2020’nin ilk yarısından 20 şarkı

2020’nin ilk yarısından 20 şarkı

Esasında bunu Twitter’da bir thread olarak paylaşmayı düşünüyordum. Fakat yazarken haklarında söylemek istediğim pek çok şey olduğunu fark ettim. O yüzden 2020’nin ilk yarısı bitmişken albümler yerine, benim için bu altı ayı pek güzel tanımlayan ve bana kendi maceramda eşlik etmiş 20 şarkıyı sıralayayım istedim. Hem Oscar Boy’u dönüştürmeye çalıştığım platformla ilgili de ufak bir ipucu olur. Sinemadan televizyona, oradan da bütünüyle müziğe sıçrayan yolculuğumun ufak bir tanıtımı gibi düşünün. Arada ağzınıza layık bir şeyler çıkacağını da umuyorum… Hadi başlayalım!

Tanerélle | Nothing Without You

İlk dinlediğimde bütün gece boyunca başa sarıp sarıp ağladığım Nothing Without You, yeni keşfim Tanerélle’in insanlığa bahşettiği bir mucize gibi. Modern R&B’nin elektro gitar ve piyano destekli balladları arasında parıl parıl parıldıyor ve hakkında söylenen şu cümleyi fazlasıyla haklı çıkarıyor: Tanerélle is not a singer, she’s an emotion. Mama Saturn canlı performansını izlemenizi de şiddetle tavsiye ederim.


Dijon | alley-oop

Sosyal medya varlığımın biyografi kısmında beliren cümle bu şarkıdan. Zaten sene içerisinde fazlasıyla da reklamını yapmıştım hesaplarında. Doğuştan autotune’lu sesiyle Swamp Dogg hissi yaratan Dijon, slim’ine soruyor evlensek mi, şehre mi taşınsak, ne etsek. Ama karar vermek için acele etmene de gerek yok diye buyuruyor. Eee slim, sen ne diyorsun bu işe? Bir de şu var, alley-oop’un bir basketbol terimi olduğunu da bu şarkı sayesinde öğrendim. Kültürse kültür. Sanatsa sanat.


Chloe x Halle | Don’t Make It Harder on Me

Hiç kuşkusuz 2020’nin en iyi albümünü çıkaran Chloe ve Halle kardeşler, çalma listelerimizde albümlerindeki her şarkılarıyla arz-ı endam eylemesine eyliyor da Don’t Make It Harder on Me’nin flörtözlüğü beni pek cezbetti. Yoksa Do It çalıp koronasız bir dünyada en sevdiklerimle gitmeyi pek özlediğim mekanlarda ele güne nispet yapar gibi salınmayı da düşlemiyor değilim. Ama “You already had your chance.” diye bir bakmamasını söylüyor ya hani yitip gidene, orada yelkenleri suya indiriyorum işte.


H.E.R. | Sometimes

Benim için epey zorlu başlayan 2020’de terapistimden sonra en büyük desteği H.E.R.’den aldım açıkçası. Hard Place’i bağıra çağıra söyleyerek gözyaşlarımdan sel yaptığım günler geride kalınca Sometimes’ı bastım bağrıma. Çok düz, hayatın bazen yüzümüze gülmediğini ve bunun da fazlasıyla normal olduğunu söyleyen bir şarkı aslında. Bir kapı kapanıyorsa sebebi vardır be cancağızım diye başınızı okşayan cinsten.


Jessie Reyez | DO YOU LOVE HER

Billie Eilish destekli Jessie Reyez’in debut albümü baştan aşağı hit dolu ama açılıştaki Do You Love Her’ün tadı bambaşka. Aldatılmış olmanın acısıyla zehrini döken Jessie, açılışta “I should’ve fucked your friends.” diyerek tüm asabiyetini savuruyor canını yakan zat-ı zırtapoza. Artık tam olarak neyle bağ kurduğumu bilmiyorum. Ancak Reyez’in aynı anda hem çok kırılgan, hem de çok agresif olabilen vokalinde kayboldum galiba biraz. If I blow your brains out, I could kiss it better yahu!


