Bridge of Spies

Bridge of Spies

BoS
Yönetmen: Steven Spielberg | Oyuncular: Tom Hanks, Mark Rylance, Amy Ryan, Alan Alda, Austin Stowell, Scott Shepherd, Jesse Plemons, Domenick Lombardozzi, Sebastian Koch, Eve Hewson, Will Rogers, Dakin Matthews, Michael Gaston, Peter McRobbie, Stephen Kunken, Joshua Harto, Billy Magnussen | Senaryo: Matt Charman, Joel & Ethan Coen | 141 dakika | Biyografi, Drama, Tarih

bridge_of_spiesSteven Spielberg’ün, Hollywood denilince akla gelen ilk yönetmen olmasının çok geçerli sebepleri var. Her şeyden evvel 90’ların sonlarına kadar zamanın ötesinde filmler çekmeyi başarmış. Şöyle bir kariyerine baktığınızda Schindler’s List, E.T. – The Extra Terrestrial, Jaws ve Raiders of the Lost Ark’ı görmek bile fikir sahibi olmanıza yetiyor. Ama Spielberg’ün en büyük problemi, 90’lardan sonra taş üstüne taş koymayarak yoluna denenmiş formüllere sahip filmlerle devam etmiş olması. Neredeyse her yeni projesi, filmografisinin ilk yarısından bir şeyleri hatırlatıyor. Başkasının ellerinde aynı klişelerle bezenmiş senaryolar olduğunda çürük domates yağmuruna tutuyoruz. İş Spielberg’ü eleştirmeye gelince ise herkes kenara çekiliyor. Çünkü artık 10 senede bir iyi film çıkarmayı başaran yönetmene sınırsız kredi var. Tabi teknik yetisinin de kapıları araladığına şüphe yok. Spielberg, uzunca bir süredir kadrosunda tek bir kişiyi dahi değiştirmedi. Hatta Bridge of Spies’ın prodüksiyon sürecinde John Williams, Star Wars’la ilgilenmek zorunda kalınca yerini alan Thomas Newman’la ilgili de pek çok haber çıkmış, ufak bir kaos ortamı oluşmuştu. Yani demem o ki artık demode bir stili var Spielberg’ün ve ne yaparsa yapsın ağzımızda acı bir tat bırakıyor bol bütçeli prodüksiyonları. Muhtemelen 98 yılında yarışmış olsa aday olduğu her dalda ödülü göğüsleyecek cilalı filmlerinin bir yenisi de Bridge of Spies. Yine eli yüzü düzgün, ama suya sabuna dokunmayan bir başka şatafatlı drama.

Tom Hanks
Tom Hanks

1960 yılında Soğuk Savaş sırasında gerçekleşen bir kaza sonrası Amerikan pilotlarından biri Sovyetler’in eline düşünce, iki hükümet arasında takas görüşmeleri başlıyor. ABD, ilk görevinde başarısız olup esir alınan pilotuna karşılık uzunca bir süredir görev yapmakta olan KGB ajanını isteyen Sovyetler’le masaya oturuyor. Bridge of Spies isimli bu yeni Steven Spielberg filmi de James B. Donovan adındaki bir avukat tarafından yönetilen bu gayriresmi görüşmelerin öncesini ve nihayete erdiği noktaya kadar olan kısmını anlatmakta. O dönem pek çok prestijli yazarın gündemine oturan bu mesele, yıllar sonra Matt Charman’ın okuduğu Kennedy hakkındaki bir biyografide ilgisini çekmiş. DreamWorks hiç düşünmeden Charman’ın fikrini satın almış, sonrasında da uzunca bir süre yapım süreci devam edip Spielberg projenin başına geçirildiğinde de senaryo Coen Kardeşler’e gönderilip son rötüşlar yapılmış. Bu arada hemen söyleyeyim, Coenler diyince heyecanlanmayın. Çünkü teknik formaliteleri yerine getirip, teksti toparlamaktan başka hiçbir etkileri yok. Tıpkı geçen sene izlediğimiz Unbroken örneğinde olduğu gibi stüdyonun borusunun öttüğü bir şey var kısacası karşımızda.

Mark Rylance
Mark Rylance

Daha evvel Soğuk Savaş ve o dönem Sovyetler Birliği’nin çevirdiği ayak oyunları üzerine pek çok film izledik. O topraklarda yaşamakta olanların karşılaştığı maddi, manevi her türlü zorluk hakkında da sanırım sayısız film bulmak mümkün. Almanya’nın bölünmesi, Kore Savaşı, üçüncü dünya ülkeleri arasında başlayan anlamsız rekabet… Her bir başlık için yetkin bir dile sahip film bulmak mümkün. Bridge of Spies ise sanki sınavdan bir gece önce tarih kitabını okuyup, önemli kısımları fosforlu kalemle çizmiş bir öğrenci kadar hakim hikayesine. Amaç her Spielberg filminde olduğu gibi arka fona ABD bayrağını yerleştirerek ülkesini Harikalar Diyarı‘na çevirmek, Avrupa’yı ise kötü anıların biriktiği gri, hatta çoğu zaman siyah rengin hakim olduğu tatsız ve yıpranmış bir hatıra defteri olarak göstermek. Tabi bunu yaparken Janusz Kaminski’nin ustalığıyla kusursuz kareler yakalamayı ihmal etmiyor. En tatsız anlarda bile görsel olarak seyircisinin karnını doyurmaktan geri kalmıyor Bridge of Spies.

