Takip et

Dizi Eleştirisi

DTF St. Louis (Mini Dizi) | Cinayetin Gölgesinde Erkeklik Krizi

tarihinde yayınlandı.

DTF St. Louis

DTF St. Louis (Mini Dizi) | Yaratıcı: Steven Conrad | Oyuncular: Jason Bateman, David Harbour, Linda Cardellini, Richard Jenkins, Joy Sunday, Arlan Ruf, Peter Sarsgaard, Wynn Everett | 47~58′ | HBO

DTF St. LouisWill Smith’in bir aktör olarak ciddiye alınma yolculuğunda işlev gören meşhur melodram The Pursuit of Happyness (2004) ve Ben Stiller’ın İzlanda’yı arşınladığı The Secret Life of Walter Mitty (2013) gibi birbirinden hayli farklı filmlerin senaristi Steven Conrad’i, pandemi döneminde Ultra City Smiths ile ağırlamıştım Oscar Boy sayfalarında. Alacakaranlık Kuşağı ruhuna göz kırpan stop-motion dizisiyle televizyonun kısırlaşan panoramasına renk getirmişti. Conrad şimdi, DTF St. Louis adında bir mini diziyle tuhaf ve öngörülemez halkalara sahip filmografisini HBO çatısı altında zenginleştiriyor. 7 bölümlük mini dizi, adını Amerikan Orta Batı’sının bağımsız şehirlerinden St. Louis ile internet jargonunda “sekse hazır/istekli” anlamına gelen DTF, yani “down to fuck” ifadesinim kısaltmasından alıyor. Bir kez daha kara komedi sularına giren Conrad’ın dizisinin merkezinde ölümcül bir aşk üçgeni var. Bu üçgenin bir ucunda, Ozark ile tanıdığımız Jason Bateman’ın canlandırdığı, bölgenin ünlü hava durumu sunucusu Clark Forrest yer alıyor. Diğer uçta ise bir fırtına haberi sırasında kafasına düşen tabeladan kurtarığı Clark’la dostluk kuran Amerikan İşaret Dili tercümanı Floyd var ve ona da Stranger Things çıkışlı, West End Girl‘ün ilham kaynağı David Harbour hayat veriyor. Üçüncü isim ise Dead to Me sayesinde yeni jenerasyonun da hayatlarına sızan Linda Cardellini. Floyd’un, ergenlik çağında bir oğlu olan ve beyzbol maçlarında hakemlik yaparak eve katkıda bulunmaya çalışan eşini oynuyor.

DTF St. Louis

DTF St. Louis, ilk bakışta eşleriyle olan cinsel hayatlarından tatmin olmayan bu iki adamın, diziye de adını veren uygulama üzerinden kaçamaklar aramaya başlamasını merkezine alıyormuş izlenimi veriyor. Oysa ilk bölümün asıl işlevi, tüm yapbozun parçalarını bilinçli bir karmaşa içinde önümüze sermek. Akışı yer yer tökezleyen bu açılışın sonunda Floyd’un öldürüldüğünü, baş şüphelinin Clark Forrest olduğunu ve o ana kadar izlediklerimizin kronolojik ilerlese de aralardaki boşlukların ciddi zaman sıçramalarına karşılık geldiğini fark ediyoruz. Böylece kara komedinin içindeyken bir anda kendimizi bir cinayet soruşturmasının eşiğinde buluyoruz. Yine de DTF St. Louis’i geleneksel bir “Kim yaptı?” gerilimi olarak tanımlamak güç. Dizi bu ihtimali daha filizlenmeden sönümlendiriyor. Asıl derdi, hayatı kabullenme biçimlerimiz ve orta yaş krizinin eşiğindeki erkeklerin egolarıyla kuramadıkları kırılgan denge. Maddi ya da duygusal yetersizlikleriyle yüzleşmek yerine iktidarsızlıklarını farklı yerlere yansıtan Floyd da, arzudan çok gülünç duran fetişlerini onun karısıyla denemeye kalkışan Clark da zekâ pırıltısıyla öne çıkan karakterler değil.

Conrad, absürt ilişkiler ağının içinde yine de bir iyilik ihtimalinin peşine düşüyor, özellikle de ilgisini çekmeyen bir randevuyu sırf kalbi kırılmasın diye öpen Floyd üzerinden. Hikâyesinde aklına gelen her özgün fikri, akışı bozma pahasına denemekten de geri durmuyor. Ton o kadar sık değişiyor ki dizinin, esas meselesi bu değilmiş gibi davrandığı cinayeti çözmekte bile geç kalıyoruz izleyici olarak. Neyse ki bu dağınıklığı dengeleyen performanslar var. Bateman, artık standart hâline gelen oyunuyla direksiyonu sağlam tutuyor ama sahne çalan bir performans sunmuyor. Dizinin esas silahı ise hiç kuşkusuz Harbour. Fırsat verilmesi hâlinde kariyer performansına ulaşabilecek bir aktör olduğunu hâlâ fark etmeyenler için burada tüm yeteneklerini sergiliyor. Hem fiziksel olarak sınırlarını zorlaması hem de duygusal anlamda karakterine alan açması dizinin en güçlü tarafı. İkinci bölüm itibarıyla azalan ekran süresiyle hem kamerayı hem de seyirciyi onu özler hâle getiriyor.

Birbirinden talihsiz fanteziler ve girişimlerin ötesinde dizinin evliliğin doğasına dair bir söz söyleme çabası da var. Dengelerin dış etkenlerle nasıl sarsıldığını, hatta cinayet soruşturmasının da ima ettiği üzere, insanların ilişkinin başında kendilerini daha cazip göstermek için başvurdukları küçük yalanların zamanla kaçınılmaz bir yüzleşmeye evrildiğini anlatıyor. Bu anlamda DTF St. Louis, bağlılık yemininin hataya yer bırakmayan doğasını dolaylı ama keskin bir mercekle inceliyor denebilir. Ancak yedi bölüm boyunca ilgiyi diri tutabildiği tartışmalı. Bir noktadan sonra yeni bir hakikat üretmediğini düşündürmesi, izleyicide birden fazla finale maruz kalmış hissi yaratıyor. Yine de sevgiye duyulan muhtaçlığın, özellikle erkek egosunun devreye girdiği anlarda nasıl biçim değiştirdiğini dolaylı yoldan göstermesi sayesinde, finalde ortaya çıkan gerçeğin görece yavanlığına takılmıyorum.

Bu yazının ilk versiyonu 27 Şubat 2026 tarihinde Oksijen’de yayımlanmıştır. Metin, Oscar Boy için genişletilerek ve güncellenerek yeniden düzenlenmiştir.


Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: DTF St. Louis Dizi Yorumu » Ayın Aydınlık Yüzü

Yorum yazın...

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin