Killing Eve (3. Sezon)

Killing Eve (3. Sezon)

Yaratıcı: Luke Jennings (roman) | Oyuncular: Sandra Oh, Jodie Comer, Fiona Shaw, Kim Bodnia, Owen McDonnell, Sean Delaney, Raj Bajaj, Turlough Convery, Steve Pemberton, Danny Sapani, Harriet Walter, Gemma Whelan, Camile Cottin | 60 dakika | BBC America

Çok yapacak bir şeyim varmış gibi henüz izlediğim Killing Eve sezon finaliyle birlikte ben de “Evet, bu sezon Killing Eve’in zirvesiydi.” diyenler kervanına katıldım. Başladığı yerden çok uzaklaşmasa da kuir gönül bağlarını saklamaktan çekinmeyen ve işi Eve ile Villanelle arasındaki tarifi imkansız bağa tümüyle bağlayan bir işe dönüştü Phoebe Waller-Bridge’in de yapımcıları arasında aldığı proje. Bir gerilim romanı serisinden uyarlama BBC America harikasının ilk sezonunda sevmelere doyamadığımız Phoebe senarist olarak da işlev görmüştü biliyorsunuz ki; ama artık senaryo odasının diğer güçlü kalemlerinin elinde Killing Eve’imiz. Peki üçüncü sezonu bu kadar özel kılan, hem eleştirel anlamda hem de sosyal medya reaksiyonları üzerinden bu kadar konuşulmasını sağlayan neydi? Kaostan beslenişleri, tekinsizliği pek düz olan kötü karakterine nihayet bir geçmiş yazabilmeyi başardılar her şeyden evvel. Bir nevi çocukluğuna dair bütün travmalarının acısını Anneler Günü haftasında alan bir Villanelle armağan ettiler seyirciye. Dizinin tek kırılma noktası bu değil tabii ki. Buzdan inşa edilmiş gibi gösterilen, ama içerisinde harlanan yangınları görebildiğimiz bütün karakterlerini çeşitli imtihanlara soktular. Hayatını sıfırdan inşa eden bir kadın, bugüne kadar olduğu kişiden hoşnutsuzluk duymaya başlayan bir sosyopat ve evladını yaşamında yaptığı tercihler yüzünden kaybettiğini düşünen bir anne. Üçü de birbirinden kompleks özelliklerle inşa edilmiş zat-ı şahaneleri daha savunmasız görmenin keyfini yaşadık sanıyorum. Bilinmezlikte yüzüşlerimiz sadece bir sonraki hamlelerini tahmin edememekten değil, mental durumlarındaki dalgalanmaların hakikatli sebeplerini görebilmemizden de kaynaklanınca tadından yenmez bir diziye dönüştü iyice. Az da olsa kan kaybettiğini düşündüğüm ikinci seriden sonra görev yerine daha büyük bir şevkle dönmüş ve birbirinden kilometrelerce uzakta varlıklarını sürdüren iki ana karakteri arasındaki homoerotik tansiyonu da anlamlandırabilen bir hâli vardı kısacası Killing Eve’in. Üstüne ellerindeki materyalin geçmişte bir ise şimdi bin hakkını veren kastı da eklenince sekiz haftanın yetersiz kaldığı bir maceraya tanıklık etmi olduk. Şimdi yine Villanelle’in gardırobundan çıkaracağı trençkotları, tulumları, bluzları görebilmek için bir yıl (belki bu korona sebebiyle daha da fazla) bekleyecek olmamıza lanet edeceğiz. Fiona Shaw’un kabiliyetlerinin nihayet farkına varan senaristlerin ona nasıl yeni bir hareket alanı sağlayacağını düşünüp duracağız. Ve tabii köprüdeki buluşmanın arkası yarınını merak ede ede çıldıracağız. Neyse artık. Kavuşması hep böyle baldan tatlı olacaksa hasretini de çekeriz…
MVP: Fiona Shaw (Carolyn Martens)

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.