Farewell Amor

Farewell Amor

Yönetmen & Senaryo: Ekwa Msangi | Oyuncular: Ntare Guma Mbaho Mwine, Zainab Jah, Jayme Lawson, Joie Lee, Nana Mensah | 95 dakika | Drama

Keşif yapmak için üstün çaba sarf ettiğim ilk haftanın hatıralarından Farewell Amor, The Chi isimli HBO projesinde tanıma fırsatı yakaladığım Ntare Guma Mbaho Mwine’nin de yer aldığı Sundance çıkışlı bir bağımsız. Festivalden erkek oyuncu ödülüyle dönen yapım, yönetmen/senarist Ekwa Msangi’nin ilk uzun metrajlısı olma özelliğini taşıyor. Üç farklı perspektiften 17 yıl sonra Birleşik Devletler topraklarında bir araya gelen Angolalı bir ailenin tekrardan birlik olma, birbirlerine alışma sürecini anlatmakta. Perde okyanusun diğer tarafında tek başına bir hayat sürerek ailesine de ekonomik olarak katkıda bulunabilmek için üstün çaba sarf eden babayla açılıyor. Sonrasında ikinci nesil bir göçmen olarak kimliğinin bu taze habitatta nereye konumlandığını gözlemlemek mecburiyetinde kalan ailenin kızını izliyoruz. Son parçada ise eşinden ayrı geçirdiği süreci inançlarıyla kurduğu sıkı bağ ile dolduran annenin durduğu yerden bakıyoruz olan bitene. Tabii seneler herkese farklı tesir atmış. Baba yeni bir kalp sızısının peşine düşmüş, anne yalnızlığını ilahi güçlerle gidermiş, evin kızı için ise dansa duyduğu tutku aidiyet duygusundan yoksun olduğu genç ömrünün neşesi görevini görmüş. Msangi, herkese yeteri kadar hareket alanı vererek bütün karakterlerini tanımamız için üstün bir çaba sarf ediyor, ona şüphe yok. Televizyon gibi bir medyumda karşılığını çok daha iyi alacağı sürekli perspektif değiştiren anlatım üslubunu da bir şekilde hikâyeye yedirmeyi başarabilmiş. Ama çok temel bir sıkıntısı var: Farewell Amor’un bütün katarsisleri pembe dizilerden çalma. Kimliğin dili, dini, ırkı ilgilendiren kısmında etüt yaparken meselesi bu üç dünya vatandaşını daha insan, daha gerçek kılmaya geldiğinde yerli dizi yersiz uzun dedirtecek entrikalara soyunuyor. Evin kızı sakatlık yaşayınca hastaneye gidilmesi ve hemşirenin babanın sevdiceği çıkması mı dersiniz yoksa kocasını yeniden kazanabilmek için mücadele eden anneye bu kılıkla nereye gidiyorsun abla diyen komşu mu? Dramatik yapısı erken 2000’lerin Açelya Akkoyun içeren prime time düzenini hatırlatıyor. Öyle ki bu klişe dallanıp budaklanmalar, göçmen deneyiminin perdeye çok da yansıtılmamış bir tarafını bayağılaştırmış. Açıldıkça saçılan senaryonun ilk çeyrek haricinde izleyiciye sunduğu her şeyi Maria Mercedes’le eşitleyerek tam bir özet geçeyim ben en iyisi. Lakin yolunda gitmeyen her şeye rağmen Ekwa Msangi’nin niyetlerini doğru bir yere konumlandırması sebebiyle ikinci uzun metrajlısıyla alakalı heyecanımı korumaya devam ettiğimi de not düşmem şart. Bir sonrakinde daha az laf, daha çok iş gelsin mümkünse.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.