Takip et

Kısa Eleştiri

Üç + Bir Film Birden | Little Amélie, Urchin, Nuremberg ve Eleanor the Great

tarihinde yayınlandı.

Üç Film Birden’de bugün evi genişlettik, kat çıkıp salon yapıyoruz. Bir Film tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenecek 11! kapsamında, 11 yapım vizyona girmeden önce seyirciyle buluşacak. Programda François Ozon’un Camus uyarlaması Stranger, Rose Byrne’e Oscar adaylığı getirmesi muhtemel If I Had Legs I’d Kick You ve Lübnan’ın Oscar adayı A Sad and Beautiful World de var. Ama ben başka bir dörtlüyü ağırlıyorum: En İyi Animasyon Oscar’ına aday olmaya hazırlanan Little Amélie or the Character of Rain, Harris Dickinson’ın yönetmenlik koltuğuna geçtiği Urchin, AACTA Uluslararası Film Ödülleri adaylarından Nuremberg ve Scarlett Johansson’ın ilk uzun metrajlı yönetmenlik denemesi Eleanor the Great.

LITTLE AMÉLIE OR THE CHARACTER OF RAIN | Bacaksız Tanrı

Little Amelie or the Character of Rain

Yönetmen: Maïlys Vallade, Liane-Cho Han | Seslendirenler: Loïse Charpentier, Emmylou Homs, Victoria Grosbois, Yumi Fujimori, Cathy Cerdà, Marc Arnaud, Laetitia Coryn | Senaryo: Liane-Cho Han, Aude Py, Maïlys Vallade, Eddine Noël (uyarlama), Amélie Nothomb (roman) | Fransa, Belçika | 77′ | Animasyon, Drama

Animasyonların hitap ettiği seyirci konusunda yaş sınırlarının büyük ölçüde kalktığı bir dönemdeyiz; ancak Little Amélie or the Character of Rain, yeni nesil üretim alışkanlıklarına tam anlamıyla itaat eden bir iş sayılmaz. Küçücük bedeniyle hayatı sıfırdan tanımaya çalışan miniğimiz, Belçika çikolatasından güneşin göz yaktığı plajların bıraktığı hisse kadar kalem kalem deneyimler biriktiriren Amélie aslında yaşamının ilk iki yılını bitkisel hayatta geçirmiştir. Bu eşik aşıldıktan sonra Amélie, ailesi ve onu canı gibi seven bakıcısı Nishio-san eşliğinde dünyanın renklerine yavaş yavaş alışır. Pek hümanist bir yerden seslenen, varoluşçuluğunu seyircisine hızla asimile eden yapımın büyülü olma hevesi yok değil. Görsel olarak etkileyici evreninde, çocuğun kendini tanrı sanması üzerinden, yedi yaşına kadar herkesi ilah kabul eden Budist geleneklere de yaslanarak, şiirsel ve felsefi bir çizgide kalmaya özen gösteriyor. Bunu uzunca bir süre başarıyla koruduğu da su götürmez. Ne var ki tanrıcılık oyununun kozayı kıran ayağında lafı biraz fazla uzattığını söylemek mümkün. Bir kısa film fikrini 77 dakikaya yayma hevesinin tükendiği yer ise oldukça dokunaklı. Örtük öğretisini Oscar’ın animasyon adayları arasında görmek hiç şaşırtmayacak ve hatta mutlu edecek.


URCHIN | Umutsuz Realizm

Urchin

Yönetmen & Senaryo: Harris Dickinson | Oyuncular: Frank Dillane, Megan Northam, Karyna Khymchuk, Shonagh Marie, Amr Waked, Harris Dickinson | Birleşik Krallık, ABD | 100′ | Drama

Az biraz yakışıklı aktörlerin, minimumu verseler dahi baş tacı edilmesine alışık olduğumuzdan olacak, hikâye anlatma sanatına gerçekten gönül verenlerine rastlayınca ister istemez daha fazla etkileniyoruz. Beach Rats, Triangle of Sadness ve Babygirl ile zaten gözümüze giren Harris Dickinson’ın yönetmen koltuğuna geçtiği Urchin de tam olarak algılarımızla oynayan bir film. İçindeki gerçek cevheri görme fırsatı yakaladığımız Dickinson, yeni bir sinemacı olmasına rağmen rotasını şaşırtıcı derecede net çiziyor. Doğduğu coğrafyanın sosyal gerçekçi ustalarına yaslanarak, yıllarca sokaklarda yaşamış eski bir bağımlı ve hırsızın hayatını yeniden kurma çabasını merkeze alıyor. Ancak film esas olarak, bir kez hata yapanın toplumdan bütünüyle soyutlandığı; bir şekilde kaybedenin bir daha asla kazanmasına izin verilmeyen sistematik yapının, nefes almaya bile alan tanımadığını da acımasızca hatırlatıyor. Başroldeki Frank Dillane’nin olağanüstü performansı ve hikâyenin meseleyi sokaktan alıp karakterini mağdur ettiği kişiyle bir “onarım” seansında yüzleştirmesi, Urchin’i bugüne dek yapılmış pek çok umutsuz realist filmden ayırıyor. Üstelik tüm özelliksizliğine rağmen hayran bırakan bir görsel dünyası var filmin. İlk yönetmenlik tuzağına düşüp, göze hitap edeceğim derken yoksulluğu romantize eden bir noktaya da asla kırmıyor direksiyonu. Üzücü, rahatsız edici ve can acıtıcı bir film Urchin. 2025 sinema yılını kapatmadan mutlaka izlenmeli.


