Dizi Eleştirisi
A Knight of the Seven Kingdoms (1. Sezon) | Arka Sokaklarda Neler Oluyor?
George R.R. Martin evreninin yeni uzantısı A Knight of the Seven Kingdoms, küçük ölçeği, komedi tonu ve Peter Claffey’nin sürpriz başrol performansıyla Westeros’a beklenmedik bir yerden bakmayı deniyor.
Yaratıcı: Ira Parker, George R.R. Martin | Oyuncular: Peter Claffey, Dexter Sol Ansell, Finn Bennett, Bertie Varvel, Tanzyn Crawford, Danel Ings, Sam Spruell | 31~42′ | HBO
Dizinin tanıtım sürecinde A Knight of the Seven Kingdoms’ın geçtiği Ashford’ı Glastonbury ve Burning Man festivalleriyle bir tutan Ira Parker, bu mekânın o dünya için önemli jeopolitik sonuçlar doğurduğuna sık sık dikkat çekmişti. Bunu dizinin tamamını izlediğinizde daha net kavrasanız da, açılış noktasının son derece hafif hissettirdiği şüphesiz. Game of Thrones’un efsanevi jenerik müziğini tam duymaya başladığımız anda Sör Duncan’ı, heyecandan ya da yediği her ne dokunduysa, arkasına bile sığmadığı bir ağacın gölgesinde patlayıcı bir ishalle uğraşırken göstermesi, dizinin tonu konusunda son derece net bir mesaj veriyor. Dizi, ciddileşmeye başladığı her anı, ejderhalara fazlasıyla bağımlı evreninin, taht kavgalarına tutuşmuş ve kendini fazlasıyla önemseyen hanedanlarını andırdığı her saniyeyi absürt bir şakayla keserek bu kez hikâyenin halkın arasında geçtiğini hatırlatıyor. Öksüz büyüdüğünü öğrendiğimiz Sör Duncan’ın, soyluluk çağrışımı yapan tek bir tavrı ya da taşımaya çalıştığı unvanlara yaslanan herhangi bir tarafı yok zaten. Dolayısıyla arada aşina gelen soyadlarına rastlasak da, Orta Çağ’ın tarihini tam olarak kesinleştiremediğimiz bir aralığında yaşanmış deseler hiç itiraz etmeyeceğimiz bir manzara çıkıyor karşımıza.
Tek bir bakış açısına sıkı sıkıya bağlı kalan ve Duncan’sız neredeyse tek bir sahneye bile yer vermeyen A Knight of the Seven Kingdoms’ın bu dar patikaya sadakati, hikâye adına bir avantaja dönüşmüş. Dikkatimizi dağıtacak, ilerleyen bölümlerde ehemmiyet kazanmasını beklediğimiz yan karakterler çıkmıyor karşımıza. Egg ile kurulan, ilk bakışta inanması güç görünen bağ ise beklenmedik bir hızla oturuyor. Duncan’ın kaybettiği akıl hocasının yerine geçip Egg’i kanatlarının altına almasıyla öyle dengeli bir ilişki kuruluyor ki, ihtişamına alıştığımız Westeros’u bir süreliğine bile olsa tamamen unutuyoruz. İşin ilginç yanı, tüm komedi tonuna rağmen A Knight of the Seven Kingdoms’ın bir noktada ilkel ve çok daha sert bir biçime bürünmesi. Soyluların uydurma kurallarına, sahte nezaketlerine maruz kalmadan, kanın gerçekten gövdeyi götürdüğü bir yere varıyor hikâye. Prenslerin ve unvanlarını bambaşka biçimlerde edinmiş şövalyelerin karşı karşıya geldiği turnuva, sınıfsal farkların savaş alanındaki acımasızlığı artırmasına öyle büyük bir alan açıyor ki, aka aka bitmeyen kana, prostetiklerle açılmış derin yaralara doyuyoruz.
Yol, dönemin epik sinema filmlerinden bile kısa, üstelik ana diziyle doğrudan bir bağ kurulmayınca, sürprizlere bel bağlayan bir iskeletin ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor. Bu durum, George R.R. Martin’in satırlarını arşınlamamış izleyicinin keyfini kaçırmadan konuşmayı da zorlaştırıyor açıkçası. Belki şunu söylemek mümkün; bu denli hafif bir tonda başlaması, dizinin niyetini sorgulatıyor ve A Knight of the Seven Kingdoms sadede gelene kadar epey oyalanıyor. Ancak elini açık ettiği andan itibaren, varış noktasını hâlâ tam kestiremesek bile, neden bu maceranın anlatılmaya değer bulunduğunu kavrıyoruz. Çünkü dizi, Game of Thrones ve House of the Dragon’daki karakterlerle doğrudan bağ kuramasak da, pek çok dinamiğin üzerine oturtulabileceği bir geçmişin kapılarını aralıyor. Tahtın etrafına yaklaşan halk adamlarının ve kahramanlarının bu koca şatolara nasıl sızabildiğine dair anlamlı bir pencere açıyor; hem de saf, iyi kalpli, korkularıyla yüzleşmeyi ertelemeyen ve cesaretini ne kendi gözünde ne de seyircinin önünde büyütmeye ihtiyaç duyan bir karakter üzerinden.
Taht sürtüşmelerinin vuku bulduğu her dizisinde olduğu gibi A Knight of the Seven Kingdoms da bizi yine dikkat çekici oyuncularla tanıştırıyor. Üstelik bu kez, gerçekten isabetli kasting tercihleriyle sektöre somut bir katkı sunduğunu da söylemek mümkün. Egg’i canlandıran ufaklık Dexter Sol Ansell için notumu, 2027’de yayınlanması planlanan ikinci sezonu gördükten sonra vermeyi tercih ediyorum. Ancak başroldeki Peter Claffey’e çiçekleri şimdiden teslim etmeye başlayabiliriz. Rugby geçmişli İrlandalı aktör, 2022’de tiyatro sahnesine adım attığından bu yana Bad Sisters ve Wreck gibi dizilerde, Cillian Murphy’li Small Things Like These gibi yapımlarda irili ufaklı rollerle karşımıza çıktı. Sör Uzun Duncan ise Claffey’nin ilk başrolü ve yolunu kaybetmiş ama değerlerinden ödün vermemiş bu adamı son derece içten bir yerden oynuyor. İnkâr edilemeyecek şeytan tüyünün, finale varırken bir anda frene basarak nefeslenmeyi tercih eden ve kısacık süresinde iyi tutturduğu ivmesiyle oynayarak seyircinin de ayarlarını bozan A Knight of the Seven Kingdoms‘da pek çok şeyi kamufle ettiği kesin.