Dizi Eleştirisi

The Beauty (1. Sezon) | Bile Bile Saçma, Bile Bile Ryan Murphy

Yayınlandı

on

THE BEAUTY (1. Sezon) | Yaratıcı: Ryan Murphy, Matthew Hodgson (uyarlama), Jeremy Haun, Jason A. Hurley (çizgi roman) | Oyuncular: Evan Peters, Anthony Ramos, Jeremy Pope, Rebecca Hall, Ashton Kutcher, Isabella Rossellini, Jaquel Spivey, Vincent D’Onofrio, John Carroll Lynch, Jon Jon Briones, Joey Pollari, Ben Platt, Isaac Powell, Bella Hadid | 24~51′ | Disney+ (Türkiye), FX (ABD)

Ryan Murphy’nin seri üretim bandından arka arkaya çıkan işlerinden The Beauty’nin tüm sezonunu, Disney+ sağ olsun, erkenden izleyebildim. Murphy’yle inişi bol, çıkışı nadir ilişkimde yeni projesinin nereye düştüğünü baştan söylemek zor. Ancak inkâr edilemeyecek bir gerçek var: Uzun zamandır ilk kez “camp” hissiyatı yalnızca estetik tercihlerde değil, yaratım sürecinin tamamına sinmiş durumda. Sabit bir olay örgüsüne yaslanmak yerine dağınık bir anlatıyı tercih eden dizi, zamanında The Substance gösterime girdiğinde de “Acaba buradan mı esinlenilmiş?” sorusunu doğuran aynı adlı çizgi romandan uyarlama. Öyle ki çizgi romanın yazarlarından Jeremy Haun, haftalık bülteninde bu benzerliğe bizzat değinmiş ve Coralie Fargeat’nın kendisinden kopya çektiği iddiasını net bir dille reddederek güzellik endüstrisinin ve giderek büyüyen estetik kaygıların herkese ilham verecek kadar verimli bir alan olduğunu vurgulamıştı. Dolayısıyla Murphy’nin The Beauty’yi The Substance’dan çaldığını iddia edenler büyük bir yanılgı içinde. Nitekim dizi prodüksiyona, The Substance dünya prömiyerini yapmadan çok önce girmişti. Peki bu büyük tesadüfün içeriği ne? Laboratuvar ortamında yaratılmış, cinsel yolla bulaşan ve enfekte ettiği kişileri birer süper modele dönüştüren ölümcül bir virüsün dünyada yarattığı kargaşayı izliyoruz. Biraz Ozempic, biraz da pandemiden aşina olduğumuz imgelerle örülü bu tabloda, deneklerin sonu ne yazık ki önüne geçemedikleri, içten patlamalı bir ölümle noktalanıyor. The Beauty, bir yanda her şeyi göze alan güzelleşme bağımlılarını, bir yanda olayı çözmeye çalışan FBI ajanlarını, diğer yanda ise bu ölümcül “mucize”den para devşiren zenginleri yan yana getirerek koca bir endüstriyi ve bu endüstriyi ayakta tutan herkesi acımasızca tiye alıyor.

Ryan Murphy’nin fetiş oyuncularından bu kez yalnızca Evan Peters’ı kadroda görebildiğimiz The Beauty, gözlem büfesi hayli bereketli bir iş. Güzellik takıntısının temellerinin küçük yaşta atıldığını, Bella Hadid olsanız bile içinizi yakan o susuzluğun asla dinmediğini daha açılış sahnesinde hatırlatıyor. Dizinin en isabetli hicivlerinden biri de dünyanın en paralı insanlarının, çene kemikleri törpülendikçe sivrilen, bembeyaz ve uzun manken kılıklı adamlara dönüşmesini resmeden sahne. Güzellik standartlarının nasıl acımasızca tek tipleştiğinin görsel bir özeti âdeta. Ne var ki her Ryan Murphy yapımında olduğu gibi burada da dengesizlikler ve tartışmalı kasting tercihleri, söylenmek istenenlerin bir kısmını gölgede bırakıyor. Tüm akranlar genç erkeklere evrilirken hırsından gözü dönmüş karakterin Ashton Kutcher’a dönüşmesi ya da geleneksel güzellik anlayışına hizmet eden figürlerin yanına, görsel anlatıyla örtüşmeyen ama hepsinden daha çekici duran Anthony Ramos’un yerleştirilmesi bir yana, Rebecca Hall’un “yaşlı ve kusurlu” olarak algılamamız beklenen karaktere hayat vermesi, ister istemez algıyla oynayan tercihler olarak kalıyor. Bu noktada Murphy’nin, her şeyden önce ünlü oyuncularla çalışmaya duyduğu zaafla harekete geçtiğini hatırlamak şart.

Sokak ortasında içten patlayarak organlarını asfalta saçan süper modeller başta olmak üzere, The Beauty’nin “camp” tarafı son derece kuvvetli. Yazının başında da değindiğim gibi Murphy bu kez hikâyenin kendini ciddiye almasına bilinçli olarak izin vermiyor, tam tersine absürtlüğün keyfini sürmeyi tercih ediyor. Bu sayede Ashton Kutcher, Anthony Ramos ve Rebecca Hall gibi tartışmalı kasting tercihlerini de bu grotesk operanın vahşi doğası içinde görmezden gelebiliyoruz. Özellikle Isabella Rossellini’nin canlandırdığı karakter, bu evrene kusursuz biçimde oturan ölçüde küstah, ukala ve fazlasıyla şık. Rossellini için hazırlanan gardırop o kadar isabetli ki, zaten dünyevi zevklere düşkün bu karakter, en saçma ama bir o kadar da komik replikleriyle, dizinin “body horror” dozunun sabır zorladığı anlardan hemen sonra ferahlatıcı bir renk sunuyor. Hele ki Rossellini’yi Ashton Kutcher’la eşleyerek, canlandırdığı kadının zekâsıyla bu adamı tüm parası ve gücüne rağmen yerden yere vurduğunu izlemek başlı başına büyük bir keyif. Keşke Emmy zamanı geldiğinde, kariyerinin ilk Oscar adaylığını daha geçen yıl alan Rossellini’yi bir de Televizyon Akademisi listelerinde görebilsek.

Finale doğru bölüm süreleri kısalan, buna paralel olarak hikâyesi de hafifleyen The Beauty’nin, ille de büyük bir maceraya ya da aksiyona yaslanma güdüsünün pek işlemediğini söylemek gerek. Üstelik yarım kalmış hissi uyandıran bir finalle, seyirciyi zorla içine soktuğu koşturmacayı pat diye kesiyor. Oysa ben bu saçmalıklar evreninde biraz daha vakit geçirilmesini, kimsenin gözünün yaşına bakılmadan ana karakterlerin birer dinamit gibi patlatılmasını tercih ederdim. Bunun dışında Jeremy Pope’un öncesi ve sonrasıyla toplumların er ya da geç yüzleşmek zorunda kalacağı, giderek büyüyen incel tehlikesine dokunan hattından, dünyayı üç zengin ailenin yönettiği zırvalığına selam çakan şakalarına kadar her şey, bence The Beauty’de olması gerektiği gibi yerli yerinde. Dizi seyircisine yalnızca eğlenmesini buyuruyor ve tüm sürükleyiciliğiyle hipnotize ediyor. Bile bile akılsız, cüretkâr ve dümdüz saçma. İşte tam olarak bir Ryan Murphy projesinden beklediğim ruh da bu.

Yorum yazın...Cevabı iptal et

Exit mobile version