NUREMBERG | Demode Tarih Dersi

Nuremberg

Yönetmen: James Vanderbilt | Oyuncular: Russell Crowe, Rami Malek, Leo Woodall, John Slattery, Mark O’Brien, Colin Hanks, Wrenn Schmidt, Lydia Peckham, Michael Shannon, Richard E. Grant, Lotte Verbeek | Senaryo: James Vanderbilt (uyarlama), Jack El-Hai (kitap) | ABD, Macaristan | 148′ | Drama, Tarih, Biyografi

Doksanların sonu ve 2000’lerin başında yeteneğiyle tüm dünyayı kendine hayran bırakan Russell Crowe’u, bu sezon sanki o yıllardan kalma demode bir filmin içinde izledik. Oscar hevesleri kursağında kalan Nuremberg, tahmin edileceği üzere, daha önce sayısız kez film ve dizilere konu olmuş, 1945’te başlayıp Nazilerin savaş suçlarından yargılandığı Nürnberg davalarını merkezine alıyor. Film, mahkeme salonundan ziyade perspektifini ABD ordusunda görevli bir psikiyatriste kaydırıyor. Bir Nazi liderinin yardımıyla hangi mahkûmların yargılanmaya uygun olduğunu belirleme fikri kâğıt üzerinde cazip görünse de, sonuç fazlasıyla tanıdık. Russell Crowe’un her tercihinin altını kalın kalın çizen, çiğneye çiğneye oynadığı performansının karşısına, bir başka Oscar ödüllü “berbat” aktör Rami Malek dikilince, filmde yeni bir şey bulmak imkânsız hâle gelmiş. Neredeyse her sahne, her diyalog ve her oyunculuk tercihi, en az çeyrek asır önce defalarca denenmiş şeylerin yankısı gibi. Metnin bu bayağılığına rağmen Richard E. Grant, John Slattery, Michael Shannon ve daha nice karakter oyuncusunun projeye “evet” demiş olması sebebiyle, konuya hâkim olmayanlar için bildiklerini biraz süsleyen bir tarih dersi olarak işlev görebilir belki Nuremberg. Asıl üzücü olan ise filmin, David Fincher’ın Zodiac’ini yazan James Vanderbilt tarafından yazılıp yönetilmiş olması. Sanki kariyerinin en başında, sinema okulundan mezun olmamış gibi duran bir maskaralık bu.


ELEANOR THE GREAT | Travmalardan Bir Çelenk

Eleanor the Great

Yönetmen: Scarlett Johansson | Oyuncular: June Squibb, Erin Kellyman, Jessica Hecht, Chiwetel Ejiofor, Rita Zohar, Will Price, Greg Kaston | Senaryo: Tony Kamen | ABD | 98′ | Drama

Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümüne seçildiğini duyduğumuzda heyecanlandığımız, Scarlett Johansson’ın ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturduğu Eleanor the Great için, June Squibb haricinde olumlu bir cümle kurmak ne yazık ki zor. Dul bir Yahudi kadını canlandıran Squibb, birlikte yaşadığı ve çok sevdiği yakın arkadaşının ölümünün ardından kızının ve torununun yanına New York’a taşınır. Burada bir sohbet grubu sandığı yaşlılar etkinliğine katılır; ancak grubun Holokost’tan sağ kurtulanlara yönelik olduğunu fark eder. Çıkıp gitmek yerine, ölen arkadaşının hatıralarını kendi yaşamıymış gibi anlatmaya başlar. Elbette bu yalanlar, gruptaki gazetecilik öğrencisi sayesinde giderek daha geniş bir çevreye yayılır ve sonunda mum yatsıda söner. Kara mizah desek değil, düz komedi desek değil, gerçek bir trajedi içerdiği de şaibeli. Eleanor the Great, neredeyse yalnızca June Squibb’in sempatik varlığına tutunan bir yapım. Üstelik zamansal bağlam da ister istemez soru işaretleri yaratıyor. İsrail-Filistin krizinin zirve yaptığı, Yahudi imajının uluslararası alanda yoğun biçimde tartışıldığı bir dönemde çekilmiş olması, filmin niyetine dair rahatsız edici bir arka plan oluşturuyor. Tonu kadar ritmi de hayli sorunlu olan yapım, başıboş bir yönetmenlik anlayışıyla kendini “keyifli bir seyirlik” olarak dayatıyor. Sonuç olarak Johansson’dan bir kez daha denemesini rica edeceğim. Çünkü bu film, maalesef hiç olmamış.


Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku
Yorum Yapın

Yorum yazın...

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin