Ticket to Paradise

Ticket to Paradise

Ticket to Paradise
Yönetmen: Ol Parker | Oyuncular: Julia Roberts, George Clooney, Kaitlyn Dever, Maxime Bouttier, Billie Lourd, Lucas Bravo | Senaryo: Ol Parker, Daniel Pipski | 104 dakika | ABD | Romantik, Komedi

Kadını aciz ve erkeğin ilgisine muhtaç, erkeği de kahraman ve rasyonalizmin poster yüzü ilan eden doksanların romantik komedi furyası, 21. yüzyılla birlikte evrim geçirince bütün oyuncaklarını öğrendiğimiz türün izlerini sildik hep birlikte. Meg Ryan’dan Julia Roberts’a, Hugh Grant’ten Tom Hanks’e pek çok ismin de yıldızını parlatan janr, Hollywood’taki çarkların işleyişi temelinden oynayınca tümden yok oldu. Ancak sanıyorum ki biraz da Amerika menşeli “film yıldızı” kavramının tanımı değişince yaşayan son starları arar oldu gözler. Varlığını devam filmlerine, çizgi roman uyarlamalarına, ya çok büyük ya da mikro ölçekte yapımlara armağan eden endüstri yetişkinleri hedef almış, orta hâlli yapımları unuttu. Julia Roberts ve George Clooney’i, ki bu ikili daha evvel hiç geleneksel bir romantik komedide başrolleri paylaşmadı, buluşturan Ticket to Paradise işte tamamen bu damara oynuyor. Birileri dürtmese açlığını hissettiğimizi anlamayacağımız türün iki dekat öncesine ait imajını toparlıyor ve farklı bir yüzyılda zirveyi görmüş bir ikilinin beyaz perdedeki tartışılmaz tesirini hatırlatarak nesli tükenen bütçesi kararında yapımlar kervanına katılıyor. Ama yeni bir cümle kurmadan, ama meselesini sündürerek, ama bir coğrafyanın turizmine katkıda bulunmak için uzun bir video klibe dönerek…

Basit bir yerden kuruyor Ticket to Paradise, hikâyesini. Evliliği sadece beş yıl sürmüş, boşanmalarının ardından evlatları haricinde hayatta hiçbir şeyde ortak paydada buluşamamış bir çifti izliyoruz. Tam kızları için hayalini kurdukları geleceğe yaklaşmışlarken, üniversite mezuniyetinin ardından en yakın arkadaşıyla Bali’ye tatile giden çocukları oradaki yerlilerden birine gönlünü kaptırıyor ve hızlıca evlenme kararı alıyor. Hayatı beklemeye alıp Bali’ye giden çiftimiz de kızlarını kararından vazgeçirmek için iş birliği yapmak mecburiyetinde kalıyor. Fakat bu ortaklık tahmin edebileceğiniz üzere, geçmiş defterlerin tekrardan açıldığı bir yere sürükleniyor. Kati surette şaşırtmak gibi bir fonksiyonu yok Ticket to Paradise’ın. Ebeveynlerimize mahsus, kendi yaptığı hataların aynılarını tekrarlamayalım diye verdikleri mücadelenin ayrıcalıklı, beyaz ve Amerikalı bir aile özelinde işlediğini düşünseniz yeterli gelecektir filmde neler olup biteceğini tahmin edebilmek için zaten.

Tabii ki de filmi farklı kılan şeyler var. Birincisi, fâni gözlerimizin pek özlediği Clooney ile Roberts’ın tartışılmaz kimyası bu popcorn eğlenceliği daha izlenebilir kılmakta. İkincisi, dünyadaki değişimin hayli farkında olduklarından Bali’ye yaptıkları ziyarette bir kültürü yağmalamak değil, filmin ana karakterlerinden birine dönüştürmek gibi bir eylemde bulunulmuş. Hatta bu uğurda hikâyenin taze âşığı Kaitlyn Dever’ın arka plana itildiğini söylemek bile mümkün. Ve üçüncüsü de, romantik komediler bünyesinde üretilen mizojinist mizahın yerinde yeller esmekte. Ne fazla dikkatten plastik, ne de doksanlardan bu yana ne kadar yol kat ettiğimizi görmezden gelecek kadar küstah. Tam kararında bir uyanıklık var Ticket to Paradise’ta. Örneğin Bali’de yosun tarımı yapan oğlanın, hukuk mezunu kızımıza uygun görülmesinde sınıfın, ırkın, kültürün bahsi bir kez bile geçmiyor.

Maxime Bouttier’i ömrümün sonuna kadar filmlerde izlemek istediğimi ekleyerek neden hızlıca bir romantik komedi klasiğine dönüşemeyeceğini de konuşalım tabii filmin. Kendini tekrar etmekten asla yılmıyor ne yazık ki yönetmen Ol Parker’ın, Daniel Pipski ile yazdığı senaryo. Tekerrürlere karakterlerin tekil yolculuklarında, kurulan mizansenlerde ve filmin bütün erkeklerini kadınlarla eşleştirirken yarattığı ilişki dinamiklerinde rastlamak mümkün. Seyirci, anlaması pek de güç olmayan detayları kaçırmasın diye verilen mücadele biraz abartılı boyutlarda. Ellerindeki patlama noktalarının tamamına ev sahipliği yapan düğün kısmı da bu sebepten yarım saatlik bir porsiyona sünmüş. Ancak yıl 1998’miş gibi salondan çıkmak isteyene, pandemi sonrası salonların yollarını unutanlara iyi bir yatırım olabileceğini not düşmem şart. Aksadığı hâliyle bile nostaljik bir sinema deneyimi armağan ediyor Ticket to Paradise ne de olsa.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.