18. SAG Ödülleri / Kırmızı Halı Töreni – Live Blogging

18. SAG Ödülleri / Kırmızı Halı Töreni – Live Blogging

SAG (Oyuncular Birliği) tarafından bu yıl 18. kez dağıtılan ödüller bu gece sahiplerini bulacak. Saat 3’de asıl tören başlıyor. Ama şimdilik kırmızı halıyla meşgul olacağız.  Sayfayı güncellemeyi unutmayın!

İzlemek için: TNT / TBS + Digiturk Kanal 112: E! / SAG Live (Sadece kırmızı halı)

01.01: Yepyeni bir Live Blogging gecesine daha hoşgeldiniz. Şimdilik bir heyecanım yok ama sürpriz beklentim yüksek. Başlıyoruz…

01.03: Klasik olarak E!’deki sunucular Brangelina‘yı bekliyor. Her yıl aynı cümleleri duymaya alıştık.

01.05: Geçen sefer Kırmızı Halı’da kimin şık olacağı tahminlerinde fena çuvallamıştık. Bakalım bu gece neler olacak…

01.07: Bu arada çeyrek geçe dublör ödüllerini açıklayacaklar. Hemen buraya da yazacağım merak etmeyin.

01.11: Matt Czuchry!!! Gilmore Girls‘deki çocuğun büyüyüp de The Good Wife‘da ortalığı yıkacağı kimin aklına gelirdi?

DUBLÖR PERFORMANSI (FİLM) Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II
DUBLÖR PERFORMANSI (TV) Game of Thrones

01.17: Yaklaşık 20 dakikadır tek bir ünlü bile görmedik. Gecenin ilk ödülleri Kırmızı Halı’da verildi. Onun haricinde bir şey yok. Geçen sene 10. dakikasında Hailee Steinfeld gelmişti halbuki.

01.19: Katrina Bowden ve Keith Powell tam da ben söylenmeye başlamışken E!’de karşımıza çıktı. 30 Rock ekibinden ikisi de. Yalnız ben uzun zamandır Bowden‘ı dizide göremedim. Yanılıyor muyum?

01.21: Pan Am‘deki sarışın çocuk, yaşayan en cool adam Alan Cumming ve neden geldiğini anlayamadığım Ashlee Simpson. Hakikaten neden?

01.22: Julianna Margulies in Calvin Klein. Hep şık, hep mükemmel, hep naif. Sanırım aşığım kendisine. 15 yıldır, ER‘dan beri kırmızı halı törenlerine geldiğini söylüyor. George Clooney ile olan dostluğu da kıskanılması gereken başka bir mevzu. Bir de hanımlar, Julianna‘nın kocasını hiç gördünüz mü? Görmediyseniz bir bakın derim.

01.24: Octavia Spencer bu gece kazanamayacak diyenler var. The Artist‘in illaki bir ödül alması gerektiği söylenip duruyor. Yardımcı kadın oyuncu dalı da buna en açık dallardan. Gerçi Jean Dujardin de sürpriz yapabilir. Neyse. Josh Hopkins’le gelmiş. Görünce aklıma gelen tek şey: Cougar Town!!! Artık başlasın.

01.26: Bridesmaids kadrosunun en zayıf halkası Ellie Kemper… İtici.

01.30: Ashlee Simpson‘ın kocası / sevgilisi (her kimse artık) Boardwalk Empire‘da oynuyormuş, ondan gelmiş. Evden destekleseydi?

01.32: Alan Cumming yine kıyafetiyle farklı olmayı başarmış. Ama benim asıl ilgimi çeken aksanı. İskoçmuş! Ve ben yeni öğreniyorum.

01.34: Armie Hammer var şimdi de E!’de. Hollywood’un yeni altın çocuklarından birine dönüşmesi an meselesi. Evlilik yıldönümü doğumgünümle aynıymış. Bu da benden size gereksiz bir detay olsun. Ve kısaca bir Melissa McCarthy gördük. Bu yıl ilk kez bir törende bu kadar güzel görüyorum McCarthy‘yi. O da Gilmore Girls‘den gelme ve şimdi Oscar adayı. İnsanın inanası gelmiyor.

