Dizi Eleştirisi
Wonder Man (Mini Dizi) | Süper Güçler, Düşük Riskler

WONDER MAN | Yaratıcı: Destin Daniel Cretton, Andrew Guest | Oyuncular: Yahya Abdul-Mateen II, Ben Kingsley, X Mayo, Arian Moayed, Zlatko Burić, Joe Pantoliano, Byron Bowers, Josh Gad,Olivia Thirlby, Shola Adewusi, Demetrius Grosse | 26~36′ | Disney+
Marvel evrenine ait filmleri izleme işini bırakmış olsam da WandaVision ve Agatha All Along gibi sürprizler sayesinde dizilerine şans vermekten hâlâ vazgeçmiş değilim. Disney+ üzerinden izleyiciyle buluşan yeni MCU mini dizisi Wonder Man de, aynı isimlerin cebini doldurma refleksine ömrünü adamış stüdyonun nadir istisnalarından biri olmayı başarıyor. Çizgi romanlarında beyaz bir karakter olan Wonder Man rolünün Yahya Abdul-Mateen II’ye gitmesinden rahatsız olan küçük zihinliler tartışadururken, Destin Daniel Cretton’ın (Shang-Chi, Short Term 12) Andrew Guest’le (Hawkeye, Brooklyn Nine-Nine) birlikte yarattığı dizi, karaktere modern ve isabetli bir yorum getiriyor. Malum, özüne sadık kalan fantastik adaptasyonların her türlüsü artık fazlasıyla tüketilmiş durumda. Cretton ve Guest, altmışlarda yazılmış bir karakterin bugüne uyarlanması gerektiğinin bilinciyle, esasında bir silah üreticisinin oğlu olan Wonder Man’i işçi sınıfından Haitili göçmenlerin çocuğu olarak yeniden tasarlıyor. Küçük yaşta babasını kaybeden Simon Williams’ı, oyuncu olarak sektörde tutunmaya çalışırken izliyoruz. Küçücük bir rol için tüm sete fazla mesai yaptırması yüzünden American Horror Story’deki işini kaybeden Simon’ın, tek bir hedefe odaklanıp oyunculuğu ciddiye almasının arkasındaki motivasyon da ilerleyen bölümlerde giderek netleşiyor.
Watchmen’den bu yana hak ettiği bir role kavuşamayan ve doya doya izlemekten mahrum kaldığımız Yahya Abdul-Mateen II, Wonder Man’de Simon Williams’a pek şahane bir performansla hayat veriyor. Dizi, Simon’ın süper güçlerini dünyaya neden açıklamadığına özel bir bölüm ayırırken, onun bitmek bilmeyen seçme koşuşturmasının ve başarı takıntısının kaynağını da yavaş yavaş açığa çıkarıyor. Babasının gözüne girme arzusu netleştikçe, aile içi ilişkilerinin dinamiği de anlam kazanıyor. Ancak Wonder Man’in asıl odağı, Simon’ın kimliğini açığa çıkarmak için hikâyeye dahil ettiği isim: Trevor Slattery. Benim gibi çok da dikkatli olmayan izleyicilerin hatırlamakta zorlanacağı bu karakter, Iron Man 3’te terörist propaganda videoları çektiği için hapse atılmıştı.MCU’ya şimdi tahliye olarak geri dönmüş. Ben Kingsley’nin canlandırdığı Trevor, Wonder Man’in kimliğini ifşa etmek isteyenlerin elinde bir araca dönüşünce, oyunculuğu neredeyse takıntı hâline getirmiş Simon’ın tam karşısında konumlanan ilginç bir tezat oluşturuyor. Biri rolüne saplantılı biçimde hazırlanan, diğeri deneyimli ama doğaçlamaya fazlasıyla yaslanan bu iki karakter arasında zamanla tuhaf bir uyum doğuyor. Ardından gelen beklenmedik dostluk ise hem alınan kararları gölgeliyor hem de hikâyenin yönünü sessizce ama belirleyici biçimde değiştiriyor.