Jessie Ware | Spotlight

Jessie Ware’in albümü her dinleyişimde yeni bir keşif sunmaya devam ediyor bana ama varlığıyla henüz tanışmayanları da kendi tarafına kolayca çekebileceğini düşündüğüm Spotlight en çok çevirdiğim şarkısı olma şerefini başkalarına bırakmadı neyse ki. Beni sanki serin bir İstanbul gecesinde, kötü bir vitamin çiğniyormuşum hissi yaratan, karışımında enerji içeceği barındıran kokteylimle tabanlarım ağrıyana kadar dans ettiğim hissine ışınlıyor. Ah geceler, 2008’den 2014’e kadar bütün geceler…


Jack River | Dark Star

Normal şartlarda EP’leri dinlemeye pek yeltenmem; ama Jack River bir arkadaş tavsiyesi sonucu önüme düştü. İyi ki de düştü! Dark Star, Londra maceramın da ortağı olup üç hafta sürmeyen bir enteresan heyecanın soundtrackine dönüştü. Koronanın bile engel olamadığı o münasebet çok farklı bir formda ebediyete kollarını açmışken Jack River da arkadan seslendi işte: Leave your loved-up lover on the cold ground!


Katie Pruitt | Wishful Thinking

Bu şarkının tanrıyla ilişkili olması ihtimali canımı sıksa da başka bir yerden tutarak kucaklıyorum ben kendisini. Katie Pruitt’in şarkıcı/söz yazarı kişileri pek seven ve country müzikten nasibini almışlara da gıkı çıkmayanları sarıp sarmalayacak Promises albümü yenilip yutulmayı bir kenarda bekleyedursun, Wishful Thinking zirveyi yaşatıyor tek başına. Biraz Alacakaranlık serisinde Bella Swan’ın karnını tutarak yatakta cenin pozisyonuna geçiş hâlini yaşatıyor. Ama acıyı bile sevmeyi öğrendik artık, olsun o kadar!


Orla Gartland | Did It to Myself

2020 marşımın bu şarkı olacağını sandım uzunca bir süre ne yalan söyleyeyim. Ayrılınmış, epeyce aşılmış, alışkanlıklardan kurtulunmamış bir zaman aralığında Normal People’da karşıma tekrar çıkınca da post travmatik stres bozukluğum beliriverdi sağdan sağdan. Şimdi sadece Orla’nın “Oh my God, you’re everything I know. Let it sink in right now.” dediği yerdeki şaşkınlığını ve ürkekliğini dinleyip saygıyla anıyorum, uzak bir geçmişten hatırlarda kalan son zerrecik olduğu için.


Evdeki Saat | Uzunlar (V1)

Bu şarkı çok enteresan bir yere konumlandı hayatımda. Closettan geç çıkış, koşa koşa bir ilişkiye atlayış ve ardından boşluğa düşünce ben kimim, neyim, ne istiyorumların arka arkaya sıralandığı haftalarda bir sanatsal (!) selfie paylaşımının parçası olarak düştü çalma listeme çünkü. Sanki hayatımın üçüncü parçasının, bu herkesin ve her şeyin ben mücadele edersem hayatımda bir biçimde yer bulabileceğini iyice kavradığım dönemin özetiymişçesine, sözlerden bağımsız canımız oldu. Olsundu da.


Soccer Mommy | circle the drain

Circle the Drain’i başıma değil direkt kafama yağan yağmurların olduğu günlerde tekrara alıp dinliyorum. Soccer Mommy’nin yapı bozan ama bir taraftan da iyileştirici bir müzik yaptığını artık kabul ettim. O yüzden acil durumlarda koşarak 10/10 kaydı color theory’nin kollarına sarılmaktan asla çekinmiyorum. Tabii favori belli. Bazen her şey iyi giderken bile kötü hissetmek mümkün diyor, düştüğüm kuyuya bir ışık çakılıyor işte.


Foxes | Love Not Loving You

Foxes’ın pop formunda anti pop yaptığını düşünen delilerden biri olarak yeni teklisine de dinlediğim anda düştüm. Sevmeyi sevmekten sevmemeyi sevmeye geçişteki o ince çizgide omuz silkip, el sallayıp, iki garip dans hareketiyle gideni uğurluyor bir güzel. Ya da gönderileni mi demeli? Tıpkısının aynısından şarkılarla doldurduğu bir albüme ne kadar aç olduğumuzu da ekleyeyim unutmadan. Gel de özgür bırak bizi Foxes!


Lucy Rose | Question It All

Başucu şarkılarımdan Shiver’ın sahibesi Lucy Rose da varoluşumuza dair bütün sorgulamalarımızdan kendine bir çelenk yapmış. Question It All alıştığımız tarzının bir tık dışında olsa da bütün gücünü sesinin naifliğinden alan Lucymiz Roseumuz’un diskografisinde bir yerlere bağlamayı başarıyor kendini. Bağlılık yeminlerine bir başkaldırış olarak nitelendirilmeye de müsait akışında her şeyi sorguluyorum dedikçe kafamı sallıyorum. I feel you, sis.