01.36: Emily Watson… Hak ettiği değeri görmeyen aktrislerden bir diğeri bana kalırsa. Bu arada War Horse ne rezalet bir filmdi. Tamam Watson‘ı seviyoruz ama War Horse

01.39: Rose Byrne tulum giymiş ve Elie Saab. Kötü olması mümkün mü? Tek problem omuzları çok düşük gözüküyor. Yalnız bunun faturasını Elie Saab’a değil  Byrne‘a keseceğim.

01.41: Kristen Wiig ödül törenlerinde neden bu kadar kötü giyiniyor? Ne bu rezalet? Biri bana açıklasın. Tarz değil bu. Bildiğin çirkin gözüküyor.

01.43: The Artist‘den Penelope Ann Miller var SAG’in sitesinde. Filmde rol alırken beklentisinin sıfır olduğundan bahsediyor. Sıfır vs. Oscar!

01.48: Nick Nolte… Tam anlamıyla bir efsane. Warrior‘da yılın en iyi performanslarından birini verdi ve biz hala Plummer‘ın kariyerinin en ortalama işlerinden biri, Beginners‘ı konuşuyoruz. Mucizelere inanmak istiyorum.

01.50: Viola Davis kıvrımlı kadınları giydirmeyi iyi bilen Marchesa’dan giyinmiş ve mükemmele yakın. Gecenin en şıklarından biri diyebiliriz bence şimdiden.

01.55: Ed O’Neill! Bir televizyon efsanesi ama Modern Family‘nin en zayıf halkası kabul edelim. Karakterden dolayı mı yoksa oyunculuğundan mı orasını bilemeyeceğim tabi.

01.57: Kristen Wiig in Balenciaga. O tasma… Not good Kristen, not good.

02.00: Jonah Hill sanki verdiği kiloları geri almış gibi duruyor. Michelle Williams yine olağanüstü güzelliğiyle gözüktü arada. Hayran mıyım? Sanırım.

02.02: Kyra Sedgwick in Gucci. Hiç ama hiç sevemediğim, sevmek de istemediğim bir kadın. Kevin Bacon‘la 23 yıldır evlilermiş. Çirkin espriler yapmak istiyorum ama Bacon severler vardır aramızda diye susacağım.

02.04: Ariel Winter her ödül töreninde bir başka balo elbisesi tanıtıyormuş gibi geliyor bana.

02.05: Michelle Williams in Valentino. Eğer Viola Davis olmasaydı beklemeye alışkın olan Meryl Streep‘i geçebilirdi. Hak ettiği ya da hak etmediği için değil, ödül törenlerine göre konuşuyorum. Ama Viola hem oyları bölüyor, hem de ırkçılık mevzusu kartıyla bir şekilde öne çıkıyor.

02.11: Viola Davis ödülünü almaya gelmiş gibi. Hakikaten çok beğendim bu geceki görüntüsünü. Ama keşke The Help ile değil de Doubt ile toplasaydı ödülleri. Gerçi henüz bir toplama durumu da yok ya neyse.

02.12: Natalie Portman bu gece ödül sunacakmış ladies & gentlemen. Büyülenmeye hazır mısınız?

02.14: Melissa McCarthy‘nin sesi kısıkmış. “Did you see Contagion?”

02.17: Lea Michele‘in ödül törenlerine sırf en şık olabilimek için giyinip gelme çabaları… Samimiyetsizlikten ölecek.

02.18: What’s wrong with Michael Pitt? True Blood‘da bir vampiri canlandıracakmış gibi duruyor.

02.20: Sofia Vergara bu gece kazanacağını tahmin ettiğim ama pek de ihtimal vermediklerimden. Üçüncü sezonda olağanüstü ilerliyor. Umarım SAG bu performansa kayıtsız kalmaz.

02.22: Shailene Woodley yazlık elbiseyle gelmiş. İlerleyen yıllarda bu kızdan çok konuşacağımıza eminim. Woodley‘nin The Descendants‘da mükemmel oynadığını iddia edemem ama bence Octavia Spencer‘dan çok daha iyi.

