Eleştiri

The Rip | Yorgun Algoritmanın Malı

Yayınlandı

on

Matt Damon ve Ben Affleck’i yeniden bir araya getiren The Rip, Netflix algoritmasının kolay izlenir ama çabuk unutulur suç gerilimlerinden biri.

Yönetmen: Joe Carnahan | Oyuncular: Matt Damon, Ben Affleck, Steven Yeun, Teyana Taylor, Sasha Calle, Catalina Sandino Moreno, Scott Adkins, Kyle Chandler, Néstor Carbonell, Lina Esco | Senaryo: Joe Carnahan, Michael McGrale | ABD | 112′ | Drama, Aksiyon, Suç, Gizem

Boston’daki ilk gençliklerinden Good Will Hunting ile Oscar sahnesine uzanan, dostluklarıyla sinema tarihinin en bilindik ortaklıklarından birine imza atmış Matt Damon ve Ben Affleck, bu kez Netflix yapımı The Rip için yeniden bir araya geliyor. 2025 sinema yılının ödül sezonunu henüz kapatamamışken, dev platformun araya sıkıştırılmış hissi veren bu yeni suç gerilimi, gösterişi elden bırakmayan ama tanıdık bir formüle yaslanan yapımlardan biri. Film, Miami polisinin narkotik biriminde görevli bir memurun öldürülmesiyle açılıyor. Cinayetin ardındaki uyuşturucu parasının izini sürmek ise Damon ve Affleck’in başını çektiği, Steven Yeun, Teyana Taylor ve Catalina Sandino Moreno’nun tamamladığı küçük bir polis ekibine düşüyor. Ellerindeki tek adresle bir kapıya dayanan bu beşli, kendilerini hızla kontrolden çıkan bir çatışmanın ortasında buluyor. Joe Carnahan’in yazıp yönettiği The Rip, daha en baştan her şeyin planlı olduğu hissini vererek sürprizlerini acele etmeden açıyor; iki saat boyunca da anlatısını, ayakta tutmaya çalıştığı tansiyon üzerine kuruyor.

The Rip, temelinde basit bir eğlencelik. Pazar kahvaltısında arkaya koyup göz ucuyla dahi takip edilebilecek, dikkatin zaman zaman telefona kaymasına itiraz etmeyen türden. Zaten streaming platformlarının son yıllarda benimsediği, ekrana iki büyük yüz yerleştirerek her an kolayca izlenebilen anlatılar üretme disiplininin de tipik bir örneği. Film, dikkati dağılan seyirciyi kaybetmemek için konusunu sürekli tekrar ediyor. En basitinden Matt Damon’ın karakterinin geçmişi söz konusu olduğunda, aynı cümleleri defalarca duymaktan kaçamıyoruz. Joe Carnahan’in senaryosunun göreceli başarısı ise şüpheyi dengeli dağıtabilmesinde yatıyor. Her karakterden eşit ölçüde kuşkulanıyor, bir köstebeğin ya da paranın cazibesine kapılmış bir figürün varlığına hızla ikna oluyoruz. Bu da, nihayetinde ahlaklı üniformalıları yücelten tatsızlığına rağmen, hikâyenin birden fazla ihtimal arasında salınarak zaman öldürmesini keyifli kılıyor. Tabii akıllardaki soru şu: The Rip, bu işlevsel gerilimin ötesinde gerçekten başka bir şey sunuyor mu?

Film neredeyse tamamen tek bir mekânda, iki oda bir çatı arasında geçmesine rağmen klostrofobik bir atmosfer kurmayı bir türlü başaramıyor. Kamera, sınırlı açılarla çalışsa da evin mekânsal düzenini kavramamıza izin vermiyor. Bu da mekânı, anlatının neredeyse bir karakteri olması gerekirken tamamen görmezden gelinmiş ve boşa harcanmış bir unsur hâline getiriyor. Carnahan, mekânla kuramadığı bu ilişkinin üzerine bir de gelişini fazlasıyla belli eden sürprizlerine olduğundan fazla anlam yüklemiş. Finale doğru serpiştirdiği detaylara duyduğu garip ve mesnetsiz özgüven, “büyük patlama”nın fitilini ateşlemek için gereğinden fazla oyalanmasına yol açıyor. Bu gecikme, filmin parçaları arasındaki bağlantı sorunlarını da daha görünür kılıyor. Oradan oraya savrulan Damon ve Affleck, çalakalem yazılmış kadın karakterlere biçilen para sayma görevi ve bir noktada aksiyonu devralması beklenen Steven Yeun’un karakterinin sürekli pasif bırakılmasıyla anlatının kontrolünü hiçbir zaman tam olarak ele geçirememiş gibi.

Metindeki yorgunluğun oyunculara da sirayet ettiğine şüphe yok. Evet, kâğıt üzerinde herkesin arkasını kolladığı, son hamleye odaklanmış bir görev var ortada. Ancak performanslar arasındaki dokusal uçurumlar öylesine belirgin ki, kimin Netflix’in uzattığı çeki bozdurup bir an önce evine gitmek istediğini, kiminse çok fazlasını hak etmeyen bu senaryoya neredeyse Şekspiryen bir adanmışlıkla yaklaştığını fark etmemek imkânsız. Kamera arkasına önünden daha çok yakışan Ben Affleck ile bu yıl neredeyse Oscar’a yürüyen Teyana Taylor, bu dengesizliğin en görünür örnekleri. Tabii açılışta beliren Netflix logosunu aklınızdan çıkarabilirseniz, belki The Rip’in finaline ulaşmak daha kolay olabilir. Ama o logo da artık bu tip filmlerin ne olduğunu çok güzel açık etmiyor mu sizce de?

Yorum yazın...Cevabı iptal et

Exit mobile version