Dizi Eleştirisi
Big Mistakes (1. Sezon) | Her Şey Boran Kuzum İçin

Big Mistakes (1. Sezon) | Yaratıcı: Dan Levy & Rachel Sennott | Oyuncular: Dan Levy, Taylor Ortega, Laurie Metcalf, Jack Innanen, Boran Kuzum, Abby Quinn, Elizabeth Perkins, Jacob Gutierrez, Joe Barbara, Josh Fadem, Mark Ivanir | 31~37′ | Netflix
Netflix Türkiye’nin bir avuç vizyonsuz tarafından idare edildiğini, paranın yalnızca yaptıkları kötü dizilerin birbirinden sıkıcı lansmanlarına harcandığını ve işin basın tarafında dahi müthiş bir beceriksizlikle yönetildiğini sıklıkla dile getiriyorum kah Oscar Boy’da, kah O Podcast dahilinde. O yüzden Big Mistakes‘e girmeden evvel, bu cehenneme Kimler Geldi Kimler Geçti ile sıkışmış Boran Kuzum’u, Netflix Türkiye boyunduruğu altında olmadan izlemenin ne kadar iyi hissettirdiğini söylemem şart. Kendi jenerasyonunun duruşuyla örnek olan, oyunculuğuna yatırım yaparak sürekli kendini geliştiren nadir isimlerinden Kuzum’un, Schitt’s Creek ertesi tüm dünya tarafından ne yapacağı merak edilen Dan Levy dizisinde bir rol kapması ilk duyulduğunda ciddi bir heyecan yaratmıştı. Babası Eugene Levy ile birlikte çalıştığı ve bu yıl kaybettiğimiz komedi efsanesi Catherine O’Hara’ya Moira Rose gibi unutulmaz bir karakter armağan eden Dan Levy’nin Netflix gibi bir seri üretim fabrikasında çalışacak olması tabii ki de biraz kuşku yaratıyordu. Son yılların yükselen isimlerinden Rachel Sennott ile birlikte kotardıkları ve nihayet 8 bölümü de yayınlanan komedi, papaz olarak görev yapan Nicky (Levy) ve kız kardeşi Morgan’ın (Taylor Ortega) kendilerini bir anda mafyatik bir çevrenin ortasında bulmalarını konu alıyor. Büyükanneleriyle tabuta girecek bir takı ararken girdikleri dükkânda, oranın sahibi Yusuf (Kuzum) inatla satılık olmadığını söylese de Morgan bir kolye yürütüyor. Kolyenin sandıklarından çok daha değerli olduğunu ise Yusuf’un silahlı tehditleri eşliğinde idrak ediyorlar ve ardından gelen aksilikler zinciri, dizinin ana omurgasını oluşturuyor.
Dan Levy, tüm dünyaya rüştünü ispat ettiği, şimdiden ekran klasikleri arasına girmiş Schitt’s Creek ile kadın karakter yazımındaki ustalığını zaten kanıtlamıştı. Big Mistakes‘te de bu çizgi korunuyor. Kız kardeşi Morgan başta olmak üzere annesine belediye başkanlığı kampanyasında yardım eden diğer kardeşleri Natalie (Abby Quinn), Morgan’ın müstakbel kayınvalidesi Annette (Elizabeth Perkins) ve Laurie Metcalf’in bambaşka bir boyuta taşıdığı anne rolleri, dizinin açık ara en güçlü tarafı. Bu karakterlerin her biri, onları canlandıran oyuncuların komedi becerileri sayesinde kağıdın çok ötesine taşınmış. Özellikle seçim sohbetlerinin döndüğü sahneler ve aile içi atışmalar, diziyi yukarı çeken anlar. Metcalf’in sayısız Emmy adaylığına bir yenisini daha eklemesi de hiç şaşırtıcı olmaz. Ancak işin suç tarafına gelindiğinde aynı yaratıcılıktan söz etmek zor. Levy burada türü yeniden yorumlamak yerine, ezberlediğimiz formülleri güvenli bir şekilde yeniden üretmeyi tercih ediyor. Dizinin önemli bir bölümünü kaplayan bu koşturmacalar, zaman zaman cepten yenmiş hissi yaratıyor.
Levy’e dair takdir ettiğim esas konu aslında şu: Seyirciyi kolayca içine çeken, mizah odaklı hikâyelerin arasına kuir pozitif mesajlar yerleştirme konusundaki istikrarını çok beğeniyorum. Üstelik bunu her defasında başarıyla yapıyor. Schitt’s Creek ailesinin varlığın ardından küçücük bir kasabada aşkı bulan oğlu olarak da Noah Reid ile müthiş bir anlatı oluşturup, sezonlara yayılan unutulmaz bir aşk hikayesi çıkarmışlardı. Bu defa Dan Levy ile partneri Jacob Gutierrez arasında yakalanmaya çalışılan kimya, ne yazık ki aynı etkiyi yaratamıyor. Çünkü Big Mistakes, iki kardeşin başına gelen olaylara fazla mesai harcarken karakter derinliğini ikinci plana itiyor. Yine de annenin oğlunun kimliğiyle kurduğu ilişki üzerinden, açılmanın önündeki toplumsal bariyerlere dair önemli anlar yakalamayı başarıyor.
Öte yandan Morgan ve Adults dizisiyle ünlenen Jack Innanen’ın canlandırdığı Max üzerinden değindiği modern heteroseksüel çiftlerin dinamikleri ve cinsiyet normlarını allak bullak eden ters köşe bakışıyla yine taze hissettirmeyi başarıyor dizi. Erkek egosu ve yetersizliğine attığı küçük iğneler, dizinin en keyifli dokunuşlarından biri. Ama tabii herkesin merak ettiği esas konuya gelmemiz lazım: Boran Kuzum. Çok fazla izlememiş olmama rağmen oyunculuğu, daha doğrusu kamera karşısında olmayı çok yakıştırdığım bir aktör kendisi. Bence burada, tıpkı onun da dediği gibi Türkiye’de çekilse kendisine verilmeyecek bir rolü, tüm fizikselliği ve bizen dokunuşlarıyla çok iyi taşıyor. Ancak iyi tasarlanmış ya da yazılmış bir rol olduğunu iddia etmek güç. Levy’nin bu karakteri daha çok hikâyeyi ilerleten bir araç olarak kullanması, performansın potansiyelini sınırlıyor. Tek dileğim bu rolün, Kuzum için uluslararası alanda yeni kapılar açması.
Netflix yapımlarını kendi liginde değerlendirme ısrarımı sürdüreceğim ben yine. Seyircisini hızlıca ekrana bağlamaya odaklı ve konuyu bakmadan dahi anlayabileceğiniz biçimde defalarca kez işitsel olarak ileten dizilerinin aynısı gibi olmasa da, Dan Levy belli ki o dişlilere ayak uydurmak zorunda kalmış. Belki final noktasına sezon ortasında ulaşılmış olsaydı, her bölüm daha dolu hissedebilirdi. Şu haliyle, yarım saati doldurmak için yazılmış gibi duran yan hikâyeler ve “ara bölümler” dizinin temposunu düşürüyor. Yine de Dan Levy ve özellikle Laurie Metcalf’in olağanüstü performansı hatırına devam edeceğim. Puanım da bu ikili yapıya geliyor. Metcalf’li sahnelerde her şey yerli yerinde; suç tarafında ise fazlasıyla sönük.
Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



