02.27: George Clooney ve Stacy Keibler. İkisinin birlikte olduğuna inanasım gelmiyor. Bu arada Clooney‘yi seviyorum ama kazanmasın, lütfen. Hak ettiğine inanmıyorum. Heleki karşısında Brad Pitt, Jean Dujardin ve Demian Bichir varken.

02.30: Michel Hazanavicius ve Berenice Bejo çok ilginç bir çift onu hemen araya sıkıştırayım da Darren Criss ve Kevin McHale var şu an E!’de. İki yakın arkadaş(!).

02.31: Tina Fey, Alec Baldwin, Jane Krakowski ve Cheyenne Jackson! I love Lemon.

02.35: Bu arada hiç olmadığım kadar interaktifim sanırım bugün Oscar Boy’da. Olabildiğince cevap vermeye çalışıyorum. İlginiz için de ayrıca teşekkürler tabi. Bu yıl blogun geldiği nokta beni inanılmaz mutlu etmekte ve tabi inanmakta da güçlük çekiyorum. Neyse. Biz SAG’e dönelim.

02.40: Meryl Streep, E!’deki kadının salak sorularından o kadar rahatsız ki yüzünün ifadesinden bile belli oluyor. Bu arada Meryl yıllardır ilk kez doğru düzgün (?) bir şey giymiş. Kazanırsa şaşırmasın çok rica ediyorum.

02.41: Tilda Swinton yine mükemmel, yine mükemmel.

02.42: Steve Carell de botoks yaptıranlar kervanına katılmış. Oh God!

02.44: Dianna Agron‘un saçları çok çok kötü. O değil de şu an Brangelina var SAG’in sitesinde. Bu yıldızların sorulara seri ve düzgün cevaplar vermelerine hayranım sanırım en çok. Sevmem ya da sevmemem önemli değil. “Yıldız olma”nın getirdiği zorunlukluların üstesinden gelmek de Hollywood’dan daha iyisi yok.

02.45: Son 15 dakika olduğunu fark ettim. Sonunda! Tüm önemli konuklar da geldi sanırım. 20 film adayı oyuncudan görmediğimiz Christopher Plummer, Kenneth Branagh ve Demian Bichir kaldı sanırım.

02.53: Angelina Jolie‘nin filmi de güme gitti. Bu aralar gösterime girmesini bekliyorduk ama sanırım Türkiye’deki vizyon tarihi değişti.

02.57: Her yerde Brangelina var. O yüzden yazacak pek bir şey bulamadım. Zaten sayılı dakikalar kaldı törenin başlamasına. Ödül töreni yazısında görüşelim. Umarım sürprizlerle dolu bir gece olur ve tüm tahminlerimizde yanılırız. Başka da bir şey istemiyorum. Haydi başlayalım…

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

38 Yorum

  1. ataslan19

    war horse… tamam klasik bir spielberg filmi sıkıcı ve klasik milliyetçi bir konusu var ama müzikleri ve teknik özellikleriyle bile ortanın üstünde bir film ” rezalet” kelimesi biraz haksızlık olmuyor mu?

    Yanıt
    1. Umur Çağın Taş

      Bugün ikinci kez izledim War Horse’u ve açıkçası teknik özelliklerinin bile böylesine bir duygu sömürüsünü kurtarabileceğini düşünmüyorum. Spielberg’in en samimiyetsiz filmi diyelim o zaman rezalet kelimesi yerine.

      Yanıt
    2. Erşah

      Bende tekrar izleyenlerdenim ve nedense benim gözümde parladı birden. Konunun klişe olduğunu da düşünmüyorum. Empire of the Sun gibi kült olup göçüp gidecektir aramızdan, asıl beklememiz gereken Daniel Day-Lewis’li Lincoln olmalı bence.

      Yanıt
  2. onur

    Umarım bu gece farklılıklar olurda Oscar’a biraz heyecan gelir.Gerçi ne kadar farklılık olabilir ki?Tek isteğim toplu performansı The Artist’in almaması.Eğer onu da alırlarsa Oscar da en iyi filmin farklı bir filme gitmesi imkansıza yakın olur.

