Takip et

Dizi Eleştirisi

Kimler Geldi Kimler Geçti (3. Sezon) | Var Olmayan Bir Türkiye

tarihinde yayınlandı.

Kimler Geldi Kimler Geçti

Kimler Geldi Kimler Geçti (3. Sezon) | Yaratıcı: Ece Yörenç | Oyuncular: Serenay Sarıkaya, Fatih Artman, Hakan Kurtaş, Metin Akdülger, Boran Kuzum, Ahmet Rıfat Şungar, Meriç Aral, Efe Tunçer, Esra Ruşan, Gülcan Arslan, Kamil Güler, Zeynep Tuğçe Bayat, Cem Güler, Züleyha Yıldız, Joy (Buddy), Perihan Savaş, Selçuk Borak, Serap Önder, Seray Sever, Edis | 29~57′ | Netflix

Kimler Geldi Kimler Geçti

Senaryolardan çok lansmanlara çalışan Netflix Türkiye’nin en prestijli işlerinden biri Kimler Geldi Kimler Geçti. Hem sektörümüzün yeni jenerasyonundaki kayda değer az sayıdaki oyuncuyu bir araya getirmesi, hem de yerli sinemada seksenlerden bu yana kaderine terk edilmiş romantik komedi türüne gerçekten başarılı bir televizyon uyarlaması sunması açısından kıymetli buluyorum. Hatta diziyi sevmeyenlerin bile göz ucuyla takip etmesini sağlaması, onu popüler kültürün parçası olamayan diğer yerelleştirilmiş Netflix içeriklerinden ayırıyor. Diziyle kendi ilişkim üzerinden konuşacak olursam; ilk sezon, gerçek dünyadan kopmaya fazlasıyla ihtiyaç duyduğum bir dönemde yayınlandı ve bütün pürüzlerine rağmen önüme koyduğu fanteziyle oyalanabildim. İkinci sezon ise zamanlaması itibarıyla çok başka bir yere denk düştü; İstanbul Büyükşehir Belediyesi etrafında siyasi tansiyonun yükseldiği, protestolara sessiz kalan ünlülere karşı kolektif öfkemizin biriktiği, konfor alanını terk etmeyen apolitik bilincin müsebbibi figürlere çok sinirlendiğimiz bir zaman aralığında çıktı karşımıza. Tek bir menajerlik ajansının, hem de tüm bu tartışmalarla parallelik taşıyanın, neredeyse kasting sürecini üstlenmiş gibi durması sebebiyle Instagram’da da kaçamadığımız aynı arkadaş grubunun hikâyelerinde geziyormuş gibi hissederek sınıf kininden dolduk taştık. Üçüncü sezonu ise öfkenin tamamen sönmediği ama dünyanın hızla kötüleşmesine karşı bir tür duygusal bağışıklık geliştirdiğimiz bir dönemde karşılıyoruz. Bu sayede Kimler Geldi Kimler Geçti’nin her masrafı karşılayabilen arkadaş grubunu yeniden, gerçek hayatın değil kurmacanın bir parçası olarak kabul edebiliyoruz belki de.

Türkiye televizyonlarına Aşk-ı Memnu dışında Kuzey Güney, Yaprak Dökümü, hatta Koçum Benim gibi klasikleri de armağan etmiş olması sebebiyle Ece Yörenç’in bende hâlâ sonsuz bir kredisi var. Önceki işlerinde, parasızlıklarına rağmen sürekli taksiye binen Tekin ailesi gibi absürtlükler olsa da, sınıfsal gözlemlerinin bütünüyle başarısız olduğu söylenemezdi. Daha doğrusu, en üst tabakanın kapalı kapılarını aralarken en azından nerede durduğumuzu biliyorduk, gördüğümüz hayatı yadırgamıyorduk. Kâh meşhur Ziyagil Yalısı, kâh Medcezir’in Tuzla sırtlarındaki Serez Villası… Bu mekânlar bize kimlerle muhatap olduğumuzu hatırlatıyor, yeni paranın henüz sızmadığı yaşam alanlarında gördüğümüz şatafata kolayca ikna oluyorduk. Kimler Geldi Kimler Geçti ise başladığı günden beri var olmayan bir Türkiye’den sesleniyor. Bu hayatlara, bu hoyrat konfora sahip olmanın artık yalnızca parayla, kültürle, sınıfsal mirasla, aile geçmişiyle ve sosyal kodlarla mümkün olmadığının farkında değil dizi. Çünkü Yörenç’in bu kez baktığı yerde bugünün milenyalleri yok. Onun yerine farklı bir politik iklimin içinde büyümüş gibi duran ve masal kahramanı demeye de dilimizin varmadığı bir adet Leyla ile kurmaca ürünü dostları var.

