The Green Knight

The Green Knight

Yönetmen & Senaryo: David Lowery | Oyuncular: Dev Patel, Alicia Vikander, Joel Edgerton, Sarita Choudhury, Sean Harris, Ralph Ineson, Kate Dickie, Barry Keoghan, Erin Kellyman, Megan Tiernan, Emmet O’Brien | 130 dakika | Aksiyon, Drama, Fantastik

Uzun uzun (gerçi uzun dediğim de 400 kelime) film yazmayı o kadar unuttum ki biraz da yeni işim öncesi egzersiz olsun, iyice nadasa bıraktığım Oscar Boy şenlensin diyerek oturuyorum klavyemin başına. Beyoğlu’nda yapılan bir ön gösterimde yakaladığım ve sinemalarımıza da uğrayan The Green Knight, bir dargın bir barışık olduğum yönetmen David Lowery’nin imzasını taşıyor. A Ghost Story’sinden ziyade The Old Man and the Gun ve Pete’s Dragon gibi genel izleyiciye daha çok hitap eden işlerine meylettiğim için Orta Çağ’dan makas alan, Arturyan efsanelerden uyarlanmış bu yeni filminin başına da büyük bir tereddütle oturdum. Ancak sonucunda hüsranın esamesi hiç okunmadığından hâlimden bir hayli memnunum. Türkçe adıyla Yeşil Şövalye, krala olan sadakatini ispat etmek üzere doğaüstü bir varlığa meydan okuyup sonuçlarına da boyun eğmeyi kabul etmiş Sir Gawain’in öyküsünü anlatıyor. Yeşil Şövalye’ye gösterdiği muamelenin aynısını bir sene sonrasında bizzat ondan görmek üzere beklemeye girişen ve zamanı geldiğinde de epik bir yolculuğa koyulan Gawain, insan evladının tarihin başından beri kalıplaştırdığı bütün kavramların izinde hepsini teker teker elden geçiren bir sınavın da baş kahramanı oluyor ayrıca. Meselenin ne olduğunu anlamak için final bloğunda bir şeylerin nihayete erdiğini görmeye ihtiyaç duysak da Lowery’nin filmi iktidar ve yetki alanlarını işgal eden erkek kültürüyle esasında. Burada yolsuzluğa direkt bir yol yapmak yerine, kartondan kahramanların küflü tahtlarını kulağını biraz da ters tarafından göstererek devirmeye çalışıyor. Yöntemi uzun ve bir hayli yorucu tabii. Game of Thrones ile ehlileştirilmiş kalabalıkların bilhassa hayal gücünün sınırlarını zorlayan kanadından The Green Knight ile bir ilişki kuracağına şüphe yok. Karanlığa bulanmaktan çekinmeyen her bir kare son sezonunda acaba bunu evdeki televizyonlarımızdan izlememiz bir insanlık suçu değil mi dediğimizi diziyi bir hayli hatırlatıyor. Ancak düşük bütçeyle epik bir efsaneye girişerek, halihazırdaki şiirden ilhamla sinemayı neden sevdiğimi de hatırlattı bana. 14. yüzyıla ait satırlardan bugünle ilişkilendirilebilir bir külliyat yaratıyor ne de olsa. Tüm bunların yanında, çözümlerken gözünüzü birden fazla defa final yapıyor oluşuna da aldırış etmeden ilk kapanışına dikerseniz çevreci bir okuma yapmak da mümkün. Nitekim doğadan alıp doğaya veremeyen, hırsının kurbanı, ödlek ve aciz canlılar olarak dünyevi zevkler içerisinde aslında bir hiç olduğumuzu hatırlatıyor The Green Knight. Bir elinde yeşilin intikamındaki onuru gösterirken, diğer elinde de merhametin yine hepimizden büyük doğada olduğunu işaret ediyor. Dört bir yanı iklim krizi ve rant sevdası yüzünden yanan bir coğrafyadayken de bu “yeşil” söylemden etkilenmemek imkansız. Dev Patel’in önderliğinde yeni film sezonuna duyduğum sevdanın da filizlendiğini not düşerek köşeme çekileyim ben buradan. Zihnimde o kuşak ve Patel’in üzerinde bıraktığı hatırayla, sizleri de çok geç olmadan salonlara davet edeyim. Bence uzunca bir aradan sonra salona ilk ziyaretinizi gerçekleştirmek için şahane bir fırsat.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.