    Yanıt
    1. Umur Çağın Taş

      PGA ve DGA zaferlerinden sonra The Artist’den başka bir filmin En İyi Film Oscar’ını alacağını hayal bile edemiyorum. Burada kazanmasa dahi büyük şok olur.

      Yanıt
    1. Umur Çağın Taş

      The Artist’i çok beğenen biri olduğum için tarafsız konuşamayacağım ama filmi sıradan bir sessiz, siyah-beyaz film olarak görmüyorum ben. Sessiz film döneminin bitişinde bir aktörün tüm kariyerinin sessiz film dönemiyle beraber sona ermesini işleyen tarihte başka bir film yok. Ki 2000’li yıllarda bunu izlenebilir kılan çok yönetmen olabileceğini de zannetmiyorum. Ve bir Martin Scorsese’nin bugüne kadarki en tembel işi Hugo ile kıyaslayınca The Artist bana daha üstün geliyor.

      Yanıt
    2. ataslan19

      kesinlikle katılıyorum the artist çok özgün bir yapım oldu ayrıca sinemanın duygusal dünyasına dokunması da ona bir avantaj getiriyor ki hugo da bu sene bu özelliğinden dolayı olması gerekenden fazla ilgi gördü…

      Yanıt
    3. TigerBlood

      Ben bu senenin olması gerekenden fazla şişirilen filminin The Artist olduğunu düşünüyorum.
      Onurun söylediği gibi konusu Sunset Bulvarı ile aynı.Film çok güzel ama yılın en iyisi demek de fazla olur,geçen senenin oscar adayları arasında olsaydı bir şey demezdim ama,bu seneki filmler içinde favori gelmesi doğru değil.
      Hugo-The Desendants-Moneyball gibi filmler de yarışın içinde olmalı.Ama çoğu yerde The Artist sanki yılın tek iyi yapımıymış gibi gösteriliyor

      Yanıt
    4. Erşah

      Singin’ in the Rain sevenler bence The Artist’e bayılırlar. Sinemanın şu gittiği uçurumda böylesine risk alıp böylesine bir film çıkarabilen bir yönetmen gelmez, bu yüzden de “seneye bir sessiz film” izleyemeyiz. Kim alabilir ki şu riski ? Herkes filmlerini 3D ye çevirip tekrar tekrar para kazanma yolunu seçerken ?

      Yanıt
    5. Umur Çağın Taş

      Ben de mesela Hugo’nun çok şişirildiğini düşünüyorum. Sanki Martin Scorsese ismi herkesin aklını çeliyormuş gibi geliyor. Erşah’ın da dediği gibi böylesine bir risk almak her yönetmenin harcı değil. Sırf risk aldı diye ödülleri mi verelim? Tabiki de hayır. Ama The Artist’in de kötü olduğunu kimse iddia edemez sanırım.

      Yanıt
    6. onur

      The Artist’in kötü olduğunu tabiki iddia etmiyorum.Ki aslında filmi çok sevdim.Ama bu kadar ödüllere boğulması çok anlamsız.Yani tarihte aynı konuyu işleyen mükemmel bir film varken,sadece ondan farkı sessiz olduğu için mi alacak tüm ödülleri.İçinde kadehin çınlaması gibi çok orjinal bir sahnede barındırıyor ama filmin eksisi o bölümden sonra düşen temposu.Filmin o bölümden sonra ivmesi düşmüş bana kalırsa.Final sahnesi iyi olsa bile,dediğim bölümden finale kadar düşen temposu filmi gözümde düşürdü biraz.Birde işin içinde Weinsteins Company var.Filmin yapımcısı bu şirket olmasa bu film, bu kadar ödülleri toplayamazdı bana kalırsa.Tıpkı geçen yıl yaptıkları gibi bu yılda napıp edip yarışa en güçlü şekilde dahil oldular.

      Yanıt
    7. Umur Çağın Taş

      Yalnız Sunset Boulevard’ın karşısında da o sene All About Eve vardı ki o da başka bir şaheser. The Artist’in şansı kendisiyle boy ölçüşecek (en azından bana göre) başka bir film olmaması.