Kimler Geldi Kimler Geçti

Diyelim ki bu bağlamsızlığı da sineye çektik. Bugünün milenyallerinin, kim olurlarsa olsunlar, gelecek kaygısıyla yaşayan bir kuşak olduğunu; böylesine bir umursamazlığın ise ancak iktidarla doğrudan ya da dolaylı bir ilişki içerisinde mümkün olabileceğini de görmezden geldik. Tabii bunu kabul etmek, aynı zamanda bu apolitikleştirme mekanizmalarının özellikle kamera önünde çalışan insanlara nasıl sirayet ettiğini de es geçmek anlamına geliyor. Ama bütün bunlara gözümüzü yumduğumuzu varsaysak bile, Kimler Geldi Kimler Geçti’nin üçüncü sezonunun artık yeni bir cümlesi, yeni bir hikâyesi ya da karakterleri ileri taşıyacak bir derdi kalmamış. Bindiği atın beyaz değil kara olduğunu fark ettiğimiz en zengin seçeneğin motivasyonları neredeyse 180 derece değişiyor. Şeyyaz ise, sırf Boran Kuzum oynadığı için vazgeçilemeyen bir figürana dönüşüyor. Leyla’nın hayatına âdeta gökten zembille inen komşusu, sanki en başından gözden çıkarılmış gibi yazıldığı için üçüncü bir boyut kazanamadan, gerçek bir insana dönüşemeden hikâyeden çıkıyor.

Kimler Geldi Kimler Geçti’nin zaman zaman Instagram’da yaşayan, birbirinden kötü kişisel gelişim aforizmaları ya da ilişki tavsiyeleri satan hesaplar gibi davranmasına da pek anlam veremiyorum. Hep tek katmanlı ilişkiler, hep kadınla erkeği iki kutba sıkıştıran bir ak kaşık-kara kaşık çıkmazı, hep aynı romantik klişeler. İster istemez aklım Ece Yörenç’in önceki işlerine gidiyor; Aşk-ı Memnu’daki Behlül ile Bihter’in, Kuzey Güney’de Kuzey ile Cemre’nin taşıdığı karmaşaya bakıp bugünkü diziden daha fazlasını bekliyorum. Elbette ulusal kanalların bölüm başına bir buçuk saate yaklaşan, 30 küsur bölümlük sezon yapısının karakter inşası açısından ciddi bir zamansal (!) avantajı vardı. Ama Yörenç’in, o yersiz uzun yerli dizi disiplinine boğulmadan da aynı derinliği kurabilecek bir kalem olduğuna inancım hâlâ tam. Bu yüzden, Türkiye’nin bugününden bilinçli şekilde bu kadar uzak durma çabasının, diziyi Deniz Gamze Ergüven’in Mustang’iyle benzer bir frekansta işleyen steril bir masal gibi pazarlama arzusundan kaynaklandığını düşünmeden edemiyorum. Öyle bir kopuş ki bu; anlattığı insanların gerçekten aramızda yaşıyor olmasının gerektirdiği en temel toplumsal, sınıfsal ve politik kodlarla bile ilgilenmiyor. Evet, Netflix için çalışırken izlenip unutulacak, belli pazarlara şablonu hazır bir fantezi satmak çoğu zaman yeterli olabilir. Ama bu potansiyelin, üstelik böylesine parlak bir oyuncu kadrosuyla, bu kadar kolay harcanıyor olması gerçekten üzüyor beni.

Kimler Geldi Kimler Geçti

Hazır oyunculardan bahsetmişken… Serenay Sarıkaya’nın ışığına sahip bir yıldızın kolay kolay gelmediğini söylemek gerek. Bence çoğu performansında, karakterine içeriden bir şeyler koparıp verebilen, sahiciliğini cömertçe paylaşan bir oyuncu olduğunu da defalarca kanıtladı. Ancak bu sezonki oyununun, biraz Leyla’nın giderek karikatürleşmesinden, biraz da karakterin artık kendini tekrar etmeye başlamasından ötürü, yer yer cepten yemiş gibi hissettirdiğini söylemek mümkün. Zaten izlemeye doyamadığımız Metin Akdülger, Big Mistakes sonrası yeniden radarımıza giren Boran Kuzum ve her rolün adamı Ahmet Rıfat Şungar’ın bu sezon daha da geri plana itildiği hissedilirken, hikâyeye dahil olan Fatih Artman’ı da bu kadar uysal, bu kadar “doğru adam” bir profilde kabullenmekte zorlandım. Buna Meriç Aral’ın Funda’sı ve Edis üzerinden sağılmaya çalışılan komediyi de ekleyince, ortaya zaman zaman sanki bir arkadaş grubunun yalnızca kendi arasında komik bulduğu şakalara maruz kalıyormuşuz gibi hissettim. Belki dizinin oyunculuk açısından tam olarak birbirinin dengi sayılabilecek iki kısıtlı yeteneğini denklemek istemişlerdir, bilemedim.


Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku
Yorum Yapın

Yorum yazın...

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin