Bros

Bros

Bros
Yönetmen: Nicholas Stoller | Oyuncular: Billy Eichner, Luke Macfarlane, Ts Madison, Monica Raymund, Guillermo Díaz, Guy Branum, Amanda Bearse, Jim Rash, Bowen Yang | Senaryo: Nicholas Stoller, Billy Eichner | ABD | 115′ | Romantik, Komedi

Kuir kimliklerin ana akım medyada kapladığı alan büyürken, heteronormatif düzen içerisinde beis görülen temsiliyetin biçimi de değişti elbette. Queer Eye for the Straight Guy yeniden uyarlanırken kendimizi kabul ettirme algısı bütünüyle yakılıp ipler ele alındı, RuPaul’un programı drag sanatının translar tarafından yapılamayacağına dair nefret suçunu andıran önyargılarını yıkıp çağı yakaladı, beyazperde ölmeden sevebilen, acı çekmeden var olabilen kimliklerle dolup taşmaya başladı. Bu değişim savaşında Billy Eichner da komedi sahnesinden geleneksel medyaya ışınlanarak başka bir alan açtı kendine. Popüler kültürden beslenen, kıvrak zekalı, arı kovanına çomak sokmaması emredilse de kovana yumruklarla girişen, çığırtkan, gösterişçi, konfor alanınızı işgal etmeye ant içmiş bir karakter yarattı. Billy on the Street’in Billy’si elbette Eichner’ın personasının epeyce mübalağaya maruz bırakılmış, “ben ve benim gibilerden kaçamayacaksınız” mesajını her boşluğa iliştiren bir versiyonu. Dolayısıyla medyanın, heteroseksüellerin, politikacıların ikiyüzlülüğünü dolambaçlı değil de bütün dobralığıyla duymayı tercih etmeyenlerin zorlandığı bir mizah üretiyor. Tam da bu sebepten, başrolü üstlendiği ilk uzun metrajlı filmi Bros‘ta da asla geri adım atmadığı, kendi klanına bir romantik komedi armağan ettiği, heteroseksüeller de anlasın sevsin diye uğraşmadığı için ekonomik bir hüsranla boğuşuyor gişe rakamları sağolsun. Şaşırdık mı? Hayır.

Özünde basit bir aşk hikâyesi aslında Bros. En yüksek fonksiyonda işlemezsek ışıldamayacağımıza inandırıldığımız yetmezmiş gibi, cıvıl cıvıl yaşlarımızda yalnız bırakılınca başarı kavramıyla da garip bir bağ kuruyoruz eşcinseller olarak. Sanki adımızın önüne, eriştiklerimizi vurgulayan sıfatlar eklersek var olacakmışız gibi kariyerlerimizde ilkel bir içgüdüyle hep en iyiye atıyoruz kendimizi. Bununla birlikte de bir bağlanma problemi atanıyor tabii bünyeye. Tekillik erken yaşta kanımıza işlediğinden biriyle nefes alıp vermek, sevmek sevilmek işlerinde biraz zorlanıyoruz. Bitmek bilmeyen dertler deryasında kendi problemlerimizi çözmeye mecbur kalınca yeni jenerasyonlar açık iletişimi benimseyip farklı bir manzara yaratmayı başardı belki kendilerine. Ama milenyaller ve öncesinde durum hâlâ aynı. Bros’un ikilisi de aynı denizlerde yüzüyor. Bu aşkın taraflarından LGBTİ+ Tarihi Müzesi için canla başla çalışan, alnı açık yüzü ak, bilinçli, kültürlü, zeki Bobby de aynı; küçük kasabasından biriktirdiklerini bir türlü üzerinden atamayan, maskülenliğin elini bırakmaktan korkan, ona layık görülene biraz da olsun boyun eğmiş Aaron da aynı.

Temeline bağlanma problemlerini yerleştiren Bros sonrasında başka bir yere yeşeriyor. Heteroseksüellerin asırlardır her alandaki hâkimiyeti sebebiyle, sıra bize geldiğinde ne üretilirse onların sindirim sistemine zeval vermeyecek, yolunda giden hayatlarında bir aksilik yaratmayacak portreler çizilmesine isyan ederek gerçekleri döküyor masaya. Biz, sizin gibi tanışmıyoruz, sevişmiyoruz, yaşamıyoruz, sevmiyoruz çünkü diyor. Ana akım sinemada neredeyse hiç karşılaşmadığımız, Andrew Haigh’in Weekend ve Looking’den tanıdık gelecek çağdaş gay hayatını komedisi keskin bir filmin içine doldurarak servis ediyor Eichner. Elbette LGBTİ+ hakları konusunda ileri sayılacak bir demokraside geçiyor olmasının yarattığı masal etkisi bâki. Ancak Bros, telefonundaki aplikasyonlar yordamıyla başka gaylerle tanışan, kolileşen, randevulaşan herkesin tanıdık bulacağı bir yere konuşlanıyor.

Tüm bu tanıdık hissiyatın en üst katmanında ise Billy Eichner’ın mizahı yer almakta. Muhtemelen seyirciyi zorlayacak kısım da tam olarak burası. Eichner’ın çok direkt bir komedisi var. Lafını esirgemek ya da daha taraflıca düşünülmüş bir cümleyle imalarda bulunmak asla tarzı değil. Yalnızca popüler kültürün araç olarak kullanıldığı ve en nihayetinde kendi dahil etrafındaki herkesin üzerine alınacak bir şeyler bulabileceği, gürültülü bir komedi üretiyor. Bros’ta da bir pop kültür referansı uğruna uzunca yollar gitmekten çekinmemiş. Realite kavramının içini boşaltan, kendi zaman çizgisini yaratan bir güldürü tipi bu. Hızlı tüketime açık televizyon şovunda olduğu kadar Bros’ta işliyor mu peki bu matematik? Benim için, çoğunlukla evet. Fakat onunla ilk kez bu filmde tanışanların vereceği cevabı da merak etmiyor değilim. Bilhassa bu evhamı bol akışta izini kaybedenlere, meselesini birkaç defa, hem de Bilal’e anlatır gibi açıklamasının kabul görmemesi en büyük korkum.

Hiç de tarzım olmamasına karşın giderek uzattığım yazımı bir şekilde toparlayacak olursam… İki adet kaslı, toplumun gerçekçi olmayan güzellik anlayışlarını öyle ya da böyle karşılayan cis gayin varlığıyla bir filmi öncü ilan etmek, temsiliyet maratonunda yeni bir kulvar açtı demek güç, bunun gayet farkındayım. Sadece şunu söylerken içim rahat; Bros yalnızca “bizim için” yapılmış ilk ana akım romantik komedi filmi. Bizim haricimizdeki herhangi kalabalığın onayını almak umurunda değil. Sırf bu bile, Bros’u yakın tarihin izlenmeye değer queer yapımları arasına yerleştirmek için yeterli bana kalırsa. Şimdi kadehimizi Debra Messing için kaldırabiliriz!

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

Bir Cevap Yazın