A Man Called Ove

A Man Called Ove

Yönetmen: Hannes Holm | Oyuncular: Rolf Lassgård, Bahar Pars, Filip Berg, Ida Engvoll, Tobias Almborg, Klas Wiljergård, Chatarina Larsson, Börje Lundberg, Stefan Gödicke | Senaryo: Hannes Holm (uyarlama), Fredrik Backman (roman) | 116 dakika | Drama, Komedi

| C- |


Kaidesizliğini vurgun farz ettiğimiz Kuzey Sineması, Oscar’ın yabancı film müsabakasında yine iyi bir yıl geçiriyor. Üstelik adını anmaya niyetlendiğim A Man Called Ove ne amaçla böylesine fuzuli ve aşırı bir miktarda kullanıldığını anlamadığım prostetik makyajıyla teknik kategorinin de kısa listesine kaldı. Tam şekerli formülüyle İzlandik mizahına ek olarak Avrupa Sineması’nın Hollywood’a öykünen yarısından da izler taşıyor bu tesirleri arasında baş dönmesi ve halsizlik barındıran minik yapım. Çok da “minik” lafına aldanmayın. Çünkü kötü anıları kadar rekorlarla da tarih kitaplarına geçen 2016’da İsveç’in en çok izlenen filmi oldu Ove. Hikayesine gelecek olursak… Zorunlu emekli, aksi ihtiyarımız yaşamını sonlandırmaya karar veriyor; fakat hayatına ansızın giren yeni komşularıyla kurduğu beklenmedik bağ buz tutmuş dünyasını biraz olsun ısıtıyor. Tek cümlede ne kadar ağdalı bir film olabileceğinin sinyallerini verdiğimize göre kolları bulaşıkçı gibi sıvayalım. Keskin başlangıcının ardından direksiyonu kırıp klişeler diyarına bodoslama giren A Man Called Ove, bu yıl izlediğiniz en vasat film olmaya talip. Seyircisinin aklını çelebilmek için göze aldığı tüm düzenbazlıklar akraba olmaya çalıştığı ana akım Amerikan sinemasında defalarca denendi. Konsept olarak birbirini pek andırmasa da matematiği yakın tarihte izlediğimiz The Intouchables isimli, Çağan Irmak tarafından yönetilmemiş en iyi Çağan Irmak filmini andırıyor. Bıkmadık şu sert mizaçlı ama kalbi ponpon Hulusi Kentmen ekolünden. Bir de yeni moda bu yaşlı başlı amcalara jenerasyon farkını da kullanarak faşizm çözdürmek, toplumun ishal olmuş tüm yaralarına parmak basmak. Daha ilk sahnesinde finalde neler olacağının sinyallerini veren bir hikayeye iki saatlik film çekmek neresinden bakarsanız bakın müsriflik. Dil bariyerini göz ardı ederek Michael Caine’le, Robert De Niro’yla düşünün şu filmi de ne kadar büyük bir vahamete tanıklık ettiğinizi kavrayın.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

1 Yorum

  1. Barkın

    ‘_’. C- vermene çok şaşırdım.Çünkü ben bu filmi çok sevmiştim.Bence tam puanı hakeden bir film.Bu arada zevklerimiz genelde uyuşur.Şaşırmamın bir diğer nedeni de buydu.Örneğin bende senin gibi Toni Erdmann’ın abartılmış kötü bir film olduğunu düşünüyorum.

    Yanıt

Bir Cevap Yazın