Altın Küre’nin ardından…

Altın Küre’nin ardından…

78. Altın Küre Ödülleri dün gece sahiplerini buldu ve herkesin kafası karıştı diyemesem de sanıyorum beklediğimiz isimler almadığı için hepimiz şimdi ne olacak gibisinden bir gerginliğin orta yerine düştük. O yüzden adım adım sonuçların Oscar ve genel olarak sezondaki yarış için neler ifade ettiğini bir konuşalım istiyorum. Öncelikle, Altın Küre’yi dağıtan HFPA ile Oscarlar’ı veren Akademi’nin birbirinden alakasız iki kurum olduğunu hatırlamak şart. Burada ödül alan biri için direkt Oscar’a aday olur ya da kaybedenin şansı bitti gibisinden kesin sonuç belirten varsayımlarda bulunmak yanlış. Daha çok kimin bu platformu kullanabildiğiyle ilgili artık Altın Küre. Teşekkür konuşması yapabilmek ekran süresi demek en nihayetinde.

Listenin en başından startı verelim… The Trial of the Chicago 7 yerine iki büyük ödülün de Nomadland’e gitmiş olmasının haklı mutluluğunu yaşıyoruz hep birlikte. Eleştirmenlerin startını verdiği rüzgâr burada da varlığını sürdürdü. HFPA gibi oyunu sürekli gelenekselden yana kullanan bir kurumun bile Nomadland’e kollarını açmış olması mühim. Üstelik burada The Trial of the Chicago 7 kazansaydı medyanın vereceği tepki ters tepebilir, Akademi tıpkı Green Book ve Bohemian Rhapsody vakalarında olduğu gibi inadına oy kullanabilirdi. Şu an Oscar’ın En İyi Film dalında favori pozisyonunu bir süre daha koruyacağa benzeyen, harika konuşmalar yapmış canımız Chloé Zhao ile önümüze bakmakla meşgulüz.

Borat Subsequent Moviefilm de hiç fena olmayacak bir gece geçirdi. Fakat Maria Bakalova’nın sektöre tamamen yabancı, yepyeni bir yüz ve kendini oy kullanacak insanlara tanıtmaya ihtiyaç duyan biri olduğu gerçeği, ödülünü Rosamund Pike’a kaybetmiş olması durumunu biraz kritik kılıyor. Pandemi gibi bir yılda yeteri kadar birebir etkinlik de yokken Bakalova’nın bu platformu doğru bir teşekkür konuşmasıyla kullanarak yardımcı kadın oyuncu yarışındaki yerini sağlama almaya herkesten daha çok ihtiyacı vardı.

Hazır yardımcı kadın oyuncu demişken partneriyle birlikte gözüken Jodie Foster’ın sürpriz zaferine de değinmeden olmaz. Bence bu yılın en enteresan yarışlarından birine ev sahipliği yapıyor bu kategori. Glenn Close’un Oscar’dan yana talihsizliği varlığını sürdürdüğü için SAG, BAFTA ve burada olduğu gibi Altın Küre’yi almadan ipi göğüsleme ihtimali hâlâ mevcut. Ancak En İyi Film kategorisine aday olma olasılığı yüksek yapımlardan rakiplerini devirmek için bundan çok daha fazlasını ihtiyacı var. Amanda Seyfried’in de muhtemel zaferinin SAG adayları arasında yer almadığını da düşününce riske girdiğini söylemek mümkün. Şimdi soru şu, Akademi üyeleri oturup The Mauritanian’ı izler mi, onu da geçtim Jodie Foster’a oy verir mi?

Chadwick Boseman özelinde de artık bu sene adresi kesin olan tek Oscar’ın Boseman’a ait olduğunu, Anthony Hopkins’in En İyi Film adayı bir yapımla, üstelik mevcut sıfır Altın Küre’si de varken ödül alamamasının Boseman’ı direkt mutlak favori pozisyonuna ittiğini kabul etmek gerek. Eşinin yaptığı konuşma hepimizi salya sümük ağlatmakla kalmadı, küçük çocuklarla yapılan röportaj sırasında yeni jenerasyonun hayatına da etki etmiş büyük bir star olduğunu hatırlamış olduk bir güzel. Oscar’da da, çevrimiçi ya da kanlı canlı nasıl bir tören olacaksa, Boseman’ın en iyi şekilde onore edileceğine inancım tam.

Ekran süresini çok iyi kullananlardan biri de Minari’nın yönetmeni Lee Isaac Chung oldu. Hangi dili konuştuğumuzunun önemsizliğini, kalbin dilinin ehemmiyetini dile getirirken kucağında kızıyla sanki bir Oscar seçmesine de çıkmış gibi hissettirdi. Sanıyorum, iyi seçimler yapmasıyla meşhur yönetmen branşının ilk beşinde kendine yer bulabilecek Chung. Şimdiye kadar A24’la birlikte sezonu çok iyi idare ettiler ve Altın Küre’deki yabancı film skandalına rağmen buradan da kazançlı çıkmayı başardılar. Momentumunu korursa Youn Yuh-jung için de yardımcı kadın oyuncu kategorisindeki kargaşada kendisine yer bulması kolaylaşır.