Benim filmle ilgili problemlerimin büyük bir kısmı senaryo menşeili. Mesela durmadan tekrarlanan “Endişelenmem işe yarayacak mı?” repliği yaklaşık 50 yıldır tekrarlanan bir Hollywood numarası. Dramatik anların arasına derme çatma bir espri yapıştırarak tansiyonu düşürmek, kötüyle iyinin flulaşıp birbirine karışması için mizah sosu kullanmak çoktan klişeler arasında yerini aldı. Doğu Almanya’da olup biteni anlatmak için yeteri kadar vakitleri olmadığından kötü oynanmış bir hırsızlık sahnesi var ki o da “evlerden ırak” söz öbeğinin hakkını veriyor. Bunlar yetmezmiş gibi Spielberg, KGB ajanını kollarının altından destek veren Amerikan ajanlarıyla resmedip hemen arkasından Ruslar’ın elindeki Amerikan pilotuna yapılan eziyetleri gösteriyor. Avukat ile KGB ajanı arasındaki bağ günden güne kuvvetleniyor. Hatta öyle ki finale vardığınızda iyilik timsali Tom Hanks neredeyse Mark Rylance’ı evine götürüp evcil hayvan olarak besleyeceği kıvama geliyor. Hapisaneye taşıdığı kalemler, ikram ettiği sigara, her şey “adalet” için, “hak” için, “hukuk” için naraları… Bitmek bilmeyen, baş döndürücü bir Hallmark filmi adeta.

Alan Alda, Tom Hanks ve Amy Ryan
Alan Alda, Tom Hanks ve Amy Ryan

Gelelim filmin yükünü sırtlanan iki oyuncuya. Bunlardan birisi Tom Hanks. Amerikalılar’ın üzerine titrediği biricik aktörü 90’lı yıllarda tıpkı kadim dostu Spielberg gibi arka arkaya ödüller ve adaylıklar almış pek çok prestijli gruptan. Fakat Cast Away’den beri kariyeri kavak yellerinin bir duvardan diğer duvara çarparak cereyan yaptığı çorak bir arazi adeta. Üstelik bir zamanlar pek örneği olmadığı için karakterini tamamen üzerine giymeyi tercih eden ve abartıdan kaçınmayan Hanks’in oyunu da bayatladı artık. Saving Mr. Banks, Cloud Atlas, Larry Crowne sanki başka bir yüzyılda çekilip günümüze gönderilmiş gibi duruyor Hanks’in gözümüze sokmaya çalıştığı oyunculuğu yüzünden. Bridge of Spies’da daha sakin, daha ölçülü hareket etmekte. Fakat bu sefer de “Kendini mi oynuyor?” diye düşündürttü bana. Galiba ağzıyla kuş tutsa yaranamayacak. Elmanın diğer yarısı ise Mark Rylance. Çoğumuzun tanımadığı, ama İngiltere’nin iki önemli tiyatro oluşumu Shakespeare’s Globe ve West End bünyesinde sayısız performans vermiş deneyimli bir aktör kendisi. Şimdiden alacağı Oscar adaylığı kesinleşti denilebilir. Yalnız Jake Gyllenhaal’ın Prisoners’daki tikini “iyi oyunculuk” emaresi olarak görebilenler için bir şey ifade edecektir Mark Rylance’ın abartılı jestlerin hakim olduğu oyunu. Ben pek tat almayı başaramadım.

Özetle şöyle diyeyim: Bridge of Spies, yine Spielberg fabrikasından çıkmış ortalama bir film. Kötü demeye dilim varmıyor. Çünkü sonuna kadar bir an olsun sıkılmadım. Lakin sıkılmayış sebebim Spielberg’ün artık otomatiğe bağlamış olması. Aynı taslak üzerinden isimler ve mekanları değiştirerek yaptığı filmler biter, ünlü yönetmen taptaze bir hikayeyle karşımıza çıkarsa haber verin.


Bridge of Spies İnceleyen tarih .
3.5

Benim notum

70%
70%
Sinemanın Serdar Ortaç'ına dönüşmüş Spielberg'den bir başka 9/8'lik film. Neyse ki Janusz Kaminski filmi görsel bir doyuruculuğa ulaştırıyor da "tu kaka" eleştirilere kulaklarımızı tıkayabiliyoruz.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.