Gossip Girl – 5. Sezon

Gossip Girl – 5. Sezon

Hugo Becker, Penn Badgley, Ed Westwick, Chace Crawford, Leighton Meester ve Blake Lively

(Okuduğunuz yazı diziyle ilgili SPOILER içermektedir!!!!)

Benim yaşlarımda olup da yabancı dizilere meraklı olan birinin Josh Schwartz adını duymadığını sanmıyorum. İllaki bir yerden yakalamışsınızdır. The O.C., Chuck, son dönemde Hart of Dixie… Ve tabi asıl konumuz Gossip Girl. Ama onun öncesinde Schwartz‘a olan hayranlığımın tek sebebinin The O.C. olduğunu belirtmekte yarar var. Mischa Barton, Rachel Bilson, Adam Brody ve Ben McKenzie‘den oluşan kadroyu unutmak pek mümkün değil ki dizi biteli 5 sene oluyor. Lise yıllarımdaki müzik zevkime olan katkılarından tutun, hayatımdaki insanları dizideki karakterlerle özdeşleştirme çabama kadar pek çok şey var. Hani herkesin bir “top” dizisi vardır ya. Unutamadığı, replikleri ezberlediği, dizide çalan şarkıları duyunca sırıttığı… İşte benim için o dizi The O.C. idi. Zaten Gossip Girl‘e başlamamın tek sebebi Schwartz‘ın varlığı. Yoksa izlenecek gibi değil. En azından son sezonların tam bir felaket olduğunu söyleyebilirim.

Gossip Girl, Manhattan’da Upper East Bölgesi’nde yaşayan liseli bir grubu anlatarak başladı yolculuğuna. Beş sezondur kim olduğunu öğrenemediğimiz ve Kristen Bell tarafından canlandırılan Gossip Girl karakteri de bu insanların özel hayatlarına dair en kirli detayları internet üzerinde paylaşan biri. Ana karakterlerden kısaca bahsedecek olursak… Serena van der Woodsen (Blake Lively) tam bir it girl. Tüm Manhattan ona tapıyor ama o daha çok kendi ilişki deryasında boğulmakla ve eften püften şeyleri dert edip içimizi sıkmakla meşgul. Blair Waldorf (Leighton Meester) ise dizinin başta sevilmesi güç ama sonrasında tek sevilesi karakteri haline dönüşen bir kız. Nasıl anlatsam bilemiyorum Blair’ı. Entrikayı seven, ama aşk fikrine aşık, modayla iç içe yaşayan ve oldukça kültürlü bir sosyete üyesi. Nate Archibald (Chace Crawford) dizinin en anlamsız karakteri. Zaten kendisini canlandıran Crawford‘ın kızları fiziksel özellikleriyle etkilemek dışında GG‘ye pek katkısı yok. Chuck Bass (Ed Westwick), Blair’ın büyük aşkı. Eski playboy, yeni… Açıkçası Chuck’ın nereye gittiği de meçhul. Baba problemleri ve Blair’ın peşinden koşturmalarıyla can sıkmaya başladığı söylenebilir. Ve son olarak Dan Humphrey (Penn Badgley). Kaba bir tabirle dizinin eziği kendileri. Brooklyn’de yaşıyor, diğerleri gibi zengin değil. Upper East Side hayatına alışmasının tek sebebi babasının (Matthew Settle), eski sevgilisi Serena’nın annesiyle (Kelly Rutherford) evlenmiş olması.

 

Kaylee DeFer, Kelly Rutherford ve Matthew Settle

Gossip Girl‘ün beşinci sezonu açıkçası çok ama çok sıkıcı geçti. Blair’ın evliliği, Gossip Girl’ün bilgisayarının elden ele dolaşması ve Blair – Dan arasındaki o “olmamış”, “yapay” ilişki beni diziye bağlamaya pek yetmedi. Neden izlediğimi yine alışkanlık kelimesi ile açıklayacağım, çünkü hakikaten öyle. Her sezona sanki çok büyük olaylar olacakmış gibi başlayıp, sezon ortasına gelmeden tüm malzemesini tüketen Gossip Girl bu yıl kadroya katılan ve gelecek sene de hikayede bulunacağını tahmin ettiğim Ivy Dickens (Kaylee DeFer) ve Charlie Rhodes (Ella Rae Peck) karakterleriyle iyice sarpa sardı. Hele ki Lola’nın, yani Charlie’nin, babasının kim olduğunu öğrenince Gossip Girl‘ün her gün yayınlanan bir pembe diziden ne farkı olduğunu düşündüm durdum.

Yine bu sezonun en büyük abartılarından biri de Chuck’ın babasının ortaya çıkışıydı. Düşünün ki Bart Bass (Robert John Burke) gibi inanılmaz güçlü bir adam kendine öldü süsü verecek kadar büyük bir tehditle karşılaşıyor. Bu arada oğluna ve o sırada evli olduğu kadına haber vermiyor. Ardından Bart’ın herşeyinden vazgeçmesine sebep olan şeyin anlamsız bir olay olduğunu öğreniyoruz ve geri dönüp bu sefer de oğluyla uğraşmaya devam ediyor. Peki ya Lily ile Rufus’un ayrılığına ne demeli? Lily’nin ölüp bittiği Rufus’a bir anda altın avcısı muamelesi yapmasındaki mantık nerede?  Tabi dizinin adının Gossip Girl olduğunu unutmadım ama biraz daha makul olamazlar mı?

Elizabeth Hurley

Bu yılın tek güzel yanı Elizabeth Hurley oldu. Bulunduğu bölümlerin hepsine renk kattı, izletti. Yine çok düzgün yazılmış bir karakter olduğunu iddia edemeyeceğim. Ama çoğu bölümde iyi kullandılar Diana Payne’i. Girişinden gidişine kadar kadın her hareketiyle sansasyon yarattı. Hatta ben onu Chuck’ın annesi olarak bilmekten bile hoşlanmıştım. Keşke öyle kalsaydı. Tüm bu Bart Bass saçmalığına girmeyip, Hurley‘yi anne ilan etselerdi. Ne diyelim? Josh Schwartz 15 sezonluk malzemeyi 5 yılda tüketti zaten.

Blair Waldorf karakteri haricinde Gossip Girl‘e dair sevdiğim tek bir şey kalmadı. Sezon başındaki yazlık yerlerle dolu bölümleri de fena olmuyor aslında. Ama ne Dan Humphrey’nin ikinci sınıf Brooklyn entelliğine, ne de Nate Archibald’ın neresinden tutarsanız tutun elinizde kalan medya patronu havalarına meraklı değilim. Tek dileğim altıncı sezonda bitirmeleri. Alternatif finalimde Nate ve Dan trafik kazası geçirip ölüyor. Ardından Serena da Dan’in yokluğuna dayanamayıp kendini asıyor. Chuck, Avrupa seyehatlarinden birinde AIDS’e yakalanıp diğerlerinin yanını boyluyor. Sonunda da Blair bana kalıyor. Mutlu son.

En İyi Bölüm: Riding in Town Cars with Boys (Bölüm 10)
Sezon Boyu Spotlight Ödülü: Leighton Meester (Blair Waldorf)
Sezon Notu: D

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.