFI’da dakikalarca yuhalandığını hatırlıyorum. Ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Varsın kadrosunda Gael Garcia Bernal ve Jeffrey Dean Morgan gibi tanıdık yüzler olsun. Ama ille de yabancı film yarışında eksiğim kalmasın diyorsanız önden buyrun.
  • CLASH (Mısır): Hakkında çok az şey biliyor olsam da Clash hakkında yazılıp çizilenleri azıcık araştırdığınızda sürpriz yapabileceğini görüyorsunuz. Tamamı bir polis kamyonunda geçen yapım Cannes’ın Belirli bir Bakış bölümünün açılışını yapmıştı.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.