Rina Sawayama | Dynasty

Bu sene eğer boş olmayan bir albüm aranıyorsa adresimiz belli. Yeni takıntımız Rina Sawayama, popüler müziğe dair her şeyi yeniden tanımlayıp kendi gökkuşağında eritiyor bir güzel. Yalnız XS’i, Bad Friend’i, Who’s Gonna Save Us Now’ı uzaktan göz kırpsa da albümün açılışını yapan Dynasty pek haşmetli, karşı koyamıyorum. Biraz da albümün genel bir özeti gibi olduğu için galiba. Karma’nın Aşk’ı neyse Sawayama’nın Dynasty’si o diyelim, mesaj her yere ulaşsın.


AURORA | Exist for Love

Heteronormatif aşk şarkılarının artık bulunduğum gezegende bir geçerliliği olmasa da açılış cümlesi haricinde âşık olma hâlini pek güzel özetliyor billur sesli Aurora. Bu sene dinleye dinleye eskittiğim parçalar içerisinde pozitif bir tonu olan tek parça da bu galiba. Sürüden ayrıldığı için de ayrıca seviyor olabilirim. Hayattaki her iyi şey seni hatırlatıyor, tüm o yollar sana çıkıyor dedirten birileriyle buluşmak dileğiyle.


070 Shake | Morrow

Sona doğru biraz tarzımızı değiştirelim bakalım… Elektroniğin hip-hop ve az buçuk popla da buluştuğu yerde 070 Shake, Morrow’la hem daha önce dinlediğiniz her şeye benzeyen, hem de bir o kadar benzemeyen bir şeyi deniyor. Esasında albümün kalanında daha deneysel sularda yüzdüğü bir takım numaraları var. Fakat Morrow’un yarın burada olur muyum bilmiyorum diyerek boşluğa bakındığı yerde empati kurulacak bir şeyler buluyorum herhâlde.


Childish Gambino | Algorhythm

Ama Donald Glover Bey, benim sizin müziğinizle hiç aram yoktu. Common gibi müzik değil TED Talk yapıyor diyerek eleştiriler getirirken yine tükürdüğümüzü yaladık, görüyor musunuz? Bu tekdüze şarkıya tutunduğum yer de 1:25 ve sonrası olsa gerek. Beni sürüklediği duygu hâlinde hatırlamaya üşendiğim seneler var.


Jason Isbell and the 400 Unit | What’ve I Done to Help

Daha önce varlığından haberim olmadığı için pek utandığım Jason Isbell’in albümü de yıl sonu listemde üst sıraları tırmalarken What’ve I Done to Help satır satır ezberlediğim, her gün en az bir kez uğradığım marş olarak yerini alıyor bu yazıda. Biraz fazla yenilgiye uğradığım bir yıldan bu kadar mutlu çıkıyor oluşumu hayretle karşılarken Jason Isbell sesiyle ufak bir kontrolden geçiriyor beni. Bak ama unutma diyor, yaralarını kaşımadan hatırla.


Lanterns on the Lake | When It All Comes True

Lanterns on the Lake de altı aylık yolculuğumda beni sıfırdan alıp yüze doğru taşıyan birini temsil ediyor. Dolayısıyla duyduğum anda bıraktığım sigaramı yakmak ve koronanın el vermediği dünyada sanal da olsa suratına suratına üfleyerek sabaha kadar sohbet etmek istiyorum. Neyse teknoloji çağının mimarlarına teşekkürlerimizi sunalım mesafeleri kısalttığı için ve Lanterns on the Lake dinleyelim biz: But I’ll keep my word. Cidden.


Lady Gaga | Replay

Esasında bu listeye Dua Lipa ya da Lady Gaga’yı koymayı düşünmüyordum, iki albümü de fazlasıyla tüketmiş olmama karşın. Ancak Replay’in ifade ettiği halet-i ruhiyeden öyle bir geçtim ki, böylesi görülmemiştir. O yüzden havayı yumruklaya yumruklaya söylüyoruz: You’re the worst thing and the best thing that happened to me. Hadi şimdi replay, hatta re-replay!


Spotify yolları taştan>>>

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

2 Yorum

  1. Geri İzleme: Mercury Adayları ’20 – Oscar Boy

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.