Jurassic World: Dominion

Jurassic World: Dominion

Yönetmen: Colin Trevorrow | Oyuncular: Chris Pratt, Bryce Dallas Howard, Laura Dern, Jeff Goldblum, Sam Neill, DeWanda Wise, Mamoudou Athie, Isabella Sermon, Campbell Scott, BD Wong, Omar Sy, Justice Smith, Daniella Pineda | Senaryo: Emily Carmichael, Colin Trevorrow, Derek Connolly | 146 dakika | ABD, Malta | Aksiyon, Macera, Bilimkurgu, Gerilim

Sinema tarihinde öyle ya da böyle iz bırakmış serilerin ya da seri olmaya yüz tutmuş öykülerin, Marvel’ın kapılarını açtığı, tekrar tekrar tüketime sokma döngüsünden yararlandığını sıklıkla görür olduk son yıllarda. Tabii ki de bu MCU’nun bir buluşu değil. Hollywood, tutmuş, ticari beklentileri karşılamış formüllerin kanını emmekle meşhur bir çark. Ancak 21. yüzyılın ikinci dekatında bunun bir alışkanlığa, fark edilir bir modaya dönüştüğünü kimse inkâr edemez. Yalnızca dev bütçeli prodüksiyonların salonlara seyirci çekebildiği günlere de giriş yapmışken, Steven Spielberg’ün kapılarını araladığı Jurassic Park evreninde geçen, tamamen fanlarına servis etmeye meyil etmiş altıncı yapım Jurassic World: Dominion‘ı da benzer bir alışmışlıkla karşılıyoruz hâliyle. Bayrağı 2015 yılında devralan Colin Trevorrow, orijinal seriden tanıdığımız Laura Dern – Sam Neill – Jeff Goldblum üçlüsünün canlandırdığı karakterleri de kumpanyasına katarak açtığı defteri nihayete eriştiriyor. Senaryonun merkezinde yine bilindik cümleler tekrarlanmakta. İnsan, doğanın en büyük düşmanı ve hırslarıyla da dengeyi bozmak üzere yaratılmış saatli bir bomba aslında. Yer yüzünde görülmüş en yırtıcı hayvanın kimyasını bile ait olmadığımız piramitlere kirli ellerimizle bulaşarak bozduğumuzu ima ediyor. Ancak bu sefer daha bugünden, pek de saklamadığı bir mesajı daha var: Çiftçiliğin köküne kibrit suyu dökülmeden vegan ol!

Veganlığa dair kör parmağım gözüne pankartına gelmeden evvel kendine oyalanmak için birden fazla karakter ve bununla birlikte birden fazla da ark seçiyor Jurassic World: Dominion. Yeniler, eskiler, 15-20 yıl sonra varlıklarıyla tekrardan huzurumuzu bozacak mini mini birler büyük teknoloji kuruluşlarının asla masum olmayan niyetlerini gün yüzüne çıkarma amacında buluşsalar da farklı rotalar izliyorlar. Bir tarafta idealler oluşturuyor zemini, diğer tarafta kandan öte bir bağın verdiği sorumluluklar. Hatta mesele kalabalığın en genç halkasına indiğinizde temel varoluş sorgulamalarına bile evrilmekte. Ancak bunu incelikten asla nasibini almamış, özelliksiz fikirlerin oluşturduğu bir kakafoninin içerisinde ve mantık sınırlarını zorlayan bir plastikliği her yerine bulaştırarak hallediyor. Tüm bunlara ilaveten Jurassic World: Dominion’ın teknolojiyi yeniden keşfediyormuş gibi davranmasının getirdiği, seyircisini afallatan bir tarafı da var. Çünkü bütün yatırımını yalnızca ekranda bir anda beliren dinozorların çeşitliliğine, büyüklüğüne, hareket kabiliyetlerine ve gerçekliğine yapıyor. Bu alanda devrim seneler önce yapılmamışçasına… Zamana uyum sağlamak söz konusu olduğunda da beyazları yeni siyah karakterlerine kurtaran, bir helikopter yolculuğunda göz göze getirip “Devir nasıl da değişti.” dedirten basitliğini de hatırlatmak şart.

Serinin, muhtemelen seriden vazgeçmiş fanlarına, armağan niyetindeki jenerasyonları buluşturma fikrinin akla ilk gelen stüdyo numaraları arasında boğulmasını izlerken, film hafızası pek de geniş sayılmayacak kitleler haricinde kimseye hitap etmeye meyletmeyen yapım kendince büyük bir finale de uzanıyor aslında. Yeryüzünün gördüğü en büyük karnivor, familyasının otobur üyelerine mağlup olurken hayasızlığın, asabiyetin, vicdana mahal vermeyen o yırtıcılığın et ürünlerinden geldiğinin altını çiziyor usulca. Ama bu kadar. Dramatik bir çatı yaratmadan, muhtemelen binbir ricayla çağırdığı Jurassic Park efsanelerinin hatıralarına saygı duymadan, bir sinema filmine layık görüldüğüne inanamadığımız diyaloglarla… Gece yarısı sinemasına uygun, güldürmek yerine gülünç duruma düşen, Türkçe seslendirmenin çok yakışacağı bir bayağılığın orta yerinde iyice kutuplaşmış dünyaya birlikte mutlu mesut yaşamayı öğrenmemizi öğütlüyor oluşu da başrolünü Hollywood’un en meşhur cumhuriyetçisine emanet eden Dominion’a pek yaraşıyor tabii.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.