BlacKkKlansman

BlacKkKlansman

Yönetmen: Spike Lee | Oyuncular: John David Washington, Adam Driver, Laura Harrier, Topher Grace, Jasper Pääkkönen, Ryan Eggold, Paul Walter Hauser, Ashlie Atkinson, Corey Hawkins, Michael Buscemi, Ken Garito, Robert John Burke, Frederick Weller, Nicholas Turturro, Harry Belafonte, Alec Baldwin | Senaryo: Charlie Wachtel, David Rabinowitz, Kevin Willmott, Spike Lee (uyarlama), Ron Stallworth (anı) | 135 dakika | Komedi, Suç, Biyografi

Cannes Film Festivali’nden bir nevi ikincilik ödülüyle ayrılan BlacKkKlansman, Ku Klux Klan’in bulunduğu kentteki faaliyetlerini durdurmak üzere Argo-vari bir planla harekete geçen bir polis memurunun öyküsünü anlatıyor. Oscarlar’da adını duymayı beklediğimiz, gerçek bir hikâyeden uyarlanmış yapımın en güzel tarafı konu itibariyle anın popüler meselelerinden yararlanmaya niyetlenecek tipik bir Hollywood filmi gibi durmasına rağmen, kamera arkasında Spike Lee yer aldığı için nereye konumlanmak istediğini çok iyi bilmesi. Siyahi cemaatin beyazperdede sadece sesini duyurmakla kalmayıp problemlerini de kör parmağını bile isteye gözünüze sokarak anlatmayı tercih eden Lee, kurgudaki numaralarıyla ana akıma göz kırpan bir tempo yakalamış bu sefer. Fakat hazmı kolaylaştıran akıcılık sebebiyle bombanın pimini çekmekten de geri kaldığı düşünülmesin. Şimdilerde Trump adındaki maskara sayesinde seslerini yükseltmekten çekinmeyen beyaz üstünlüğü yanlılarının sebep olduğu Charlottesville olaylarına direksiyonu kırarak bu hadsiz kalabalığın her zamankinden daha tehlikeli olduğunu hatırlatıyor bir güzel. Ve hatta kendisine yakışan bir zamanlamayla öyle bir anda açıyor ki bayramlık ağzını, finale saklanan arşiv görüntüleri ile siz misiniz iki saat boyunca güle oynaya benim filmimi izleyen diye azar çekerek soğuk duşun altına bırakıyor. Moronluktan nasibini almış faşistleri, karikatürize etmekten çekinmediği karakterleri, öngörülemeyen provakasyonu ile Spike Lee tam formunda yani. Onu bunu bıraktım, işi sadece ak kara mücadelesinden de koparıp alıyor anlattığı insanlarla. Siyahi esas oğlana peşkeş çeken liberallerle cılız bir perspektife sevk edilmek yerine, KKK biraderleri grotesk şeytanlara dönüştürecek bir Yahudi ile yan yana izliyoruz. Kaldı ki filmin her trajedisinde ve kahkahasında inanılmaz bir aktivist disiplininin izi var. Dolayısıyla yarayı kaşıyan tavrına şaşırmamak gerek. Ben biraz ileri gidip bundan daha kışkırtıcı bir film yapmış olabilir mi diye bile düşündüm. Evet, bu kadar altını çizmeye ne gerek var canım diye düşünmek mümkün. Get Out’un açtığı yoldan gidiyor da ödül mü kovalıyor diye açık yakalamaya çalışan da olabilir. Fakat şunu unutmamak gerek; Lee kariyerinin başından beri beyaz olan herkes ırkçı değil, ama ırkçı olan herkes beyaz diyor zaten. Jordan Peele ve niceleri varsa onun sayesinde var. Bu bir akıma ayak uydurması olarak okunmamalı. Aksine sosyal adaletsizliğin toplum, bilhassa Amerika üzerindeki etkileri üzerine defalarca egzersiz yapmış bir vizyonerin yeni zirvesi olarak muamele görmeyi hak ediyor. Rasist tokatlayan ana karakter olarak izlediğimiz John David Washington’ın önderliğinde kusursuz performanslar sunan kadrosu da cabası. Açılışta beyaz ırka rehberlik yapan Alec Baldwin’den tutun son çeyrekte hayatının en ürkütücü telefon konuşmasını yapan Topher Grace beyefendiye kadar istisnasız tüm oyuncular yönetmenin lafı dolandırdığı kurgusal kısma form veriyor. Son montajla da her şeyi maksimum potansiyeline ulaştırarak kan donduran, anlamlandıramadığımız bir öfkeyi bırakıyor kucağımıza. Daha ne olsun? Bu arada… Yazıyı yazarken kendi kendimi yükselttiğimi de fark ettim. Sezon içerisinde klipler izleyip hakkında bir şeyler okudukça notum yükselirse sorgulayan olmaz umarım. İzdivaç bu döküdramaya kısmetmiş.
Fesat Mukayese: BlacKkKlansman > Get Out

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.