Dolambaçı ve aksiyonu az Wonder Man’i diğer tüm Marvel işlerinden ayıran esas etken, her şeyden önce süper güçlerinden utanan bir karakteri merkezine alması. Daha doğrusu Simon, performans sanatındaki başarısını her şeyin önüne koyduğu için, hedefe giden yolda ona yük olabilecek hiçbir şeyi hayatına sokmak istemiyor. Etrafındaki her nesneyi tuzla buz eden gücünün, sinirlendiğinde ya da kaygılandığında kontrolden çıkması ise onu mecburi bir zen hâline mahkûm ediyor. Bu nedenle dizinin yaratıcıları, iki renkli ana karakterini türlü durum komedilerinin içine yerleştirerek tempoyu alışıldık MCU dinamiklerinden farklı bir biçimde kurmuş. Üstelik bu mizah, Marvel usulü çiğ ve çoğunlukla kırk yaş üstü beyaz erkeklere hitap eden şakalardan ibaret değil. Wonder Man, sektörün perde arkasına ışık tutarken ödüllü yönetmen egolarından tatsız kasting süreçlerine, stüdyo projelerinde yer almak uğruna ruhunu satması beklenen oyunculardan Hollywood sisteminin tüm bileşenlerine dokunmaktan geri durmuyor.
Benim asıl ilgimi çeken ve Wonder Man’in ne yazık ki derinlerine inmeyi tercih etmediği mesele ise Simon’ın, kendisinden daha yeteneksiz ve daha donanımsız beyaz muadillerine kıyasla o “köşeyi döndüren” fırsatlara çok daha zor ulaşması. Marvel evreninin neredeyse bütünüyle beyaz karakterlerden oluşan dünyasında, Wonder Man’in ırk değiştirilerek yeniden tasarlanmasının yarattığı gürültüyü büyütmekten özellikle kaçınılmış gibi duruyor. Oysa siyahların ürettiği popüler kültür ürünlerini büyük bir iştahla tüketirken, üreticisini sistematik biçimde hor gören zihniyeti ifşa etmek için diziye ciddi bir alan açılmış. Wonder Man’in bir köşeye “ibret” olarak yazdığı Doorman karakterinin yaşadıkları, bu tartışmayı ete kemiğe büründürmek için güçlü bir araç olabilecekken, hikâye bu fırsatı bilinçli biçimde pas geçiyor. Bunun yerine, herkesin fazlasıyla düz ve özelliksiz olduğu şatafatlı bir dünyada süper güçlerin ne kadar eğreti durduğuna odaklanmakla yetiniyor. Kısacası Wonder Man, anlatının sunduğu yüksek risklerin hiçbirini almıyor, potansiyelini yoklamıyor, keşfetmiyor.
Tüm bunlara rağmen, Ben Kingsley ve Yahya Abdul-Mateen II’nin garip biçimde tutan kimyasının, derme çatma finali bile kamufle edebildiğini kabul etmek gerek. Karakter gelişimini yalnızca simbiyotik ilişkilerinin sınırları içinde izleyebildiğimiz için, bu iki karaktere tekil birer kimlik atfetmek ya da taraf tutmak kolay olmasa da, birlikte olduklarında her şey şaşırtıcı biçimde tıkır tıkır işliyor. Josh Gad, Joe Pantoliano ve Ashley Greene’in kendilerini oynayarak karşımıza çıktığı bölümlerde The Studio’nun tadını da veren dizi, ne var ki sert bir stüdyo sistemi eleştirisine ya da Marvel’a dönük sahici bir özeleştiriye girmeye yine cesaret edemiyor. Oysa Werner Herzog, Krzysztof Kieślowski, Paul Thomas Anderson ve Christopher Nolan’ın bir karışımı olarak sunulan Van Novak gibi bir karakterle bile atılabilecek ne kadar çok gol var…
Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




















