The Woman King

The Woman King

The Woman King
Yönetmen: Gina Prince-Bythewood | Oyuncular: Viola Davis, Thuso Mbedu, Lashana Lynch, Sheila Atim, John Boyega, Hero Fiennes Tiffin, Adrienne Warren, Jayme Lawson, Masali Baduza, Angélique Kidjo, Jimmy Odukoya | Senaryo: Dana Stevens, Maria Bello | ABD | 135′ | Drama, Aksiyon, Tarih

Son dönemin en fazla mükafatlandırılmış oyuncularından Viola Davis’i başrolünde barındıran The Woman King, Black Panther’ın açtığı kapılardan geçerek yol alan özel bir prodüksiyon. 19. yüzyılda köle ticaretine başkaldırmış yegâne Batı Afrika Krallığı’nın çok da bilinmeyen geçmişini konu almakta. Tamamı kadınlardan oluşan askeri birliği Agojie ile tarihte yer edinmiş Dahomey’de geçiyor öykü. General Nanisca, alayının önde gelen diğer kadın askerleri ve ateşli silahlara dokunmayan birliğe yeni katılmış gençleriyle, kendilerinden gelişmiş ekonomilerin limanlarına yanaşarak kurduğu sömürgeci tezgaha açılmış bir savaş olarak özetlenebilir bütünü. Beyaz ağırlıklı milletlerin fırsatçılıklarıyla çanak tuttukları, Batı Afrika ülkeleri arasındaki güç dengesizliğine son vermek üzere çetin bir yola baş koymuş bir ordu var merkezinde. Bu cesaret isteyen hamlenin beyni kral gibi gözükse de kadınların önderlik ettiği – neredeyse – halk darbesinin taşları yerinden oynattığını kısa sürede gösteriyor film. Tabii ki de asıl büyük meseleye geçmişle yüzleşmeyi zorunlu kılan bir takım çatışmalar ekleyerek, askeri mevcudiyeti haricinde bir karakter atamakta güçlük çektiğimiz kadınları da ete kemiğe bürünüyor. Sonrası ise kimilerine göre tarihsel gerçekliklere hıyanet eden, tersine bir kahramanlık masalı.

Kurgusaldan, tarafsız belgesel hakikati beklemek akıl kârı değil elbette. The Woman King özelinde dönen tartışmaları da, meseleye hâkimiyetimiz sıfır olduğu için bu açıdan değerlendirmek pek zor. Dahomey Krallığı’nın köle ticaretine dolaylı yoldan hizmet ettiği ve hatta burada isimleriyle kahramanlaştırılmış olanların, işgalcilerle hoşbeş etmiş zalimler olduğu da iddia edilmekte. Fakat bir aklama olduğunu düşünmeden Hollywood’a dair özensizliğin ya da tarihçiler arasındaki anlaşmazlığın beyazperdede vücut bulan yeni bir yansıması diye de değerlendirmeye aldığımızda The Woman King’in eleştirilecek yanı bir hayli fazla. Bunların başında askerlerinin robot gibi gözükmesini istemediğinden, iki ana karakteri arasında kurduğu ilişki geliyor. Maternal duygular yerine kız kardeşliği tercih ederken saptığı bu gereksiz yolda Nanisca ile Nawi adındaki rollerin de ihtiyaç duymadığı yeni, daha önce defalarca kez tekrarlanmış bir karakter gelişimi üretme gayreti var filmin. Bütün mücadeleyi hiçe sayan bir yavanlıkla seyirciyi yorarak, dikkat dağıtan plastik bir his yaratmaktan öteye de gidemiyor üstelik.

Hiç figüran kullanılmadığı not düşülürse şayet, sarf edilen eforu bir nebze takdir etmemize yardım eden kadrosu esas hazinesi tabii ki The Woman King’in. Hem geleneksel aksiyonlardan beslenip hem de kendi evrenine sadık kalan yönetmen Gina Prince-Bythewood, başrolleri arasında inanılmaz bir kimya yakalamış. Eleştirilerde adanmışlıklarıyla Viola Davis ile Thuso Mbedu’nun adı anılsa da yardımcı rollerde eşsiz karizmalarıyla öne çıkan Lashana Lynch ile Sheila Atim’in payı daha büyük. Sayelerinde Portekiz’den gelen süvariden başka krallıkların lider askerlerine kadar kötü yazılmış bütün yan karakterleri görmezden gelebildiğimiz için finale doğru yer aldıkları sahneler azaldıkça The Woman King iyice tökezlemeye başlıyor. Ezilmiş, hor görülmüş toplumlarda muhafazakar iktidarların desteğiyle, Mehter Marşı’na tekabül eden naralar atarak savaşa koşmak gibi bir durum yok elbette. Ama The Woman King boşlukları dolduramadığı için ne yazık ki tıkanıp kalıyor, kimliksizleşerek hurracılara dönüşüyor adeta.

Esas derdi, siyah hareketinin bugününe de değinerek asırlardır süren mücadeleyi hatırlatmak ve dillendirilmemiş bir tarihi, bütün imkânları da kullanarak en epik formunda yeni nesile aktarmak elbette. Kapanış jeneriğinin arasına taşıdığı, filmde kaybedilen kadın savaşçıların adının anıldığı bir sahnede 2020 yılında polis şiddeti sonucu kaybedilen ve BLM protestolarının da fitilini ateşleyen Breonna Taylor’ı da listeye ilave etmesi bundan. Ancak yakın temasın mevzubahis olduğu çatışmalar haricinde ayakta durmakta güçlük çektiği, ana karakterleriyle değil de iyi kullanamadığı yardımcı rolleriyle akıllarda kaldığı için açtığı pankart, amaçladığı tesiri yaratamıyor.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

Bir Cevap Yazın