      Yanıt
    8. TigerBlood

      İşte benim kabullenemediğim nokta boy ölçüşecek başka bir film olmadığının söylenmesi.
      Bu sene fazlasıyla güzel film var,ama The Artist onlardan bir adım önce çıkıyor.Öne çıkmasının sebebi yılın en iyi filmi olması değil.Sessiz film olması.Yarışta hile yapmak gibi bir şey(biraz garip bir yorum oldu ama 🙂
      İnsanların gözü hemen büyüleniyor.21.yüzyılda teknolojinin hakim olduğu bir dönemde sessiz bir filmin oscar’ı alması gazete manşetlerini dolduracaktır,herkes ilgiyle bakacaktır,bunu da sağlama almak istiyorlar.
      Çok güzel bir sessiz film çekilmiş diye ödül veriyorlar.
      Asıl yapmaları gereken şey yılın en iyi filmi hangisi demek

      Yanıt
    9. Umur Çağın Taş

      O zaman ben şöyle söyleyeyim, The Artist eğer bu sene yarışta olmasaydı ben ödülün Hugo ya da The Descendants’a gitmesini istemezdim. Bana göre The Artist’le yarışabilecek filmler Moneyball, The Tree of Life, hatta The Girl with the Dragon Tattoo. Ama onların da doğru düzgün aldığı bir destek yok. Hmm.. Düşününce tüm yollar yine Weinstein’a çıktı 🙂

      Yanıt
  3. ataslan19

    21. yy da sessiz bir film çekmek teknolojinin nimetlerinin yerini seneryo ve performanslarla doldurarak zekice yapılmış bir film bence iyi bir artı…

    Yanıt
    1. Umur Çağın Taş

      Bak buna katıldığım söylenemez. Etrafımda sinema sevmesine rağmen sırf sessiz film olduğu için The Artist’den uzak duran çok insan var. Ticari açıdan büyük bir risk. Ödüller açısından da öyle. Sonuçta büyük bir hüsranla da sonuçlanabilirdi öyle değil mi?

      Yanıt
    2. Erşah

      Filmin sinefillere yönelik yapıldığının bir büyük kanıtı da sanırım düşük gişesi. Filmin sessiz olmasına rağmen 15 milyon $ a mal olduğunu da söyleyeyim bu arada.

      Yanıt
    3. TigerBlood

      Orası da doğru.Büyük bir risk.Ben mesela böyle bir filmin olduğunu ilk kez Cannes hakkında yapılan haberler sayesinde duymuştum.O zaman demiştim kendi kendime yılın The King’s Speech’i geldi diye.Sessiz,siyah-beyaz bir film hele de ortalamanın üstünde oyuncu ve yönetmen performansıyla koalyca ödüllerin bir numarası olacaktır.

      Film beğenilmeseydi,Fransa’nın dışında izlenilmeyecekti o kadar.
      Düşünsenize o filmi Nuri Bilge Ceylanın çektiğine,hemen eleştiriler başlardı.

      Yanıt
    1. Umur Çağın Taş

      Octavia Spencer için benim ilk beşimde olmayacak diyebilirim rahatlıkla 🙂 Keşke Melissa McCarthy ya da Berenice Bejo kazansa. Ya da Jessica Chastain! Üçü de hak ediyor.

      Yanıt
    2. onur

      Octavia Spencer bir sürpriz olmazsa adım adım Oscar’a gidiyor şaka gibi.Son yıllarda yardımcı oyuncuları hep hak edenler kazanıyordu oysaki.Ödülü alması çok yazık olacak gerçekten.

      Yanıt
    3. ataslan19

      adım adım oscara giderken beni en çok rahatsız eden konular yardımcı oyunculuk ödülleri hem plummer hem spencer ödülü kesinlikle hakketmiyorlar ama bana akedeminin octavia spencer a bir sürpriz yapacağını düşünüyorum çünkü o daldaki diğer adaylar mükemmel performans gerçekleştirdiler

      Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.