TV Günlükleri 07.11-13.11

TV Günlükleri 07.11-13.11

Aslında bu hafta Salı gününe yetişebileceğini düşünmemiştim TV Günlükleri‘nin. Ama ne olduysa oldu zaman bulup dizilerimi tamamladım. Özellikle Pazar geceleri 5 dizinin birden yayınlanması beni yoruyor. Ara ara Homeland, Hell on Wheels gibi eklentiler de oldu tabi. Ama Hell on Wheels‘i de ikinci haftasında bıraktım. Bilemiyorum ileride açılır mı. AMC dizisi diye izledim lakin ne Mad Men ne de Breaking Bad olabildi benim için. Tabi ikinci bölümden karar vermek yanlış ya neyse. Biz en iyisi sadece Modern Family‘nin yayınlanmadığı yoğun haftamızın top 5’ine geçelim.

5) HOW I MET YOUR MOTHER, dısaster averted

HIMYM ile ilgili olarak o kadar çok yakındık, o kadar çok şikayet ettik ki artık ne desek boş. Tarihinin en sıkıcı sezonlarından birini izliyoruz. Bu hafta burada olmasının tek bir sebebi var o da finali. Açıkçası dizide ilgi çekici olan tek şey Robin’le Barney arasındaki şeyler artık. Ne Ted’e gülüyoruz, ne de Marshall’a. Diziye devam ediyorsak tek sebebi sekiz sezondur devam eden bağlılığın bozulmaması. Bu haftaki bölümün dediğim gibi burada olmasının sebebi dizinin final sahnesi. Gerçi içerisinde az çok komik sahneler de vardı ama doğruyu söyleyin ilk sezonları özlemedik mi? Bu arada Robin’in yeni erkek arkadaşı kadar antipatik bir karakter katılmış mıydı diziye daha önce?
Spotlight: Cobie Smulders (Robin Scherbatsky)

4) FAMILY GUY, road to the pılot

The Simpsons‘dan kat kat daha komik olan ve hak ettiği değeri asla görmediğini düşündüğüm Family Guy bu hafta dizinin ilk bölümüne dönüş yaparak oldukça güldürdü bizleri. “Cookiebook”dan tutun da, Stewie’nin zaman makinesi sebebiyle çıldırmalarına kadar sayısız iyi espri vardı Road to the Pilot‘da. Tabi bir de Seth MacFarlane’in Stewie’yi merkeze oturttuğu bölümlerde döktürüyor olmasının da etkisi var. Ve bence Stewie’den sonra Meg Griffin karakteri de sahne aldığında epey iyi işler çıkarıyor. Neyse. Pek diyecek bir şey yok, diziyi izlemeyen beni anlayamaz.

3) HUNG, what’s goıng on downstaırs? or don’t eat prınce erıc!

Zannediyorum etrafımda benden başka Hung izleyen yok. Ve filmin ahlaksız konusuna rağmen çok iyi yazıldığını düşünen de. Hung uzun zamandır izlediğimiz en iyi bölümüyle karşımızdaydı. Belki de üç sezonun en iyisi olabilir. Transseksüel karakterin üzerinden Ray Drecker’ın “happiness consultant” görevini yerine getirişi bence Tanya’nın yaratmaya çalıştığı şeyi çok iyi anlatmış oldu. Tabiki de Lenore’a delice gülüyoruz. Onun çılgınlıklarının olduğu bölümler çok daha komik oluyor. Ama hangi Hung izleyicisi bu haftaki bölümün finalinde olanları izleyince gelecek haftayi iple çekmemiştirki?
Spotlight: Thomas Jane (Ray Drecker)

2) SATURDAY NIGHT LIVE, emma stone / coldplay

Yine Türkiye’de pek izlenmeyen, ancak Justin Timberlake‘li SNL şarkılarının Youtube’da sükse yapmasıyla hatırlanan bir TV işi Saturday Night Live. Bu hafta benim için rüya gibi bir kadro vardı. Emma Stone sunacak, Coldplay çalacak dendiğinde heyecandan deliye döndüm. Elbette Emma Stone oldukça komikti. Çoğu konuk gibi promptera bakmadı, repliklerini ezberden okudu. Ama şurada da yıldızdı diyebileceğim bir skeç yoktu. Yalnız Kristen Wiig o kadar iyiydi ki Amy Poehler ve Tina Fey‘den sonra SNL’in bize bıraktığı yeni miras olduğunu fark ettim. Chris Martin‘in sarı peruğunu da lütfen bir araştırın derim.
Spotlight: Kristen Wiig

1) GLEE, the fırst tıme

Glee hakkında bu hafta çok güzel bir yorum okudum TV.com’da, “Every time we’re ready to quit Glee, it pulls us back in.” diye. Çok güzel ifade edilmiş hakikaten. Bu hafta o bizi tekrar rüzgarına dahil ettiği bölümlerden biriydim. Şimdiden Youtube’da Adele mashup’lı videosu sızan gelecek haftaki bölümde de çok keyifleneceğimize eminim. Neyse. Glee bu hafta kendince oldukça hassas bir konuya, ilk cinsel birlikteliğe parmak bastı. Çok hoştu. Hem romantikti, hem gerçekçiydi. Glee‘nin o hızlı konuşan karakterlerinin bir kenara bırakılıp Finn-Rachel ve özellikle Kurt-Blaine ilişkisine böylesine bir ayrıntı sunulması hoşuma gitti. Bilemiyorum. Belki de Glee‘yi gerçekten bırakmak istemiyorumdur. İnsan geçen sezonun son bölümlerini düşününce “Neden?” diye sormadan edemiyor.
Spotlight: Darren Criss (Blaine Anderson)

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.