Birds of Prey

Birds of Prey

Yönetmen: Cathy Yan | Oyuncular: Margot Robbie, Mary Elizabeth Winstead, Jurnee Smollett-Bell, Rosie Perez, Chris Messina, Ella Jay Basco, Ali Wong, Ewan McGregor | Senaryo: Christina Hodson | 119 dakika | Aksiyon, Macera, Suç

Margot Robbie’nin yapmacık yapımcı kimliğini konuşturduğu projeler birer birer seyirci karşısına çıkarken beyaz ya da neredeyse beyaz kadın oyuncu çeşitliliğini önümüze sunan, fırsatı çok da uzağa göndermeyen ve hatta yeri geldiğinde ödül için Tonya Harding’i sistemin kurbanı olarak göstermeyen rotasını bir süre daha eleştirmemeye devam edeceğim. Çünkü belli ki Avustralya’dan Hollywood’a transfer olan, hayatta her şey onun için yolunda gözükmüş gibi gözüken Margot Robbie bile bir anda kazandığı şanın şöhretin içerisinde birkaç şansı hak ediyor. Bardağın dolu tarafından bakma ısrarımızla çıktığımız yolda Cadılar Bayramı’nı sonsuza kadar lekelemiş Suicide Squad fecaatine devam niteliğinde yeni bir çentik açmış bu sefer Robbie. Harley Quinn’in çizgi romanlardan çıkma en yorucu karakter olduğunu hatırlatırcasına sırtını dayadığı erkekleri dünyasından kazımış, kendine sıra dışı bir takım seçmiş ve kötü karakterin libidolu bir eşcinsel (biseksüel?) olduğu maceranın ortasına bırakıvermiş. Joker ile beraberliklerine çizilmiş alacası bol yeni portresine uygun bir renk cümbüşünün içerisinde de Harley, kaderinin ona verdiği yetkiye dayanarak tozu dumana katıyor işte. Bir mesaj var mı? Yok. Bir amaç var mı? O da yok. Ama bugüne dair bütün ihtiyaçlarımızı gidermek üzere vitrine konulmuş sahte hassasiyetleriyle dört başı enkaz bir aksiyon, ya da dilerseniz istemsiz komedi olarak da kategorize etmek mümkün, bulunmakta karşımızda. Açıkçası kağıt üzerinde asırlardır kadının ikinci sınıf vatandaş eylendiği bir endüstriye orta parmak çeken bir tavır olmasa Birds of Prey’in konuşmaya değecek bir tarafı olur muydu emin olamıyorum. Çünkü bu kulvardaki filmlere dahi yakışmayacak cinsten mantık hataları silsilesini hiç de parlak olmayan mizahi bir yaklaşımla süslemiş ve ortaya inanılmaz zevksiz ve hatta inceliksiz bir iş çıkmış. Muhtemelen çizgi romanınını kağıtları birbirine yapışacak ya da pdf dosyası son kullanılanlar listesinin zirvesine yerleşecek kadar eskitenler haricinde – o da sırf kuşe kağıdını beyazperdeye direkt yansıtabilmesi sayesinde – kimsenin ilgisini çekebilecek bir şey barındırmamakta. Hatta bu tür vur patlasın çal oynasın koşuşturmacaların iki saat insanı gerçeklikten koparan para harcanmış film içeriğinden de mahrum. Ben kostümlerinden ışık almayan bir sette çekilmiş gibi duran tasarımına kadar her şeyi pek çiğ buldum. Bir de tabii üstünde pek mesai harcanmamış izlenimi veren senaryonun duyarlı olduğumuz konulardan usülsüzce nemalanmaya çalışması var ki onu da fark edince ne hikâye örgüsüne (!), ne de karakterleri (?) tanımaya pek mecaliniz kalmıyor. Keşke hiç yazılmasaydı dediğimiz Harley Quinn’in keşke hiç çekilmeseydi dediğimiz solomsu çıkarması post #MeToo evreninin en olmamış egzersizlerinden biri kısacası. Çünkü neymiş Bayan Robbie? Hemcinslerimiz ile spot ışıklarını paylaşırken üç boyutlu karakterler teslim ettiğimizden emin oluyormuş, öyle değil mi? Andaçlıktan fazlasını ifade etmeyecek bir maskaralığa ihtiyacımız yokmuş. Joker ve ona uzaktan yakından tutunmuş bütün kurgusal yaratımların kostümlerinin yakıldığı alternatif bir evrende buluşmak üzere, hoşçakalın!

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.