Bir nebze sürpriz sayılabilecek, aslında hepimizin tahminlerinde de yer alan fakat emin olamadığımız Daniel Kaluuya’yı da anmadan geçemeyeceğim. Törenin startındaki yayın aksaklığından çok sempatik bir şekilde sıyrılıp teşekkür konuşmasını teslim eden Kaluuya, gerçekten ama gerçekten bu sene yarıştaki en iyi performanslardan birini veriyor. Judas and the Black Messiah ekibi doğru kampanyayla geç dahil oldukları sezonda iyi bir şekilde ilerlemekte. Ve ben yavaştan One Night in Miami ve Ma Rainey’s Black Bottom yerine En İyi Film kategorisinde de yer bulabileceğini düşünmeye başladım. Kaluuya ilk Oscar’ı için geliyor mu? Sanırım evet!

Soul’un beklediğimiz zaferleri, televizyon kanadındaki tamamı tahmin edilebilir sonuçlar, Jane Fonda’nın HFPA’in yarım ağız özründen çok daha doğru yerlere parmak basmış olağanüstü teşekkür konuşması haricinde bir de son olarak Andra Day’e değinmek istiyorum. Çıkan son iddialar neticesinde HFPA’in tek bir siyah üye barındırmayışının konu olması seçimlerini birazcık kendilerini aklamak adına yapmalarına yol açtı sanki. Day’in kötü bir filme sığdırdığı kalburüstü performansıyla Carey Mulligan, Frances McDormand ve en önemlisi Viola Davis gibi favorileri devirmesi kayda değer. Fakat benim okuduğum kadarıyla Andra Day’in ekibi HFPA için özel olarak mesai harcamış. Ve bu zafer onu Oscar yarışındaki boş kalan beşinci koltuğa da kesin olarak oturttu gibi hissediyorum.

Peki Andra Day’in kazanması Mulligan’ın Oscar’a giden yolunu zorlaştırdı mı? Açıkçası evet. Oscar’ın kadın oyuncu dalının tarihinde sadece bir defa iki siyah aday ağırladığını unutmamak gerek. Ve siyahlara ait denilebilecek 2021 gibi bir yılda Akademi de bu yolu izlemek isteyebilir pekâlâ. Kabul, Promising Young Woman’ın eli hâlâ güçlü, fakat bu dün gece sıfır çektiği gerçeğini değiştirmiyor. Bu sefer yazının başındaki argümanımı da hatırlatabilirsiniz bana. Hani Akademi ve HFPA çok farklı kurumlardı? Evet amaPromising Young Woman da tam olarak Altın Küre’nin filmiydi. Burada değil kadın oyuncuda, senaryo dalında bile ilgi görmemiş olması kesinlikle dikkat çekici. Gerçi Akademi’nin, HFPA gibi taze bir kusuru olmadığından bu anlatı ne kadar geçerli emin olamıyorum.

Tabii ben bu kadar çene çaldım da Oscar adaylarına daha iki hafta, ödüllere de iki ayımız olduğu gerçeği yarıştaki dengelerin bütünüyle değişmesi namına herkese hareket alanı tanıyor. O yüzden bu yazdıklarımı tamamen kesin bir yargıda bulunuyormuşum gibi davranmadan kulağınıza iliştirseniz yeter. Önümüz açık, yarış belki cılız ama heyecanlı. En azından daha sezonun ilk durağında geçtiğimiz senelerde olduğu gibi her ödülü aynı insanın alacağı bir serinin fitili ateşlenmedi. 4 Nisan’da SAG (Oyuncular Birliği) Ödülleri’nde görüşmek üzere diyelim, sonuçları tekrardan hatırlayalım…

FİLM

DRAMA Nomadland
KOMEDİ/MÜZİKAL Borat Subsequent Moviefilm
YÖNETMEN Chloé Zhao | Nomadland
ERKEK OYUNCU (Drama) Chadwick Boseman | Ma Rainey’s Black Bottom
KADIN OYUNCU (Drama) Andra Day | The United States vs Billie Holiday
ERKEK OYUNCU (Komedi/Müzikal) Sacha Baron Cohen | Borat Subsequent Moviefilm
KADIN OYUNCU (Komedi/Müzikal) Rosamund Pike | I Care a Lot
YARDIMCI ERKEK OYUNCU Daniel Kaluuya | Judas and the Black Messiah
YARDIMCI KADIN OYUNCU Jodie Foster | The Mauritanian
SENARYO The Trial of the Chicago 7 | Aaron Sorkin
ÖZGÜN MÜZİK Soul | Trent Reznor, Atticus Ross & Jon Batiste
ÖZGÜN ŞARKI “Io sì (Seen)” | The Life Ahead
YABANCI FİLM Minari
ANİMASYON Soul
CECIL B. DEMILLE ÖDÜLÜ Jane Fonda

TV

DRAMA The Crown
KOMEDİ/MÜZİKAL Schitt’s Creek
MİNİ DİZİ/TV FİLMİ The Queen’s Gambit
ERKEK OYUNCU (Drama) Josh O’Connor | The Crown
KADIN OYUNCU (Drama) Emma Corrin | The Crown
ERKEK OYUNCU (Komedi/Müzikal) Jason Sudeikis | Ted Lasso
KADIN OYUNCU (Komedi/Müzikal) Catherine O’Hara | Schitt’s Creek
ERKEK OYUNCU (Mini Dizi/TV Filmi) Mark Ruffalo | I Know This Much Is True
KADIN OYUNCU (Mini Dizi/TV Filmi) Anya Taylor-Joy | The Queen’s Gambit
YARDIMCI ERKEK OYUNCU John Boyega | Small Axe
YARDIMCI KADIN OYUNCU Gillian Anderson | The Crown
CAROL BURNETT ÖDÜLÜ Norman Lear

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.